“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

TAKDİM
Her insanın bir merkezi vardır. İnsana ait o merkezi tanımak “insanı tanımanın yarısı”dır. İnsanın merkezi tanındığında “diğer hususiyetlerinin tamamına dair ön fikir” edinmek mümkündür. “İnsanın merkezi, hayatı kendisiyle anladığı ve yaşadığı unsurdur.” İnsanın sahip olduğu merkezin boyutu insan, hayat ve varlığa dair yaklaşımını ortaya koyacaktır. “İnsanın merkezleri; ben hassası, zeka, akıl, duygu ve imandır.” İnsan kendi haline bırakıldığında, sahip olduğu istidat ve zafiyetlere göre bu merkezlerden birisine bağlı bir zihni evren oluşur. Müslüman şahsiyet inşasında merkez, iman ve imanın idrak maharetiyle teçhiz edilmiş hali olan akl-ı selimdir.
İnsana yapılacak kötülüklerden birisi, merkezini kendi dışına taşımak ve bir başka insanın merkezine kilitlemektir. İnsan başka bir merkeze bağlandığında ona yaptırılamayacak hiçbir şey yoktur. Fethullah Gülen, üyelerini kendi merkezine bağlayarak onları ALLAH ve Resulünün davasından uzaklaştıran ve istismar eden bir haindir. Fıtraten temiz olan insanlar farkında olmadan Fethullah Gülen merkezine bağlanmıştır. Kendi ruhlarına ve oradan Allah’a ulaşacaklarını zannettikleri vasatta Gülen’e ulaştıklarının ve orada kaldıklarının farkına dahi varmamışlardır.

Fethullah Gülen, On dört asırlık İslam irfan müktesebatından elde ettiklerini, dil ve üslup maharetiyle harmanlayıp kendi fikir imali gibi pazarlamıştır. Bu sinsi manevrayla bağlıları üzerinde bir makam elde etmiştir. Bağlılarınca Fethullah Gülen hem arif hem alim hem de büyük bir fikir adamıdır. Cemaatin ilişkilerindeki muhatap çokluğu Gülen’i, bu üç şahsiyete şamil ve üç şahsiyeti cem eden çağın en büyük adamı vasfına sokmuştur. Fethullah Gülen bu denli tehlikeli bir kişiliktir. Bu yüzden Fethullah Gülen’in sahteliğinin tüm mahiyetiyle ortaya konması gereklidir.
Fethullah Gülen ile ilgili birçok muharrir hatta eski bağlıları onun hainliğini ifşa eden eserler kaleme almışlardır. Bu eserleri kaleme alanların kahir ekseriyetinin mücerret tefekkür istidadına sahip mütefekkir olmaması, yaptıkları muhakeme ve muhasebeyi tatbikat ile sınırlı tutmuştur. İnsanlar üzerinde bu denli hakimiyet kesbetmiş bir kişilik üzerine fikri cihette bir eser yazmak, ancak mücerret fikre sahip mütefekkir bir şahsiyetin işidir.
Paralel İhanet Çetesi lideri üzerine yazılmış fikri sahadaki en derinlikli eserlerden biri Mütefekkir Haki DEMİR’in “Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi” adlı kitabıdır. Kitap Takdim yazısının ardından, “Kalbin Zümrüt Tepeleri” ve “Fethullah Gülen’in istibdat istidadı” başlıklı iki kısımdan müteşekkildir. Müellif takdim yazısında öncelikle “Zamanı gelse de gelmese de artık Fethullah Gülen’i fikri çerçevede değerlendirmeye almak lazım. Fikren yaşayan birisi, fiilen ölse de tehlike devam ediyor demektir, öyleyse fikri değerlendirme şarttır.” ölçüsünü koyarak meseleye hangi zaviyeden bakacağını izhar ediyor. Müellif, “fikir namusu” gereği, Paralel İhanet Çetesi’ni hareketin zirve ismi Fethullah Gülen ve onun zirve eseri Kalbin Zümrüt Tepeleri adlı dört ciltlik kitabı üzerinden tenkide tabi tutuyor.
Müellif takdim yazısında; “Fethullah Gülen, kitabında çok sayıda fikir hilesi kullanıyor. Tamamını keşfetmek şart, birkaçı eksik kaldığında diğerlerinin izahı zorlaşıyor, ispatı imkansızlaşıyor. Her fikir hilesi diğeriyle irtibatlıdır ve toplamı bir ağ oluşturuyor.” cümlesiyle esere nasıl yaklaşılması gerektiği hususunu okuyucuya sunuyor. Müellifin yüksek derecede mücerred tefekkür istidadına sahip olması, yapacağı tenkidin çerçevesini de belirliyor. Her ne kadar piyasada Fethullah GÜLEN’le alakalı tenkide mahsus eserler bulunsa da, bunların kahir ekseriyeti tatbikata matuf eserlerdir. “Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi” adlı eser; hem gülen hareketini hem de hareketin liderinin fikri hilesini deşifre eder mahiyette olması, eseri diğerlerinin yanında daha kıymetli kılıyor.
Kıymetli müellif, Fethullah Gülen’in fikir hilelerini deşifre ederken özellikle ilk fikir hilesini “Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eser, İslam’ın en zor meselelerini kendine mevzu edinmiştir. Fethullah Gülen’in meselelere nüfuzundaki sığlığa bakıldığında, ilk fikir hilesi ile burada karşılaşıyoruz.” tespitiyle ortaya koyuyor.
Bu kıymetli eser, İslam’ı tahrife memur içimizde yuvalanan merkezkaç mihraklara karşı ehli sünnet mensubu Müslümanlara fikri manevra imkan ve istidadı kazandırıyor.

KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ
Eserin iki kısımdan müteşekkil olduğunu işaretlemiştik. Kalbin Zümrüt Tepeleri adlı kısım on dört bölümden oluşuyor. Her bölüm temas ettiği mevzuu cihetinde bir fikir hilesini ortaya koyuyor. Kalbin Zümrüt Tepelerinin sanıldığının aksine bir hüviyette olduğu teşhis ediliyor. Şimdi eserin bünyesinde ihtiva ettiği fikri hilelerinin tetkikine geçebiliriz.

1)Kitabın Dili ve Üslubu
Müellif, önce Fethullah Gülen ‘in İslam irfanı ile meşgul olması neticesinde dil ve üslup maharetine sahip olduğunu belirtiyor. Fethullah Gülen ‘in medeniyet diline olan vukufiyeti, tasavvuf mevzuundaki büyük eksikliğini perdelemeye matuf bir manivela vazifesi gördüğü şu veciz tespitle ortaya konulmaktadır; “Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserinde, mevzuyu idrak edememenin tabii neticesi olarak, dil ve Üslubu bir manevra aleti olarak kullanmış, muhtevayı okuyucuya nakletmek için değil, aksine muhtevanın gizlenmesi için perde yapmıştır.” Müellifin bu tespiti çok doğrudur. Gülen’in hem Kalbin Zümrüt Tepeleri hem de Kırık Testi isimli sohbetlerinden derleme kitabında da dil ve üslubu, bağımlıları üzerinde hakimiyet kurma manivelası olarak kullandığı sarih bir durumdur. Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserde ele alınan muhteva, “Kelamın mevzuu değil, keşfin mevzuudur.” Bir keşif ehli olmayan Gülen eserin hiçbir yerinde “Bir adet müşahedesinden bahsetmemekte, bahsedememektedir.” Ama dil ve üslubundaki maharet bağlılarınca keşif ehli bir zat olduğu zannını oluşturmuştur. Müellifin saf bir fikir ehli olması ve meseleye ait vukufiyeti, Gülen’in meseleye ait idrak zafiyetini, dil ve üslup maharetiyle nasıl perdelediğini teşhis ve fikri hilesini deşifre etmesine imkan vermiştir.

2) kitap, “fikir mi ansiklopedi mi?”
Kıymetli müellif, dört ciltlik Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserin “her başlık altında müktesebatı” naklettiğini belirtiyor. Dört ciltlik eserde “Mevzuların tertibi bile yapılmamış, başlıklar kitaba gelişigüzel serpilmiş, her başlık altında, o başlığa ait muhtelif görüşler zikredilmiştir. Nakiller, bazen şahıslardan, bazen belli başlı mecralardan (mekteplerden-ekollerden) yapılmıştır. En mühim kısmı ise, şahıs ismi, mecra ismi verilmeden yapılan nakillerdir ki, bunların kendine ait fikirler olduğu zannı uyanmaktadır. Fikir hilelerinden birisi de burada gizlenmiştir. Yer yer rivayet ve nakil dili kullanılmış fakat bir kısmında telif dili kullanılmıştır. Oysa telif dili kullanıldığı yerlerdeki ifadelerin muhtevası da nakildir.”
Müellifin meseleye vakıf olması Gülen’in bağlılarınca telif eser olarak takdim edilen kitabın aslında fikrin yakınından dahi geçmeyecek bir nakil eser olduğunu ortaya koyuyor. Böylece eserde perdelenen bir fikir hilesi daha ifşa edilmiş oluyor. Nakilleri “telif dil ve üslubu” ile yapması, o muhtevanın kendine ait olduğu zannı oluşturuyor. Bu hile sadece Gülen’e ait değil, başkaları da yapıyor, bu hilenin teşhis edilmesi, aynı zamanda günümüzün mühim bir meselesini şuurlara sunması bakımından kıymetlidir.

3)Kitap, “keşif mi kelam mı?”
“Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserin mevzuları, kahir ekseriyetle keşif mevzuudur.” Müellif, Gülen’in zirve eserinin mevzularının kelam değil, keşif sahası olduğunu işaretledikten sonra Gülen ile ilgili şu tespiti yapmıştır; “Tasavvufun ilk ölçüsü edeptir. Edebin en sarih tarifi ise (girift tarifleri de var) haddini bilmektir. Kelam ehlinin haddini bilmesi gereken ilk mevzu ise keşif sahasına, ilm-i ledün alanına girmemesidir. Fethullah Gülen’in Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eseriyle alakalı yapılacak ilk tespit, haddini aşmış bir edepsiz olduğudur.” Müellifin bu tespiti de yerindedir. “Fethullah Gülen, keşif ve müşahede sahasına girmek gibi bir haddini bilmezlik yaptığı gibi, o sahada beyan edilmiş muhtevayı da kendince tashih etmek gibi ikinci bir edepsizlik yapıyor.” Gülen, kitabında mevzuu edindiği meseleler sayesinde bağlılarının kalb ve zihin dünyasında sarsılmaz bir makam sahibi oluyor. Müellif, Gülen’in bu sinsi manevrasını şu cümlelerle deşifre ediyor; “Dört ciltlik kitabın birkaç yeri hariç tamamında meseleye hakim olduğu zannını uyandırıyor ve hükümler veriyor. Hakkını teslim etmek için kaydedelim ki, umumiyetle nakil yapıyor, bazı yerlerde kendinin vakıf olmadığını beyan ediyor ama umumiyetle de meseleye hakim olduğu vehmini okuyucunun zihnine ve aklına zerk ediyor.” Bu tespit çok isabetlidir. Gülen’in bağımlıları üzerinde hakimiyet kurduğu en mümeyyiz vasfı mahviyet maskeli manevralarıdır. Bağlılarının zihni evreni Gülen’in işgaline maruz kaldığından, bir mevzudaki eksikliğinin beyanı bağlılarınca alçakgönülülük olarak algılanıyor. Yoksa bağlıları hocalarının tüm devirlere şamil bir alim olduğundan şüphe duymuyorlar.

4)Fethullah Gülen’in “Fikir Kabızlığı”
Fethullah Gülen, idrak ve tefekkürdeki eksikliğini dil ve üslup maharetiyle perdeleyen bir kişidir. Müellif mücerret tefekkür maharetine sahip olduğundan şu isabetli tespiti yapıyor; “Tabiatı gereği fikir ile dil ve üslup birbirine nüfuz etmiş halde bulunur ve zaten tabiatı gereği bunların birbirinden tefriki zordur. Bu sebeple bazı fikir ve ilim adamları hak etmedikleri şöhrete sahip olmuşlardır. Fethullah Gülen, meselenin tabiatındaki zorluğu iyice giriftleştirmiş, dil ve üslubunun içinde fikri arayıp bulmayı çetin bir mesele haline getirmiştir.”
Gülen meseleye ait “intihal ithamından korunmak için sık sık nakil üslubuna müracaat etmiş, nakil yaptığını gizlememiş ama her konuyla ilgili kendi fikri varmış gibi davranmaktan kaçınmamıştır.” Böylece meseleye ait fikirsizliğini perdelemeye çalışmıştır. Müellif müktesebata hakim olduğundan Gülen’in Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde işlediği ruh ve hürriyet meselesine dair sığ fikrini örnekleriyle ifşa etmiştir.

5)“İmam-I Rabbani Hazretlerini Tahfif”
Gülen daima mahviyet perdesi altında “hak etmediği bir makamı iktisap” eden bir kişiliktir. Müellifin bu mevzuyla alakalı teşhisi şudur: “Fethullah Gülen’in dilinde tarihi şahsiyetlere karşı bir hürmetsizlik yok. Hürmetsizlik yok ama buna karşılık çok sinsi bir tahfif var. Dikkatli tetkik edilmediği takdirde gözden kaçan bu husus, anlayış çerçevesini bozduğu gibi, hak etmediği bir makamı iktisap teşebbüsü olarak görünüyor.” Müellif eserinin bu bölümünde Gülen’in gizli tahfif meselesinde İmam-ı Rabbani Hazretleri ile ilgili yaklaşımını vazıh bir surette şu cümleleriyle ortaya koyuyor; “İkinci bin yılın müceddidi olan büyük İmamın beyanlarını tashih etmek cüretini gösteriyor. Büyük İmamın bir konudaki görüşünün yanlış olduğunu aşikar şekilde söylüyor ve doğrusunun ne olduğunu bildiğini iddia ediyor. Müthiş bir cüret… Birçok zat ile ilgili göstermediği bu refleksini, her nedense İmam-ı Rabbani Hazretleri hakkında açıkça ifade etmekten çekinmiyor.” Daha sonra tahfife misal pasajlar verilerek Gülen’in haksız makam iktisabı sinsiliğini ifşa ediliyor.
Fethullah Gülen’in, İmam-ı Rabbani Hazretlerini tahfif etmesi, onun beyanlarını tashih ettiğini göstermesi, ikinci bin yılın müceddidini bile tenkit edebildiğini, bu yolla ondan bile büyük olduğu vehminin yolunu açıyor. Ne kadar sinsi bir manevra… Dört ciltlik esere gömülmüş olan bu sinsilik, dikkatle teşhis edilmese, adamı bağlılarının nazarında tüm çağların müceddidi haline getirecek bir manevradır.

6)Kitapta “Tertip Ve Tasnif Zafiyeti”
Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserin tasavvuf mevzularını işlemesine rağmen “öncelikle mevzuların tertip ve tasnifi”nin olmadığı müellif tarafından işaretleniyor. Mevzuların “dağınık ve karışık” bir vaziyette işlendiği misalleriyle belirtiyor. Özellikle Gülen’in “ALLAH ile Varlık münasebetini yani tevhidi, yani mahlukatın yaratılma silsilesini dağınık ve karışık şekilde anlatma gafletinde” bulunduğu naklediliyor. Bu tertipsizlik, eserdeki hileleri gizleme imkanı oluşturuyor.

7)Fethullah Gülen, “Makam Sahibi Mi Hilekar Mı?”
Bölüm şu veciz tespitle başlıyor. “Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserinde, tasavvuftaki makamlardan birine sahip olduğu hissini veriyor. Tevazu maskesini aralayıp da altındaki derin kibri görenler talip olduğu makamın ise İnsan-ı Kamil olduğunu fark eder.” Gülen’in, “talepkarlık ve iddia sahibi olduğunu gizleme için tevazu ifadelerini sayfalarına seyrek şekilde” serpiştirdiği söylendikten sonra dördüncü ciltten bir misal verilmiştir. Seyrek olarak sayfalar arasına serpiştirilen mevzuyu anlamadığına dair ifadeleri “Aslında hakikatin beyanıdır ve gerçekten de Fethullah Gülen Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserdeki mevzuların yüzde doksanını anlamamıştır, anlama iktidarında ve makamında değildir. Fakat adamın bendeleri, bu ifadeleri, hakikatin beyanı değil, tevazuun izharı şeklinde anlamak konusunda ısrarlıdır. Çünkü Fethullah Gülen, bu türden ifadeleri kitabında az sayıda kullanıyor ve araya sıkıştırıyor. Eserin dili ve üslubu, bu ifadelerin tevazu beyanı olarak anlaşılması için tüm unsurlara ve tertibe sahip.” Gülen’in dil ve üslup maharetine sahip olması meseleye ait muhtevadaki eksikliğini tevazu maskesiyle perdelemiştir. Müellifin bu bölüme ait hükümleri ancak mevzuya vakıf olunduğunda verilecek cinstendir. Hem mevzuya ait meselelere hem de mücerred fikir istidadına sahip olmadan bu cihette hüküm vermek kabil değildir.
Çetin ve girift meseleleri kadim müktesebattan nakletmekte fakat yer yer nakil dili yerine telif dili kullanmakta, böylece kendine bir makam tahsis etmektedir. Kendi kendine tayin ettiği makamı da açıkça söylememekte, böylece muhatapları ve bağlılarının zihni evreninde oluşan müphemlikten istediği gibi faydalanmakta ve her makama sahip olma imkanını yedekte tutmaktadır.

8)Fethullah Gülen’in Mistik Merkez İnşası
Müellif bu bölümde, bir Müslümanın istikametini tayinde ana mevzuları ve alametleri şöyle sıralıyor; “İtikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdet… ” İtikat, anlayış ve tatbikatın; hakikat merkezinde harmanlanması, “mistik merkez” inşasını engeller. Hakikat merkezinden tecrit edilen itikat, anlayış ve tatbikat istismara açık hale gelir. “İslami ölçüleri istismar etmek, onları Müslümanlara karşı kullanmak, manevi karargah inşasının alameti değil, mistik merkez inşasının delilidir. İstikamet bellidir, itikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdettir. İslam’ın hiçbir ölçü ve düsturu bu istikametin dışında bir yol arayışının mazereti, delili, gerekçesi olamaz. Herhangi bir kişi ne kadar İslam’dan bahsederse bahsetsin, bu istikameti şaşırmışsa, bu istikametin dışına çıkmışsa, bu istikameti umursamaz hale gelmişse, İslami ölçüleri istismar ederek mistik merkez inşa etme yoluna girmiştir. Bunu bilerek yapıyorsa hain bilmeden yapıyorsa ahmaktadır ve gafildir.” Müellif bu tespitinin ardından Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserin “mistik merkez” inşa etmede uygun bir manevra olduğunu işaretlemiştir. “Eserindeki meselelerin tevhid mevzuları olduğu dikkate alınırsa, itikatta tevhide yöneldiği, hatta o meselelerle ilgili müktesebatın tevhide aykırı olan veya görünen kısımlarını tashih(!) ettiği hatırlanırsa, itikat ve tevhid bahsini önemsediği görüntüsü ortaya çıkar Görüntüsü diyoruz zira istikametin diğer iki unsuru şahsında ve örgütünde görünmeyince, tevhidi önemsediğini düşünmek kolay olmuyor. Kitabın içerdiği tertip ve tasnif zafiyetinin Gülen’de terkip istidadının olmadığı, “tatbikattaki vahdet meselesi”nin de diğer Müslümanlara olan yaklaşım tarzıyla istikametten ayrıldığı belirtiliyor. Müellifin bu veciz tespiti, 15 Temmuz hadisesi ile vuzuha kavuşmuştur. Bağlıları üzerinde “mistik şahsiyet inşasında Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eseri merkezi bir mahiyet ve kıymet taşımış ve bu yolla saf zihinleri bulandırmıştır.

9)Müceddid ve Mistik Şahsiyet
Müellif bu bölümde, İslam’da ruhban sınıfının olmadığını ama “dini temsil salahiyetine sahip” insanların olduğunu ve olması gerektiğini belirtiyor. Doğru anlayışın yerleşmesi ve vahdetin temini bu yolla gerçekleşecektir. Mutlak ilim Kur’an ve onun tatbiki Sünnettir. Din inşası bitmiş artık din ile inşa dönemi Efendimizden sonra başlamıştır. Din ile inşa faaliyetinde bulunan şahıslar müceddidlerdir. “Müceddid ile ruhban arasındaki farkın anlaşılmaması, son dönemde birçok problemin kaynağı haline gelmiştir.” Özellikle “Mustafa İslamoğlu gibi adamlar, dinin iki kaynağı üzerinde ameliyat yapmaya çalışan ruhbanlık müteşebbisleridir. Çünkü din ile inşa bahsiyle değil din inşası bahsiyle meşgul olmakta, dinin aslıyla oynamaktadır. Kendisinin ısrarla dinin aslından bahsettiği iddiası, her sahtekarın kendini sahih olarak sunmasındaki manevradan ibarettir.” Gülen ise “dinin usulünü bilen, bu sebeple de usule uygun hareket ettiği zannını uyandıran, müceddit edalı” bir kişiliktir. “Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserinde inşa etmeye çalıştığı muhteva Müceddid oduğu” zannıdır. Daha sonra müellif şu can alıcı tespiti yapıyor; “Fethullah Gülen, Mustafa İslamoğlu’ndan çok daha zeki olduğu için, kendine çok daha girift bir yol açmış, usule riayet ettiği zannını uyandırmış, Mustafa İslamoğlu’nun bodoslama ruhbanlık teşebbüsü yerine İslamın teyit ettiği mücedditlik bahsine girmiş, onu iktisap etmek ve inhisarına almak sinsiliğini sergilemiştir. Kaderin cilvesine bakın ki, ALLAH’ın dini, cahil bir ruhban müsveddesi (Mustafa İslamoğlu) ile zeki ve bilgili olan Müceddit müsveddesi (Fethullah Gülen) arasına sıkışmıştır. Muhtemelen bugünün imtihanlarından birisi de, bu iki merkezkaç kuvvet arasındaki sırat-ı müstakimi bulmak ve orada sebat etmektir.”

10)“Fethullah Gülen’in Velayet Hırsızlığı”
Fethullah Gülen, “mistik şahsiyet” olabilmek adına kendinde olmayan vasıflara sahipmiş izlenimi vermede maharet kesbetmiş bir kişiliktir. Müellif bu sinsi manevrayı şu pasajla dile getiriyor. “Ulaşmak istediği hedef, mistik şahsiyettir. Bunu açıkça ilan edemediği için, bir taraftan Müceddid olduğu zannı, bir taraftan da veli olduğu vehmi üretmesi gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; bir Müslüman, Müceddid olmak için de veli olmak için de gayret edebilir. Bunlar belirli makamlardır ve aynı zamanda belli menzillerdir. Bir Müslümanın bunları istemesi ve elde etmek için gayret göstermesi, her ne kadar esas olan makam sahibi olmak değil de ALLAH ‘ın rızasına nail olmak olsa da, tabiidir ve tenkide tabi değildir. Fakat bu menzillere ulaşamayan, bu makamlara çıkamayan bir insanın oralara ulaştığına dair beyan ve tavır içine girmesi, ima ve ihsasta bulunması tam anlamıyla sahtekarlıktır ve buradan veli değil ancak mistik şahsiyet çıkar.”
Gülen hattı zatında ne Müceddid ne de veli bir şahsiyettir. Bağlıları üzerinde mistik merkez inşa etmek için hem müceddid hem de veli izlenimi veren bir sahtekardır.

11)Tefekkürü İptal
Tefekkür istidadı nevi şahsına münhasır bir mahiyet arz eder. Tefekkür istidadı saf haliyle bir insanda bulunursa o insan hakiki manada bir mütefekkir olma imkanına sahiptir. “Fethullah Gülen’in kurduğu örgüt yapısında tefekkür için birkaç milimetre kare alan açmadığı, hiç kimsenin tefekküre sevk edilmediği, tefekkürün teşvik yerine engellendiği malum. Hayatın her alanında adam yetiştiren, yetiştirmeye çalışan Fethullah Gülen, her nedense tefekkür insanı yetiştirmek için serçe parmağını bile kıpırdatmıyor.” Gülen menhus emeline ulaşmak adına üniversiteleri “akademik ünvanlı” tefekkür fukaralarıyla işgal etmiş fakat bunu tefekkürü iptal ederek yapmıştır. “Fikirsiz örgüt, deli yumruğu mahiyeti taşır ki fevkalade tehlikelidir.” tespiti tefekküre bir “milimetre kare” yer vermeyen ihanet örgütünün imani ve tatbiki savrulmasının temelini ortaya koyuyor. “Fethullah Gülen mutlak otorite arayan birisidir. Bu sebeple, gövdesi büyüyen, gövdesiyle mütenasip şekilde beyni de büyümesi gereken örgütünde, fikre ve fikir adamına tahammül edemiyor. Tahammül edemiyor zira otoritesinin sarsılmasını istemiyor.” Her sahada adam yetiştirip tefekkür sahasında adam yetiştirmemiş olması örgütü üzerindeki tefekkür otoritesinin bir göstergesidir. “Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eser, İslam’ın en girift meselelerini ele alarak, fikir ve ilmin zirvesi olduğu zannını üretmektedir. Eserin nakil olması, Fethullah Gülen’in dil ve üslubuyla tezyin edildiği için, tefekkür sahibi olmayan örgüt üyeleri tarafından keşfedilemiyor. En derin meselelerde kalem oynatabilen birisi olarak meydana çıkan Fethullah Gülen, örgüt mensupları tarafından Müceddit olarak görüldüğü için, fikrin zirvesi kabul ediliyor ve kimsenin düşünmeye ihtiyaç duymayacağı bir atmosfer üretiliyor. Öyle ya, adam on dört asırdır beklenen Müceddit (veya kurtarıcı veya mehdi veya mesih filan ), öyleyse düşünmek kimin haddine…”
Tefekkür üzerinde tekel oluşturmak, sadece Gülen için değil bu istikamette yol almaya çalışan herkesin marazi bir ruh dünyasına işaret eder. Bu tür insanın sayısının az olmadığı ise bilinmelidir. Fethullah Gülen, güçlendiği için ihaneti ve marazi ruh dünyası ortaya çıkmıştır, güçlenmediği için fark edilmeyen başkalarının da olduğu hatırda tutulmalıdır. Müellif, mezkur eserinde sadece Fethullah Gülen değil, onun vesilesiyle zamanımızın ruh ve fikir marazlarını teşhis etmektedir.

12) Fethullah Gülen’in Şahsi İktidar İnşası
Gülen, örgütü üzerinde mutlak hakimiyet kurmak adına şahsi iktidarını bir takım manevralarla kuvvetlendiren bir kişiliktir. “Tecdit ve velayet makam ve salahiyetini zekice çalarak önce kendinde mistik şahsiyet sonra da örgütün üst yönetiminde mistik merkez inşa eden Fethullah Gülen, şahsi iktidar peşinde koşuyor veya tüm iktidarları şahsında toplamaya çalışıyor. Müceddit kendisi, veli kendisi, mütefekkir kendisi, bunlar yetmiyormuş gibi, siyasetçi kendisi, polis şefi kendisi, Yargıtay başkanı kendisi, holding patronu kendisi ila ahir… “ Gülen’in şahsi iktidar hırsı, “dini reforma tabi tutacak” mahiyettedir. “Şahsi iktidar inşasının baş eseri Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli kitabıdır.” Kitabında işlediği mevzulara hakimmiş tavrı sergileyen bu meselelerdeki idraksizliğini de dil ve üslup maharetiyle perdeleyen Gülen bağlıları üzerinde şahsi iktidar inşa etmiştir. Bölüm şu enfes tespitle sona ermektedir. Fethullah Gülen, şahsi iktidar hırsıyla Müslümanların tamamını yakacak kadar ağır patolojik bir ruh haline saplanmış birisidir ve asla tedavisi kabil değildir. Şerrinden ümmetinin emin kılınmasının tek yolu, zincire vurularak ruh hastalıkları hastanesinde müşahedeye alınmasıdır. Tedavisi mümkün olmadığı için müşahede altında tutularak ümmet ondan korunmalıdır.

13)Mefkuresizlik ve Menfaatçilik
Gülen hiçbir zaman hakikat merkezli bir mefkure ortaya koyamamıştır. Müellifin şu tespiti çok yerindedir; “Ne dediğini her zaman sisli bir üslubun içine gizledi, muallak ifadelerle harmanladı, müphem ifadelerle sarmaladı ve çok önemli şeyler söylüyormuş edasıyla insanları avladı. Siyasetteki Süleyman Demirel neyse, dini cemaatler alanında Fethullah Gülen odur. Çok konuşup hiçbir şey söylemeyen, çok yazıp hiçbir izah yapmayan birisi olarak Fethullah Gülen, ilim ve fikirde toplayıcıdır. Keşif ve inşa istidadı ve mahareti olmayan Gülen, İslam irfan müktesebatını tarayıp, oradan intihal ettiği metinleri kendi dil ve üslubu ile derleyen, kendi keşif ve imali gibi pazarlayan birisidir.” Hakikate mebni bir mefkurenin yanından dahi geçemeyecek bir vasfa sahip olan “Fethullah Gülen mefkuresizliğini örtbas etmek için Mefkure Yolculuğu isminde kitap yayınladı. O kitaba bakarak örgütün mefkuresi olduğunu zannetmek, Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserine bakarak Fethullah Gülen ‘i İnsan-Kamil kabul etmektir.” Gülen ve ihanet örgütünde “illa da bir mefkure aramak gerekirse, menfaatçidirler, menfaatleri için yapmayacakları yoktur.”

14) Nefs Ahlakının Şahikası
Her insan doğduğu hayatın parantezine hapsolmuştur. İslam medeniyetinin yeryüzünden çekilmesiyle birlikte, hayatı üreten kaynak batı olmuştur. Bütün medeniyet havzalarını kurutan batı uygarlığı kendi ürettiği hayatı tüm insanlığa dayatmıştır. Özelikle İslam coğrafyasında inanılan ile inanılanın tersindeki hayat anlayışı ve tarzı büyük bir tezadı da beraberinde getirmiştir. Bu menfi durum mefhumların muhteviyatında barındırdığının tersine bir anlayışın oluşmasına sebep olmuştur. Bu mefhumlardan en çok da payını alan ahlak mefhumudur. “Ahlak meselesinin sadece ahlak başlığı altında tetkik edilmesi, bugünün dil ve ıstılah kadrosunda meseleyi anlamayı imkansız kılıyor. Ateist birisi de çıkıyor ve ahlaktan bahsediyor, oysa onun bahsettiği ölçüler bizim (müslümanlar) için tam bir ahlaksızlık ifadesi. Diğer taraftan kelimeler ve mefhumlar, zaman içinde mana erozyonuna uğruyor ve merkezinden ve kaynağından kopuyor, günün kültürel değerler sistemi içinde başka manalar ifade etmeye başlıyor. İslam irfanının ıstılah haritasının unutulduğu ve ona ulaşmanın da imkansıza yakın bir zorluk arz ettiği bugün, mefhumları tetkik ederken, ana kaynağına ve ölçüsüne irtibatlayacak tavsifler elzem hale geldi. Istılah haritamızın yerinde olduğu, cemiyetin olmasa bile münevver camianın anlayış çerçevesinde bulunduğu zamanlarda ahlak dendiğinde ne kastediliyorsa, o maksadı ifade etmek için bugün başına bir sıfat ekleme ihtiyacı hasıl oldu.” Bu müthiş tespitin ardından müellif, tahrif ve tağyire en çok maruz kalan “ahlak mefhumunu aslına irca etmek, kaynağına raptetmek, merkezine bağlamak için yapılması gereken en umumi tasnif ve bu tasnife uygun tavsif, ruhi ahlak ve nefsi ahlaktır.” diyerek ahlak mefhumunun günümüzdeki tasnifini yaparak ahlak mefhumunu aslına irca ediyor. Müellif böylece Gülen’in İslam ıstılah haritamızı kaybettiğimiz vasatta ahlak mefhumu üzerine yaptığı tahrif ve tağyiri deşifre ediyor. “Fethullah Gülen, bir taraftan İslam ıstılah haritasını kaybettiğimiz bir vasatta İslami mefhumları istediği gibi eğip büküyor ve nihayet istediği gibi istismar ediyor. Diğer taraftan, derin idrak sahibi insan sarraflarının bulunmadığı bir vasatta, hikmetin şeklini sergileyerek itibar ve iktidar sahibi oluyor.” Gülen’in Müslümanlarla girdiği mücadelede taraftar bulamamış olması “kalp mütehassısları olan tasavvuf ehli, meselenin şekline itibar etmediği, şekliyle ikna olmadığı, müşahede marifetiyle kalb dünyasındaki marazları bilmesi” Gülen’in yanında bulunmamalarını yeterince izah ediyor. Bırakın tasavvuf ehlinin “ihanet örgütünün eğitim kurumlarında özel eğitimden geçmiş olanların dışında herhangi bir müslümanın bile etkilenmiyor olması, adamın kaskatı bir nefs heykeli olduğunu” gösteren bir delildir. Gülen, müellifin de işaretlediği üzere kaskatı bir nefs heykelidir. Bu yüzden nefs ahlakının zirvesidir. Sergilemiş olduğu İslam’a aykırı tavır ve davranışları Gülen’in ruh ahlakından fersahlarca uzak olduğunun kanıtıdır. Şu pasaj bunun en veciz ifadesidir. “Bugünün Müslümanları için iki adet misal var ki, hakikati anlamak için kendilerine sunulmuş fevkalade bir ihsandır. Birisi Gazze, diğeri Fethullah Gülen ve ihanet örgütü… Gazze ruhi ahlakın çelikten numunesi, Fethullah Gülen ise nefs ahlakının çamurdan heykelidir. Meseleyi derinliğine idrak edemeyenler bu iki misali unutmasınlar. Her iki misal de, kendi ufkunun kutup yıldızı gibidir, nefs ahlakının ne olduğunu Fethullah Gülen’e, ruhi ahlakın ne olduğunu Gazze’ye bakarak anlayabilirler.” Nefs ahlakının zirvesi olan Gülen’in kendini ruh ahlakının bir abidesi gibi yutturmasını ancak tecrit kafasına sahip bir mütefekkir ifşa edebilirdi.

FETHULLAH GÜLEN’İN İSTİBDAT İSTİDADI

Fethullah Gülen’i tehlikeli kılan en müessir vasfı “istibdat istidadına” sahip olmasıdır. Gülen’in bağlıları üzerinde kurmuş olduğu hakimiyetini anlamakta zorlananlar için Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi isimli eserin bu bölümü kafi derecede açıklayıcıdır. Müellif bu kısımda Gülen’in bağlıları üzerinde uyguladığı akli ve kalbi operasyonunu ifşa ediyor. Eserin ikinci kısmı altı bölümden müteşekkildir.
1)İstibdat Ustası

Bölüm şu enfes tespitle başlıyor. “Nefs ahlakına sahip kişinin en bariz hususiyeti güçlü karşısında fahişe kadar haysiyetsiz ve iffetsiz itaat, zayıf karşısında ise uçsuz bucaksız bir hakimiyet hırsıdır. Bu hususiyetin en bariz neticesi ise istibdattır.” Gülen’in bu hususiyetini idrak etmek keskin bir tecrit istidadı gerektirir. Bunu da fark edecek insan sayısı bir elin parmakları sayısıncadır. Bu vasıfta insanların da kıymetinin bilinmediği bir vasatta meydan insanların “ruh ırzına” geçen “istibdat ustalarına” kaldı. Gülen müthiş bir “istibdat ustası”dır. “Bazıları alim olduğunu düşündükleri Fethullah Gülen’in böyle biri olabileceğine ihtimal vermiyor. İhanet örgütünün özel eğitiminden geçmiş ve beyinsizleştirilmiş güruh bir tarafa, onların dışında da az sayıda böyle düşünenlerin olduğunu görmek, bu meselenin izahını gerektiriyor. Bu meselenin izahı da nefs ahlakında mahfuz”dur. Gülen nefs ahlakının “çamurdan bir heykeli”dir. “Nefs ahlakını şahsiyet olarak giyinen kişinin hayat tarzı olmaz, çünkü nefsin kibirde yükselmeyeceği bir zirve, iffetsizlik ve izzetsizlikte alçalmayacağı bir çukur yoktur. Nefs asla bir çerçeve, bir ölçü, bir mikyas sahibi olmaz, onun için sadece kendisi, kendi varlığı ve varlığının yokluğa karşı mukavemeti vardır.” Bu tespit Gülen’in en net şekilde deşifre edildiği pasajlardan biridir. Her insan nefs sahibidir. Nefste mahiyeti icabı hain olduğuna göre nasıl oluyor da nefs başka bir nefsin önünde diz çöküyor? Bunun da izahı bölümün son iki paragrafında işaretlenmiştir. “Nefs, karşısındaki nefse rızasıyla diz çöktüremediği, ancak zorla diz çöktürdüğü için, onlara ruhi ahlakı telkin eder. Ruhi ahlakın aynı istikamete yönelmesindeki istidat ve güçten faydalanmak ister. Muhataplarını nefs ahlakına değil, ruhi ahlaka davet eder, ne var ki muhataplarında inşa ettiği ruhi ahlakın istikametini kendine çevirir. Bunu yapabilmek için önce kendisi ruhi ahlak kisvesini giyer, muhataplarında da ruhi ahlak inşa eder fakat görünmez bir manevrayla ruhi ahlakın istikameti ve nihai menzilini kendinde toplar. İşte insanın en büyük ihaneti…

İnsanın en büyük ihaneti budur. Ruhi ahlak kisvesini giyinen nefsin, ruhun iman ve itaat istidadını kullanarak insanları kendine yönlendirmesi, insan denen varlık cinsinin yeryüzündeki en büyük manevrası ve en büyük ihanetidir. Ve bu ihanet, aynı zamanda insan derunundaki put imal etme mekanizmasıdır. Fethullah Gülen, bu manevra ve ihanetin son dönemdeki en büyük ustasıdır.”
2)Ruhi İstibdat

Serapa bir nefs heykeli olan Gülen, ayrıca “ruhi istibdat” ustasıdır. Bağlılarının bu denli kendisine itaatkar olmasının yegane amili insan ruhu üzerinde kurduğu istibdat maharetidir. Bu vasfı Gülen’in en tehlikeli yanıdır. Bir insanı hakikat merkezinden kopararak hakikatin merkezine kendini yerleştiren Gülen’in bu sinsi manevrasını “nefs ile ruh arasındaki güzergahta” kurduğu tuzaklarla gerçekleştiriyor. “Nefsi zapt altına alınan insanları, nefs ile ruh güzergahında farklı bir istikamete sevk etmek, bunu da ALLAH Azze ve Celle’nin Kitab-ı Kerimi ile yapmak, yani insanları ALLAH ile aldatmak mümkündür.” Gülen de bu aldatmayı ustalıkla gerçekleştiren bir haindir. İşte “Fethullah Gülen’in ruhi istibdat formülünü arayacağımız yer de” tam anlamıyla burasıdır.

“Fethullah Gülen, bağlılarının nefsini zapt altına alıyor, bu işi de İslam ve İslam’dan devşirdiği konularla yapıyor. Kullandığı usul ise İslam’ın dışında bazı mistik metotlardır. İşin sırrı da burada, İslam’dan iktibas ettiği meseleleri (konuları, esasları, ölçüleri) doğunun mistik metotlarıyla tatbik ediyor. Yabancı metotla İslami esasları uyguladığında, bir taraftan Müslüman görüntüsü tüm unsurlarıyla oluşuyor diğer taraftan İslam’ın dışında farklı neticeler veriyor.” Gülen’e bağlı insanlar hem Gülen’e hem de örgütün mahiyetine “karşı küfredildiğinde bile tahammül eden, sesini çıkarmayan, tepki vermeyen” inşa edilmiş bir zihni evrene sahip hale dönüşüyor. Bu tepkisizlik halleri Müslümanlara açtıkları savaşta acımasız bir canavara dönüşebiliyor. “Nasıl olabilir, bir insan veya insan kütlesi bu hale nasıl gelebilir?” İşte cevabı; “Fethullah Gülen, bağlılarının hepsinin ruhu haline gelince, ondan gelen emirler, insanların ruhundan gelen emirler gibi tesir ediyor. Ruhi istibdat dediğimiz bu, kimsenin ruhu yok, hepsinin ruhu Fethullah Gülen olmuş, dolayısıyla insanların üzerinde bir ruhi istibdat kurmuş. Öyle bir ruhi istibdat ki, Fethullah Gülen olmadığında ruhunu kaybetmiş kadavra haline geliyor, nefes bile alamıyorlar. Ruhi istibdat böyle bir şeydir, o istibdada uğradığınızda nefes bile alamazsınız.” Ancak bir mütefekkirin yapabileceği mükemmel bir tespit…

3)Mistik İstibdat

Gülen, İslam irfan müktesebatından devşirdikleriyle Ehl-ile sünneti esas aldığı izlenimi veren birisidir. Onu da tehlikeli kılan bu özelliğidir. Gülen, “sünnet hassasiyeti olmayan mealciler” gibi ihanet etmez. Mealci güruhun yaptığı gibi “açık şekilde din tahrifine” yanaşmaz. “O zor işlerin adamıdır, Sünnet-i Seniyye’yi reddederek veya onu hafife alarak hitap alanını daraltmaz, kendini tecrit etmez. O, sahih İslam olan Ehl-i sünneti esas aldığını söyleyerek işe başlar, çünkü dinin tahrifine uğramamış ana mecrası burasıdır, hem kalabalıktır hem de esas tahrif edilmesi gereken bizzat o çerçevedir.” Müellifin bu tespiti Gülen’in bağlıları üzerindeki mistik istibdadının hangi cihette teşekkül ettiğini işaretliyor. Gülen insanları avlayacağı mistik cazibesinin inşasında “önce herkesin bildiği, bilebileceği, araştırdığında öğrenebileceğiniz ölçülerinden bahseder. Bilinen ölçülerden bahsettiğinde hiç şüphe çekmez, herkes Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye davet edildiğini zanneder, böylece kendini teslim eder. Problem bu noktadan sonra başlar, kişilerin nefsini zapt ettikten sonra teslim aldığı için, karşısında tam bir hamur vardır, istediği gibi şekillendireceği. Bu noktadan sonra ölçülerle oynamaya başlar, ölçülerin sırasını ve yerini değiştirir. Dikkat… Ölçülerle değil, ölçülerin yeriyle oynayan birisidir Fethullah Gülen…” Mistik cazibesinin tesirinde hiçbir bağlısı Gülen’in “ölçülerin sırasını ve yerini değiştirerek farklı bir terkip imal ettiğini” anlamaz. Müellif, farklı terkip mevzuunun anlaşılması adına şu misali veriyor. “Bir arabanın parçalarını fabrikasından alan herkes, o arabayı yapamaz. Eksiksiz olarak araba parçalarını elde etmesine rağmen, arabaya sahip olamaz, zira onu inşa ve terkip etmelidir, yani montajlamalıdır. O işin maharetine sahip olmayan birisi için yani doğru anlayış ve derin idrak sahibi olan bir alim veya mütefekkir olmadan araba parçaları üst üste yığılmış bir makine hercümercidir. Tüm parçalar mevcut olduğu için aslında orada bir araba mevcuttur ama onu terkip edecek bir usta olmadığı müddetçe araba yoktur. Eğer o işin maharetine sahip olmayan birisi terkip (montaj) edecek olursa, mesela arabanın tekerlerini altına değil üstüne yerleştirebilir. Bu nedir? diye sorana da araba, bak tüm parçaları mevcut, işte tekerleri gibi bir cevap da verebilir. Evet, tüm parçaları mevcuttur ama yerli yerinde değildir, malzemenin yeri ve sırası değiştirilmiştir, böylece ortaya çıkan araba değil, bir makine yığınıdır.” Müellif farklı terkip meselesini veciz bir misal ile vuzuha kavuşturduktan sonra Gülen’in farklı terkip sinsiliğini misallendiriyor. “Fethullah Gülen’in farklı terkip sinsiliğine çok sayıda misal bulunabilir ama herkesin bildiği misalden bahsetmek gereksiz tartışmayı önler. İslam hiçbir şartta kafirle muhabbeti, Müslümanla husumeti emretmez, bunu mümkün görmez. Ama Fethullah Gülen, buradaki sıralamayı değiştiren, bunu da bağlısına kanıksatan birisidir. Yaptığı iş, ölçüleri değiştirmek değil, ölçülerin yerini değiştirmektir. Ölçüleri değiştirmediği için ikna imkanı artmakta, insanlar teslim olmaktadır. Yerlerini ve sırasını değiştirdiği ölçüler nedir? İslam, adalet mevzuunda Müslim ve gayrimüslim tefriki yapmaz ve adaleti ikame eder. Bu ölçü, bir Müslümana, başka Müslümanlarla savaşma hakkı ve salahiyeti vermez, adalet ikame edilir, gücünüz yoksa ifade edilir ve yine Müslümanların yanında olmaya devam edilir. Yani gayrimüslimin hakkı gasp edilmez, mutlaka kendisine teslim edilir ama o kadar… Fethullah Gülen, Türkiye’de ve dünyada Müslümanlarla savaşmak için bunun gibi bazı ölçüleri gündeme getiriyor ve oradan gerekçe üretiyor. İslam’ın adalet meselesinde gösterdiği hassasiyet çok yüksek olduğu için, oradan gerekçe devşirmek zor olmuyor, böylece bağlıları da adaleti gerçekleştirdikleri vehmiyle Müslümanlara savaş açmaktan, bu konuda tüm ahlaksızlıkları yapmaktan kaçınmıyor. Mezkur tespitin ardından müellif şu sorunun cevabını veriyor. ‘’Mistik istibdat bu işin neresinde? İslami ölçüleri kullanıp da farklı bir terkip meydana getiriyorsanız, İslam’dan bahsetmiyorsunuz demektir. Bu durumda geriye kalan şey, mistik bir inanıştır. İslam’ın ölçülerini İslam’ın temel maksadına aykırı bir şekilde terkip ediyor ve başka maksatlar için kullanıyorsanız, artık başka bir telakki söz konusudur.’’ Müthiş bir tespit… Herkesin gördüğü ama bir türlü idrak edemediği meseleyi tecrit istidadı ile nasıl vuzuha kavuşturduğunu görüyoruz. 15 Temmuzdan beri halen Gülen ile gönül bağını kesemeyen bağlılarının niçin bu şekilde hareket ettiği net bir şekilde izah edilmiş oluyor.
4) Manevi İstibdat
Gülen İslam’a ait ölçüler üzerinde farklı ve maksadının hilafında bir terkip oluşturup bağlıları üzerinde mistik istibdadını kurduktan sonra, İslami ölçüler üzerinden de “manevi istibdat” kuruyor. “Özü mistik istibdat olmasına karşılık, muhataplarının manevi tesirler aldığı vehmi; muhatapları açısından bir manevi istibdat oluşturuyor.” Mistik muhtevanın manevi tesir haline dönüşmesini müellif şu şekilde izah ediyor. ‘’Bir İslami meseleyi alıyor, o meseleyle ilgili tüm ölçüleri dikkatlere sunmuyor, meseleyi çerçeveleyen birkaç ölçüyü dikkatlerden kaçırıyor, böylece mevzu istismar edilebilir hale geliyor. İslami meseleden bahsedildiği için, muhatapları, yaşadıkları zihni ürpertileri, ruhi-kalbi ürperti zannediyor. Oysa Fethullah Gülen, muhataplarındaki nefs ile ruh arasındaki güzergahın ortasına bariyer kurmuştur ve dışarıdan aldıkları tesirlerin ruhlara ulaşmasına mani olmuştur. Meselenin tamamı zihni evrende deveran ediyor ve asla kalbi evrene ve ruha ulaşmıyor.” Gülen’in bağlıları üzerinde oluşturduğu zihni ürpertiler İslami ölçülerle birleşince manevi bir hal oluşturuyor. Böylece manevi istibdat teşekkül etmiş oluyor.
5)İnşa Edilmiş Zihni Evren
Müellif bu önemli bölümde, Fethullah Gülen meselesini vuzuha kavuşturmak adına hayati ehemmiyetteki şu sorular üzerinde yoğunlaşıyor; “İnsan zihni nasıldır, bir müminin zihni evreni nasıl olmalıdır, suni zihni evren inşası nedir?” Bu mükemmel soruların başlık olarak bile bilinmediği bir vasatta Gülen ile yapılan mücadelenin de ne kadar zayıf kaldığı ve kalmaya mahkum olacağı bir türlü anlaşılmıyor. Zihin nedir, Zihni evren nedir, suni zihni evren nedir? Bırakın bu sorulara cevap vermeyi bunları başlık olarak bile bilmeyen birçok yazar takımı, Gülen ile hakiki manada mücadele edemez. Temel meselelere ait tefekkürde bulunabilecek mütefekkirler ancak Gülen ile mücadelede müessir olabilir. İşte bu yüzden bu eser hayati kıymettedir. Müellif, Gülen’in zihni evren inşasını şu veciz tespitle izah ediyor. ‘’Fethullah Gülen, bağlılarının iç alemini sadece zihni evrenle sınırlı kuruyor, böylece nefs ile ruh arasındaki koridoru kapatıyor. Zihni evren, zekanın, aklın, vicdanın, duygunun, iradenin, tefekkürün tezahür sahasıdır, hiçbirinin kaynağı burada değil, tamamının kaynağı kalbi evrendedir. Zihni evren ile kalbi evren arasındaki koridoru kapattığı için, derinleşme asla mümkün değil, mesela aklın akl-ı selim haline gelebilmesi için ruhi-kalbi kaynağa inmesi söz konusu değildir. İmanı olduğunu zanneden bir insanın, Yahudi’yi Müslümana tercih etmesi, buna ikna edilmesi için yapılması gereken ilk iş, imanın(surete iman) kalbi-ruhi kaynağı ile irtibatının kesilmesi, zihni evrende sınırlandırılması ve sadece bilgi üzerine kurulması gerekir. Sadece bilgi üzerine inşa edilen iman, bilgi üzerinde yapılacak istismar, farklı (ve yanlış) terkip, maksadına muhalif kullanma gibi tüm menfiliklerden etkilenir. Bilgi üzerinde yaptığınız manipülasyonla imanın muhtevasını değiştirebilir, Yahudi’yi Müslüman’a tercih eder hale getirebilirsiniz.” Şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu? Gülen’in bağlılarının 28 Şubat, Mavi Marmara, Mısır(İhvan), 17-25 Aralık ve 15 Temmuz hadiselerindeki Müslümanlardan azade yaklaşımları.
6)Akıl Üzerinde İstibdat
Bölüm şu veciz tarifle başlıyor. “Akıl ya nefsin emrindedir ve onun kaynaklarını(yani enerjisini) kullanır veya ruha bağlıdır (akl-ı selim haline gelmiştir) ve enerjisini doğrudan ondan alır.” Aklın kendi enerjisini üretmesi mümkün değildir. Enerjisini ya nefsten ya da ruhtan üretmek mecburiyetindedir. “Fethullah Gülen, bağlılarında suni zihin inşa ederek, nefsi zapt altına almış ve enerji üretimini sıfıra yaklaştırmış, ruh ile irtibatını keserek oradan gelen enerji kaynağını da kurutmuştur. Geriye sadece kendi kalmış, bağlıların zihni evreninde akıl ile ruh arasındaki irtibat noktasına oturmuş, onların enerji ihtiyacını kendisi karşılamaya başlamıştır. İnsanların ruhlarıyla irtibatı kesildiği için ruhsuzlaşmış, nefisleri de zapt altına alındığı için günlük ihtiyaçlarını karşılayacak miktarın üstünde enerji üretemez olmuş, dolayısıyla zihni evrenlerinde aklın bağımsızlaşabilmesi, bağımsız bir şekilde çalışabilmesi, bağımsız kararlar alabilmesi imkansız kılınmıştır. Aklın faaliyete geçebilmesi için ihtiyaç duyduğu enerji, ruh ve nefisten gelmediği için, Fethullah Gülen’den emir olarak gelmektedir. Fethullah Gülen’den gelen emir, suni zihindeki kodları harekete geçirmekte, akıl için enerji üretmekte, o enerji emir olarak geldiğinden dolayı akıl, o emri yerine getirmek için faaliyete geçmektedir.” Batının epistemolojik işgaline uğramamış bir mütefekkir ancak böyle bir meseleyi izaha kalkabilir. Böylece Gülen’in bağlıları üzerinde akli istibdadı sahih bir şekilde ortaya koymuştur.

DEĞERLENDİRME
1)Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi adlı eseri, tatbikata yönelik tenkidi eserlerden ayıran başlıca vasfı Gülen ve hareketinin fikri sahada tenkide tabi tutulmasıdır.

2)Fikren yaşayan birinin bedenen ölmesi tehlikenin geçtiği anlamına gelmez. Fethullah Gülen bedenen ölse dahi fikri cihette çürütülmediği takdirde hem bağlılarının nezdinde yaşamaya devam edecek hem de müslümanlar üzerindeki itikadi ifsadı sürecektir. Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi adlı eseri kıymetli kılan özelliği, Gülen’in insanlar üzerinde gerçekleştirdiği kalbi ve zihni operasyonları ifşa edici mahiyete sahip olmasıdır.

3)Gülen ile mücadele sadece tatbikata matuf tenkitlerle gerçekleştirilemez. Tatbikata matuf yaptığınız tüm tenkitler Gülen’in bağlıları üzerinde kurmuş olduğu mistik istibdat duvarına toslayacağından bağlılarınca sinek vızıltısı mesabesinde olacaktır. Halen elim 15 Temmuz hadisesi bile Gülen’in bağlıları üzerindeki hakimiyetini kaldıramamıştır. Gülen’in bağlıları üzerinde inşa ettiği mistik, manevi, ruhi ve akli istibdat bağları, ihanet örgütü üyelerini, Gülen’in namluya sürdüğü birer kurşun askere dönüştürmüştür. Bu kıymetli eser bir Müslümana yapılabilecek en büyük kötülüğün neler olduğunu fikri cihette ortaya koymuştur.

4)Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi adlı eser Dershanelerle, 17-25 Aralık sürecinde İhanet örgütünün Müslümanlara karşı başlattığı savaşta kaleme alınmıştır. Bu dönemde birçok şahıs Gülen ve örgütüne yönelik tenkit mahiyetinde eser kaleme almış olsa dahi hiçbiri fikri derinlik cihetinde Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi adlı eserin mahiyetinde değildir. Gülen’i etkisiz kılmak için öncelikle bağlıları üzerinde yapmış olduğu kalbi ve zihni operasyonun ne olduğunu belirlemek gerekir. Müellifin saf bir fikir adamı olması, meseleye nereden nüfuz edeceğini bilmesindeki en önemli faktördür. Müellif eserinde Gülen’in bağlıları üzerinde nasıl bir operasyon gerçekleştirdiğini fikri olarak ifşa etmiştir. Bu kıymetli eserin, Gülen ile etkili mücadele için ders kitabı olarak lise ve ilahiyat fakültelerinde okutulması gereklidir.

5)Gülen ile mücadele, İslam’ı batı aklı ile okuyan ilahiyat profesörleriyle olamaz. Kur’an ve onun tatbikatı olan sünnetin rehberliğinde inşa edilmeyen kalbi ve zihni evrenlere sahip kişiler, Gülen’in birer oyuncağı olur. Gülen ve onun sapkın anlayışıyla etkin mücadele, ancak batının epistemolojik işgaline maruz kalmamış şahıslarla yürütülebilir. Bunlar da, ehl-i sünnet mecrasının üç kurucu şahsiyetleri olan arif, alim ve mütefekkirlerdir. Müellifin İslam irfan müktesebatına olan vukufiyeti batı aklının işgaline maruz kalmasını önlemiştir. Bu yüzden herkesin gördüğü ama anlamlandıramadığı meseleleri kolaylıkla vuzuha kavuşturmuştur.

6)Gülen, bağlıları üzerinde hakimiyet kurmak adına her kıymeti kolayca istismar eden birisidir. Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserinin, İslam’ın en derin meselelerinden biri olan tevhid bahsini ele alması onu kıymetli bir alim gibi göstermiştir. Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eserde ele alınan mevzulara vakıf insan sayısının az olduğu bir vasatta, nakil olan bu eser dahi telif zannedilmiştir. Yıllarca bu nakil eser üzerinden büyük bir alim kisvesine sokulan Gülen’in foyası, “Fethullah Gülen’in Fikir Hilesi” isimli eser ile ortaya çıkmıştır. Bir istismar dehası olan Gülen, tasavvufi meseleleri de istismar etmekten çekinmemiştir. Gülen bu eser sayesinde yıllarca arif, alim, müçtehit, müceddit gibi vasıflara sahip biriymiş zannı uyandıran bir sahtekardır. Kıymeti bilinmeyen mütefekkirlerimiz de olmasa, insanlar Gülen’in istismar dehasının farkına dahi varmayacaktır. Bu kıymetli eser bir Müslümanın bu tür sahteliklere karşı nasıl mevzilenmesi gerektiğinin talimini veren bir mahiyete sahiptir.

7)Bahusus eserin ikinci kısmı Gülen’in bağlıları üzerinde kurmuş olduğu hakimiyetin anlaşılması adına büyük bir ehemmiyet arz ediyor. İkinci kısım dikkatle tetkik edildiğinde görülecektir ki Gülen; İslami ölçüler üzerinde imal ettiği farklı terkipler neticesinde Müslümanlara yapılacak en büyük kötülüğü yapmıştır. Bugün halen 15 Temmuz hadisesine rağmen bağımlılarının kahir ekseriyetinin Gülen’e olan kalbi bağlılığı, bu insanların merkezinin neresi olduğunun güzel bir misalidir.

8)İnsan, hayat ve varlık bu üç temel mesele üzerinde fikri cehde bulunacak mütefekkirler kalmayınca, “çok ciddi problemlerle karşılaşıyoruz.” İnsana ait herhangi bir çalışması mevcut olmayan, “güya fikir ve ilim adamları, Fethullah Gülen gibi sinsi birisi tarafından öğrenilen bazı insani hususiyetler üzerine kurulan sistemi teşhis” etmekten bile aciz. Gülen ile etkili mücadele ancak kıymetli mütefekkirler ile yapılabilir. Müellif; insan, hayat ve varlık bahisleri üzerinde telif ettiği külliyat ile Gülen’e karşı verilecek mücadelenin tefekkür kanadını oluşturabilir. Temel meselelere hakim olmadan Gülen vakası bir kördüğüm olarak kalır. Çözülmesi mümkün olmaz. Ülkemizde mütefekkirlerden müteşekkil bir tefekkür mecrası oluşturulursa, Gülen ve merkezkaç kuvvetlerle olan mücadelede çok önemli mesafe kat edilebilir. Bir mütefekkirin kaleminden çıkmış olan mezkur eserin, bu mücadelenin işaret fişeği niteliğini taşıdığı zannındayım.

9)Gülen vakası, İslam coğrafyasının medeniyetten mahrum olması sebebiyle nüksetmiş bir hastalıktır. İslam Medeniyetinin hakim olduğu bir vasatta, bu nevi vakaların yaşanması kabil değildir. Biz Müslümanlar yeniden İslam Medeniyetinin teşekkül edeceği mecra ve müesseseleri kurmakla mükellefiz.

10) Tetkikime eserin şu son paragrafıyla son vermek istiyorum. “Son dönemde, suni zihin ve akıl inşasında en donanımlı insan Fethullah Gülen’dir. Adama karşı mücadele ettiğini söyleyen fikir ve ilim adamları, adamın bazı yetenekleri karşısında çocuk gibi kalır. Hala bunu bile anlamadan paralel örgüt mensuplarını aklını kiraya vermekle itham edenler, Fethullah Gülen ile mücadelede ancak su taşıyacak çapta adamlardır. Uyanın… ”
ÜNAL YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir