FİKİR HAREKETİ

FİKİR HAREKETİ
Tefekkür, özellikle de saf tefekkür zordur. Buna mukabil hareket daha kolay… Zaten insanların içinde tefekkür istidadına sahip olan fevkalade az, hareket istidadına sahip olan ise fevkalade çok. Hal böyle olunca, bir araya gelen insanlar, tabii olarak tefekküre değil harekete meylediyor. Buraya kadar mesele yok, hayatın akışı zaten böyledir.
Mesele, tefekkür ehli ile ilgili. Bir önceki yazımız olan “Yusuf Kaplan’dan safça sorular” başlığı altında yazdıklarımızdan mülhem, konunun fikir hareketi ile halledileceği zannı uyandı. Doğrudan hayatın pratiğine yönelen insanlar, teşkilatlanma, cemaatleşme, guruplaşma gibi yapılanmalara gidiyorlar. Tatbiki sahanın tabiatı budur, bir şeyler yapmak isteyenler, mecburen teşkilatlanmak durumundadırlar. Ne var ki teşkilatlananlar, mahrem alanlar oluşturmak mecburiyetinde kalıyorlar, ülkedeki siyasi ve hukuki rejim, “açık teşkilat” konusunu yakın zamana kadar imkansız kılıyordu. Halen de öyledir, sadece nispi rahatlamalar mevcut. Açık teşkilat numunesinde tek dil kullanılır, hedefler açıktır. Fethullah Hoca’nın milletlerarası hareketi göz önüne alındığında, Türkiye’de siyasi ve hukuki rejim açık teşkilat numunesini (modelini) mümkün kılsa bile, işin milletlerarası alana çıkma iradesi, kapalı teşkilat numunesini yine zaruret haline getiriyor. Gün gelir teşkilatınızın hedeflerini MİT’ten gizlemek ihtiyacı duymayabilirsiniz ama CIA veya MOSSAD’dan gizleme ihtiyacınız her zaman devam edebilir. Bahsini ettiğimiz konu, Fethullah Hoca hareketi veya cemaati ile ilgili değil, konu teşkilatlanmanın teknik tarafıyla ilgili…
Teşkilat çeşitleri malum; “açık hedef açık faaliyet”, “gizli hedef açık faaliyet”, “gizli hedef gizli faaliyet”… Birinci çeşit dışındaki tüm teşkilatlanma misalleri, hedefleri hakkında tereddütler uyandırmaya meyyaldir. Ne var ki, ülkede ve dünyada bu tür teşkilatlanma çeşitlerine ihtiyaç hasıl olabilir. Seksen yıllık Cumhuriyet tarihi, “açık hedef” imkanını Müslümanlara tanımadı. Bu ülkede seksen yıldır “Müslüman” olmak bile illegaldi. Bu sebeple Müslümanların bu ülkedeki hukuki durumu, Haki beyin teşkilat ile ilgili yazdığı yazı serisinde ifade ettiği gibi, “ontolojik illegalite” halindeydi. İnsan aklını ve zihnini sıkıştıran, tereddütlere boğan, şüphelerden arınmasını zorlaştıran durum, “gizli hedef” meselesinde düğümleniyor. Bazıları her İslami hareketi, “hedeflerini” bilmeden, bilme imkanı da olmadan, görünür tarafıyla (açık faaliyet cihetiyle) hoyratça tenkit ediyor. Sanki kendi teşkilatlandığında başka türlü faaliyet gösterebilecekmiş gibi… “Fikirde ucuzluk” denilen hadise çok iğrenç ve çok tahammül edilmez bir hal…
*
Tatbiki sahadaki tüm problemlere mukabil, tefekkür sahasında saf (kristalize) bir hareket başlatmak kabil… Türkiye’de fikir hürriyeti çerçevesindeki gelişmeler, İslam medeniyet inşasına kadar her türlü İslami tefekküre uygun bir iklim meydana getirdi. Nazari çerçevede gerçekleşecek olan bu tür tefekkür çalışmaları yapmak mümkün ve elzem.
Öncelikle tatbiki sahadan müstakil olarak bir tefekkür sahası açılmalıdır. Tefekkür faaliyeti, tatbikattan önce gerçekleşmeli, tatbikata istikamet tayin etmeli, tatbikatın muhtevasını imal etmelidir. Türkiye’de, her alanda tatbikatçılar (hareket adamları) tefekkür ehlinin önünde gidiyor, dolayısıyla hareket fikirden önce ve önce gerçekleşiyor. Bu hal, istikamet tayininde problemler meydana getirdiği gibi, muhteva ile ilgili ciddi tereddütler uyandırıyor. Hareket adamlarının tefekkür ehlinden muteber olması, bir taraftan tefekkürü öldürüyor, ona olan ihtiyacı azaltıyor diğer taraftan fikir-fiil sırasını değiştirip, fiil-fikir silsilesi haline getiriyor. Biz filozof değiliz, Müslümanlar felsefedeki serazat düşünce silsilesine tabi olamaz, bizim öncelikle temel metinlerimiz var, bu sebeple fikir-fiil silsilesi asla değiştirilemez. Fiilden (hareketten) elde edilen tecrübeler değerlendirilir mutlaka ama silsile ters çevrilemez.
Fikir adamlarının başlatacağı bir fikir hareketi, İslami tefekkür alanında, Müslümanların ihtiyacı olan her konuda, bir taraftan saf tefekkürle meşgul olurlar diğer taraftan da tatbikata dönük müessese fikrini (müessese numunelerini) imal ederler. Hareket adamları da, bu havzada imal edilen fikir ile istikametlerini tayin eder, tatbikatlarını gözden geçirir, muhtevalarını bilirler. Fikir hareketi başlatılamayınca, hareket adamları kendi başlarına kalıyor, kendi işlerini kendileri görüyor, böylece tatbikat sahası, tefekkür sahasını da gizli veya açık şekilde işgal ediyor.
Cemaatler, guruplar, partiler dışında (üstünde olması şart değil, onlardan bağımsız olması kafi) bir fikir hareketi, tüm Müslümanlara ihtiyacı olan muhtevayı üretmelidir. Bu mümkün olmazsa her camianın fikir adamlarının bir platformda toplanması gerekiyor. Abant platformu gibi bir şey değil söylemeye çalıştığım, İslam Tefekkür Havzasını oluşturmaktır.
*
Hareket fikirden önce başlar ve mesafe alırsa, mecburen fikir hareket içinde mayalanıyor. Hareket içinde mayalanan ve muhtevasını oluşturan fikri çerçeve, aynı zamanda teşkilat sırrı haline geliyor. Teşkilat sırrı haline gelen fikir, sorulara cevap veremiyor, kendini faş edemiyor. Bu durum, ne kadar hacimli fikirler üretilmiş olursa olsun, hareketin stratejilerine bağımlı bir özellik taşıyor ve alenileşemiyor.
Saf fikir hareketi olsa, sadece fikir ile iştigal etse, İslam’ın her alanındaki fikriyatını imal etme çabasına girse, hareket ile zehirlenmez. Davanın hareketi ile meşgul olanlar da bu fikir havzasından ihtiyaçları olanı alır ve tatbik ederler.
Bu mesele zannedildiği gibi Türkiye şartlarına münhasır değil. İnsanlık tarihi bu problemi yoğun şekilde yaşamıştır. İnsanlığın biriktirdiği tecrübe, fikri hareketten bağımsız tutmayı ilzam ediyor.
*
Fikir teknesinin yapmaya çalıştığı iş aslında bu. Fakat fikir teknesinin hacmi ve yazar kadrosu böyle bir iddiayı dillendirmeye kafi değil. “Ne yapmaya çalışıyor?” sorusunun cevabı olsun diye ifade ediyoruz.
Fikir teknesi, bütün Müslümanlara faydalı olmak için bir şeyler üretmeye çalışıyor. Bazı müessese numuneleri geliştiriyor, temel konularda fikir üretiyor ve Müslümanların faydalanmasına sunuyor. Buradan tüm Müslümanlar faydalanabilir. Bizim tefekkür ile ilgili ilk sıralarda yer alan düsturlarımızdan birisi, “fikirde hasis davranmamak”…
Bunları söylerken, fikirteknesi olarak, fikir hareketini başlatmaktan bahsetmiyoruz. Yukarıda bahsini ettiğimiz fikir hareketi çok daha çaplı bir hadise. Büyük çaplı bir hadiseyi, kendi küçük hacmimize hapsedip değersizleştirmek istemeyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir