FİLİSTİN ZAFERİ YA DA DÜNYA CEHENNEMİNE DOĞRU

Ümmetin savaşı, Filistin topraklarıyla (İsrail denilen domuzlar çetesinin bulunduğu yer de Filistin’dir) sınırlamayıp tüm dünya sathına yayması stratejik zarurettir. Yahudi domuzlar çetesinin dünyadaki tüm mevzilerde rahatını kaçıracak ve oradan siyasi, askeri ve iktisadi kaynak transferini Filistin topraklarına nakledecek imkânlarını berhava edecek mücahede ve mücadele usulleri ve yolları keşfetmek ve tatbik etmek gerekiyor.

İsrail’deki Yahudi domuzlar çetesini kendi başına bırakacak ve dünyanın diğer bölgelerinden yardım alamaz hale getirecek dünya sathındaki cephenin açılması halinde görülecektir ki, Filistin’deki Yahudi domuzlar çetesi, nükleer silahlarına rağmen korkudan çıldıracak raddeye gelecektir. Öyle bir çıldıracaklardır ki, ABD ye kadar yüzerek gitmeyi mümkün zannedecek hale gelecekler ve Akdeniz kıyılarından denize atlayarak yüzmeye başlayacaklardır.

*

Filistin topraklarındaki çatışmanın lojistik ihtiyaçlarını karşılamak, Filistinli yiğitlerin, Yahudi domuzlar çetesinin hesabını görmek için kâfidir. Fakat Gazze’nin ablukaya alınmış olmasından dolayı bu işin yapılamaması, o topraklar dışındaki ümmet için yapılması gerekenleri daha acil ve daha mühim hale getirmektedir. Filistin toprakları dışındaki ümmete düşen mesuliyet ise, tüm Yahudi kuruluşları ablukaya almak ve en azından iktisadi ve ticari çerçevede felç etmektir. Dünyadaki doğrudan Yahudi kuruluşları (diplomatik temsilcilikler ve Yahudi şirketleri gibi) ve dolaylı Yahudi kuruluşları (mason locaları ve Yahudi ortaklığındaki şirketleri) çalışamaz, üretemez, dağıtamaz, satamaz ve tanıtamaz hale getirmek, Filistin’deki Yahudi domuzlar çetesinin nefesini kesecektir. Dünya Yahudileri, böyle bir ÜMMET SEFERBERLİĞİ karşısında Filistin’deki Yahudi domuzlar çetesini birkaç saniyede durdurur ve Filistinliler karşısında diz çöktürerek özür diletir.

Dünyadaki domuz ırklarından biri olan Yahudi sayısının az bir kısmı Filistin’de yaşamaktadır. Bu ırkın çoğunluğunun Filistin dışında yaşaması, kendilerini yeterince güvende hissedeceklerini göstermektedir. Ve Filistin dışındaki çoğunluk, Filistin’deki domuz kalabalıklarını besleyecek kadar iktisadi varlığa sahiptir. İşte Filistin’deki Yahudi domuzlar çetesinin cesareti buradan gelmektedir. Mücadelenin en önemli noktası, maddi kaynakların imhasından önce manevi kaynakların imhasıdır. Yahudi domuzlar çetesinin psikolojik kaynaklarının en önemlisi, dünyada yaşayan Yahudi domuz ırkının çoğunluğunun büyük bir siyasi ve iktisadi güce sahip olması ve Filistin’deki domuzlar çetesini her alanda besleyebileceğine olan inançlarıdır. Filistin dışında yaşayan Yahudi domuzlarının iktisadi varlıkları ve kaynakları ablukaya alınır ve kurutulursa, Filistin’dekilerin CESARETLERİ yok olur.

* Gazze’deki Yahudi domuzlar çetesinin vahşetinin bir “insanlık krizi” olduğu istikametindeki teşhisler ve beyanlar, özünde doğru ve asildir. Fakat Müslümanların, bu noktada vahim bir hataya düşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bilmeleri gerekir. İnsanlık meselesi teşhisi, ABD, AB, Çin, Rusya vesaire dünyadaki başka güçlerin de harekete geçmesi gerektiğini düşündürüyor. Bu düşünce Müslümanların kendi öz mesuliyetini azaltacak bir rehavete sebep olabilir. Oysa dünyada, Yahudi domuzlarının, Yahudileşmiş domuzların ve Yahudi domuzlarına ses çıkarmayan kâfirlerin vicdanına iltica etmek, Müslümanlar için tefekkür zafiyetidir. Yahudi domuzlar çetesinin vahşetine karşı Müslümanlar dışındaki insanların da “insani tepki” vermeleri, kendi haysiyetleri ile ilgilidir ve bunu yapmalıdırlar. Müslümanların, kendi dışındakilerin tepkilerine mani olmamak düşüncesi ile konuyu sadece “insani mesele” olarak teşhis etmeleri, özgüven zafiyetidir. Bu mesele öncelikle Müslümanların meselesidir ve tarihte Yahudi domuzlarına en fazla yardım eden Müslümanlar olmasına rağmen, Yahudi domuzlarının en fazla Müslüman kanı dökmüş olması, Müslümanların artık bir “Yahudi meselesi” olduğunu gösterir. Dünyanın kadimden beri bir “Yahudi meselesi” olduğu vakadır ama artık Müslümanların da bir Yahudi meselesi olduğu tarihi tecrübe ile sabit hale gelmiştir.

*

İnsanlarda değerlendirilmesi yapılmamış bir düşünce sabit hale gelmiştir. Zulüm, adaleti doğurur. Daha açıkça ifade etmek gerekirse, “zulüm görenler, adil davranırlar” şeklinde bir anlayışın yaygın olduğu görülür. Oysa tarih bunun aksini tecrübe etmiştir. Zulüm gören hiçbir halk, adil olmamıştır. Tarihte bu tecrübenin tek istisnası, zulüm gören Müslümanların adil davranabildiğidir. Keza Yahudi domuzlarının da ikinci cihan harbinde gördüklerini iddia ettikleri zulüm, ya yalandır ya da o zulümden adil bir halk değil daha zalim bir halk doğmuştur. Müslümanlar dışındaki tüm insanlık âleminde zulüm adaleti değil zulmü doğurmuştur. Tarihin, içinde yaşadığımız bu günkü zaman diliminde Müslümanların bu kadar ağır ve uzun süre devam eden zulümden sonra hala adil olup olamayacağı sorusudur. Tarihte her zulümden sonra adil kalabilen Müslümanlar bu “asaletlerini” birinci cihan harbindeki ağır mağlubiyetten ve devam eden zamanda tüm İslam coğrafyasının işgal edilmesinden ve sürekli uğranılan zulümden sonra hala muhafaza edebilecekler mi? Son iki asırdır kesintisiz işgal ve zulüm gören Müslümanların hala adil kalabileceklerine inanmak, insan tabiatını tanımamaktır. İslam’ın temel kaidelerinden biri olan ADALET, Müslümanların mutlaka şahıslarında pırıldatacakları bir hususiyet olmalıdır ama bu kadar uzun süren zulüm neticesinde “Müslüman şahsiyetlerin” paramparça olduğu vakadır. Artık Müslümanlar, “şahsiyet terkiplerini” zulmün ağır tesirlerinden müstakil olarak yapacak durumda değillerdir ve bunun beklenmesi, insanüstü bir taleptir.

Müslümanların adil olma imkânını kaybetmesinin neticeleri nelerdir? Dünyanın acilen cevaplaması gereken en önemli soru budur. Zira bu sorunun cevabını asgari seviyede vermek bile dünyanın cehenneme döneceğinin anlaşılması için kâfidir. Ne demek istediğimizi birkaç noktayı izah ederek açalım.

Bir insan hem İslam imanına sahip olacak ve hem de İslam ahlak ve hukuku ile bağlı olmayacaktır. Adil olmamak, İslam ahlak ve hukukuna bağlı olmamak demektir. İslam’ın imanına sahip insanın ne kadar güçlü olduğunu dünya son birkaç on yıldır çeşitli coğrafyalardaki savaşlarda yakından görmüş olmalıdır. Bunu uzunca izah etmeye çalışmak boşuna zaman kaybıdır zira bu günkü Gazze mukavemeti bile ne demek istediğimizi anlatmaya kâfidir. İslam ahlak ve hukukundan uzaklaşmış “çıplak İslam imanı” yeryüzündeki en güçlü silahtır. Çıplak İslam imanına sahip insanların neler yapabileceğini herkesin tahayyül ve tasavvuruna bırakıyorum. Demek istediğim özet olarak odur ki, çıplak İslam imanına sahip insanların ellerinde herhangi bir silah olması dahi gerekmez. Bu imanın, şahit olduğu zulüm karşısında ürettiği öfke, bu insanların sadece elleriyle öldürebileceği insan sayısı istatistiklerin altından kalkabileceği bir toplam değildir.

Dünyanın acilen görmesi ve anlaması gereken şey, Müslümanların çıldırmak üzere olduğudur. Çıldırmış bir Müslüman, “çıplak İslam imanına” sahip kişidir. Dünyanın böyle bir öfke seli karşısında dayanabileceğini düşünmesi, tarihin en büyük gafı olur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir