FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-4-DEHA EĞİTİM MERKEZİ

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-4-DEHA EĞİTİM MERKEZİ
13.11.2013 tarihli Yeni Şafak gazetesinde bir haber… Haberin başlığı şu; “300 Üstün Zekalı Çocuğa Okul”… Haber şu;
“Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün MEB ile paylaştıkları bir projeden bahsetti. Ergün, ‘TÜBİTAK bünyesinde üstün zekalı çocukların eğitimine ilişkin bir çalışma yapıyoruz. 3 ilde üstün zekalı çocukların eğitimini TÜBİTAK bünyesinde kurulacak okullarda sürdüreceğiz Açılacak okulda ilkokuldan liseye kadar eğitimlerini tamamlayacaklar.’ dedi.”
Bu haber, fikirteknesinin yıllardır mücadelesini verdiği, çeşitli başlıklar altında yazılarına konu edindiği, şiddetle ve ısrarla kurulmasını tavsiye ettiği bir müessesenin haberini veriyor. Fikirteknesi, hayatın, ülkenin ve hükümetin önünde gitmeye, terakki istikametini aydınlatmaya devam ediyor. İhtiyaçları erken teşhis etmek, çözüm için tekliflerde bulunmak, kimsenin üzerinde düşünmediği konuları gündeme getirmek gibi bir vazifeyi hakkıyla ifa ediyor. Bu özelliği ile gurur duymalı…
Ne var ki fikirteknesi gurur duymak yerine derin bir hüzün yaşıyor. Zira bir konuyu fikirteknesinin gündeme getirmesi ile ülkenin gündemine girmesi arasında uzun zaman farkları var. Mesela yüksek zekalar için özel eğitim-öğretim müesseseleri açılması teklifi, “Zeka Merkezi” başlıklı yazı ile 2009 yılında yapılmıştı, hükümet meseleyi daha yeni gündemine almış görünüyor.
*
Konu ile ilgili sitemizde yayınlanan yazılardan birkaç misal verelim. Sitemiz yazarlarından Haki Demir’in, 16.12.2009 tarihinde yayınlanan “Zeka Merkezi” başlıklı yazısından bir paragraf;
“Öyleyse “zeka merkezi” neler yapmalıdır?
*Zeka merkezi, ülkenin yüksek zekalarını tespit etmeli ve ülkenin zeka haritasını ve envanterini çıkarmalıdır.
*Zeka merkezi, yüksek zekaları özel okullara almalı ve özel eğitim ve öğretimden geçirmelidir.”

Yine Haki Demir’in, 13.05.2011 tarihli, “Akl-ı Selim Okulu” başlıklı yazısından bir paragraf…
“Akl-ı Selim Okulu, hakkıyla projelendirilir ve tatbik edilebilirse, Müslümanların yirmi birinci asırda inşa ettikleri en göz alıcı müessese olur. Akıl çağının sonuna yaklaştığımız doğru. Fakat bu durum, aklı ihmal etmemizi gerektirmez. Aklı, yerli yerine oturtmak, sıhhatli bir insan anlayışı ve dünya görüşü kurmak için şart. Bu manada, tüm dünyaya sunulacak bir teorik çerçeve oluşturmanın tam zamanı olduğu zannındayız.”
Fikirteknesi, meseleyi sadece çıplak zeka olarak ele almamakta, zeka ile birlikte “akıl” meselesini de dikkate sunmakta, özellikle de “akl-ı selim” meselesini öne çıkarmaya çalışmaktadır. Akl-ı Selim, İslam’ın insana kazandırdığı akıl bünyesidir, bu akıl inşa edildiğinde hem İslam doğru anlaşılacak hem de sair tüm konular İslam’a göre doğru anlaşılacaktır. Zekanın temel vazifesi de insanda akl-ı selimin inşasına yardımcı olmaktır.
İbrahim Sancak’ın 25.12.2012 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de Deha Kültürü Yok” başlıklı yazısından iki paragraf…
“Türkiye’deki siyasi sistem (Kemalist rejim) orta zekalılara ayarlı olarak kurulmuştur, en fazla orta zekalıları tatmin etmeye kafidir. Bu sebeple de eğitim sistemini de “orta zekaya” ayarlı olarak kurmuş, yüksek zekaları ve dehaları öğütmüş veya intihar ettirmiş ve delirtmiştir. Kemalist siyasi rejimin değiştiğini anlamak için genelde “zeka”ya, özelde ise “deha”ya ne kadar kıymet verildiğine bakmak gerekir. Kurulmakta olan yeni siyasi rejim dehaları arayacak, bulacak, eğitecek ve gerekli ihtimam ve itibarı gösterecek midir? Eğer bunu yapmazsa, mahiyeti değişmiş (kemalizm yerine başka bir siyasi muhteva konulmuş) olsa bile siyasi rejim hala orta zekalılara hitap etmeye devam edecek demektir. Orta zekalılar üzerine kurulan siyasi rejimler, hangi ideolojiye dayanırsa dayansın, küçük iyilikler üretmekten başka bir başarı gösteremez. Küçük iyilikler, küçük doğrular, küçük güzellikler dünya çapında bir vizyon geliştirmeye kafi değil hatta ülkeye bile kafi değildir.
*
Ülke çapında faaliyet gösterecek bir “zeka merkezi” kurulmalı, bu merkez ülkenin tüm insan kaynaklarını (milli eğitimin katkılarıyla) taramalı, yüksek zekaları ve dehaları tespit etmeli, onlar için özel okullar kurmalı, önemli alanlara yönlendirmeli, tüm eğitim ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bir çırpıda aklımıza gelen bu işlerden ibaret değil yapılacaklar tabii ki…”
Meselenin önemli noktalarından birisi de, kültürünün olmamasıdır. Bir konu kültür haline gelmemiş ve cemiyete malolmamışsa, o konuda bir şeyler yapmak fevkalade zordur. İbrahim Sancak, meselenin özüne temas ettiği bu yazısında konuyu etraflıca tetkik ediyor.
Yine İbrahim Sancak, 17.01.2013 tarihinde yayınlamaya başladığı seri yazısının birincisi olan “Tayyip Erdoğan Anla Artık-1-” başlıklı yazısında, hükümetin kurması gereken temel müessesenin “deha eğitim merkezi” olduğunda bahisle şunları söylüyor;
“Yirmi milyona yakın öğrencisi, yüz binlerle ifade edilen öğretmen kadrosuyla Milli Eğitimde kurmaya çalıştığınız, kurabileceğinizi zannettiğiniz sistem, asla maya tutmayacaktır. Yapacağınız, yapmak zorunda olduğunuz şey “deha eğitim sistemini” kurmak…
Bunu kurabilirsiniz, çoktan kurmalıydınız. İktidarınızın başından itibaren teşebbüs etseydiniz, şimdiye kadar ülkenin zeka kaymağını hayata katmaya başlamıştınız.
*
Deha eğitim sistemini mevcut milli eğitim curcunasının içinde kuramazsınız. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ayrı bir genel müdürlük mü kurarsınız yoksa daire mi teşkil edersiniz veya Milli Eğitimin dışında mı düşünürsünüz… Bir an önce başlamalısınız…
Yapacağınız iş şu; ülkede yaklaşık on adet okul kuracaksınız. Ülkeyi, nüfus yoğunluğuna ve coğrafi özelliklerine göre on bölgeye ayırıp her bölgeye, bir okul açacaksınız. Bu okullara, Milli Eğitimin okullarındaki tüm öğrencilere uygulanacak imtihanlarla seçilmiş olan yüksek zeka ve dehaları alacaksınız. Bu okulların tüm müfredatı farklı olacak, tüm kadrosu farklı olacak, tüm imkanları farklı olacak.
Bu okullar, ortaokul (ikinci dört yıl) ile liseyi (üçüncü dört yıl) kapsayacak, yatılı olacak, öğrencilerin tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak. Bu okulların öğrenci ihtiyaçlarını karşılamak için her şehirde, birinci dört yıllık kısım (ilkokul) için, şehrin nüfusuna göre ya müstakil bir okul veya bazı okullarda özel sınıflar oluşturulacak.
Bu öğrenciler için bir de özel üniversite kurulacak, sadece bu okullardan mezun olanların girebileceği bir üniversite…”
Başka yazılar da var, meselenin anlaşılması için birkaç misalin kafi olduğu düşüncesiyle bunlarla iktifa ettik. Burada kayda geçtiğimiz birkaç misal bile Fikirteknesinin imal-i fikir kapasitesini ve ufkunu göstermesi bakımından dikkat çekici değil mi?
Şimdi mesele şu; Yüksek zekalılar için kurulacak okulun müfredatı, kadrosu, anlayışı, usulü ne olacak? Yüksek zekaları ve hatta dehaları bir okulda toplamak meseleyi halletmek için kafi değil, deha çapındaki çocukları, “orta zekalı” öğretmenlere teslim etmek, onların zekasını katletmekten başka bir işe yaramaz. Dehaların anlama hızı, orta zekalara nispete en az yüz kat daha yüksek, buna rağmen bir okula toplanan zeki çocuklara, milli eğitim okullarındaki müfredatı uygularsanız, onlara yazık edersiniz. Çünkü dehalar, ilkokulu iki yılda, orta okulu bir veya iki yılda liseyi en fazla iki yıla bitirir, bunları milli eğitimdeki süreçlere tabi kılmak, dört, dört, dört sistemine mahkum ederek aynı müfredatı uygulamak, yüksek zekaları çıldırtır, en azından atalete sevkeder.
Yüksek zekaları bir (veya birkaç okulda) toplamak iyi fikir muhakkak ama onlar için ayrı bir müfredat hazırlamak ve farklı eğitim süreçleri uygulamak şarttır. Deha kültürünün olmadığı bir ülkede onlar için ayrı bir okul kurmak, onları hakkıyla eğitim-öğretimden geçirebileceğimiz anlamına gelmez. Bu noktalara azami dikkat etmeli ve yeni usuller üzerinde çalışılmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir