FİLİSTİN’İN ZAFERİ

FİLİSTİN’İN ZAFERİ
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Filistin’in, “Üye olmayan gözlemci devlet” statüsü, ezici çoğunlukla kabul edildi. “Evet” oyları 138, “hayır” oyları 9, “çekimser” oyları ise 41… Mesele sadece oylar arasındaki sayısal farklılıktan ibaret değil aynı zamanda hangi ülkelerin hangi oyları verdikleri de fevkalade mühim. Hayır oyu kullananlar, ABD, İsrail, Kanada, Çek Cumhuriyeti ve Pasifik Ada ülkeleri (Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru ve Palau)… ABD ve İsrail zaten “taraf”, bu tarafın gücünün yettiği ülkelere bakınız, en büyükleri Kanada ve Çek Cumhuriyeti, diğerleri Muz cumhuriyeti…
ABD ve İsrail’in artık gücünün yettiği, gücünün ulaşabildiği ülkeler bunlar. Hani ABD tek süper ülkeydi, hani her şeye gücü yeterdi, hani ondan izinsiz bir iş yapılmazdı.
Büyük devletlerin güçlerinde bir gizemlilik var. Siyaseten tükenmiş olan ABD ve İsrail’in, dünyada ve ülkemizdeki süper güç intibaını devam ettirmesi, insanların bir kısmının zihni piramitlerinde hala zirvede oturuyor olması ilginçtir. Dünya, ABD’nin siyasi ve iktisadi bariyerlerin yıktı fakat insanlar psikolojik bariyerlerini yıkamıyorlar. ABD’yi yeryüzü tanrısı gibi zihinlerine oturtanlar, hala ona rağmen bir şey yapılamayacağına inanıyorlar.
Aynı durum İsrail ve Yahudi lobileri hakkında da mevcut… Dünyada Yahudilerden habersiz veya izinsiz bir şey yapılamayacağına dair kanaatler o kadar derinleşmiş durumda ki, hala insanlar Filistin’in açık zaferi karşısında meseleyi tevil etmeye çalışıyorlar. Tüm dünya ve özellikle de Müslümanlar, zihni evrenlerine giren ve yerleşen ABD ve İsrail zehirini bir an önce kusmalı, bir an önce ondan kurtulmalı, zihnini, aklını, anlayışını temizlemelidir.
Bir kısım “aydın” taifesinin de bu zehiri aklının derinliklerinde taşıdığı, zihni ve fikri faaliyetini bir türlü bu zehirin etkisinden kurtaramadığı malum. İyi ki ülkemizdeki hükümet bu kadar dar ufuklu, bu kadar korkak, bu kadar hastalıklı akıl sahibi değil. İyi ki hükümet, ABD, İsrail ve Yahudi lobisinin “mutlak güç” olmadığına, onlara karşı siyaset geliştirilebileceğine, onlarla mücadele edilebileceğine inanıyor. Türkiye’de böyle bir hükümet olmasaydı, “hayır” oyunun sayısı Türkiye ile birlikte 10 a çıkardı ve dünya bize güler, İslam dünyası ise küfrederdi. İsrail’i ilk tanıyan Müslüman ülke olduğumuzu hatırlayanlar ne demek istediğimi anlarlar.
Dünyanın her yerinde ABD ve İsrail’e rağmen sayısız hadise gelişiyor. Bunlara karşı mücadele edilemeyeceği, bunlara rağmen bir şey yapılamayacağı düşüncesi iki tür insanda kaldı. Birincisi onların ajanlarında, ikincisi de zihin ve akıl dünyaları onlar tarafından işgal edilen, onlar tarafından şizofreniye çevrilenler. Yeter artık… Tüm dünyanın ABD ye rağmen oy kullanabildiği bir vasatta, zihinlerini onların işgaline müsaade eden veya zihinlerini onların işgalinden en son kurtaran biz olmayalım. Yakışmıyor bize…
İnsanların kendi kendilerine inşa ettikleri “psikolojik bariyerler” kendileri tarafından yıkılmalıdır. Hadiselerin gelişmesi bu bariyerlerin yıkılmasına kafi gelmiyor zira psikolojik bariyerler yerinde durduğu müddetçe gelişmeleri tevil ediyor. Her insan kendi psikolojik dünyasını yine kendi yıkmak ve yenilemek zorunda… Dışarıdan müdahale çok zor, insan zihni o kadar muhkem savunma hatları kuruyor ki, dışarıdan nükleer saldırıyla bile yıkmak kabil olmayabiliyor. Müslüman dünyada azınlık durumuna düşen bu tür zihni organizasyonlara sahip kişiler, Müslüman efkar-ı umumiyeyi zehirlemeye devam ediyor, bir an önce kendilerine gelmelerinde fayda var.
*
Sürekli yazıyor ve söylüyoruz, batı dünyası artık İsrail’i taşıyamıyor. Avrupa açıkça İsrail’i taşıyamadığını deklare etme safhasına geldi, bazı ülkeler Filistin lehine oy kullandı. ABD de İsrail’i taşıyamaz hale geldi ama Yahudi lobisinin ABD’deki gücünün Avrupa’dakinden daha fazla olması hasebiyle oradaki gelişmeler daha yavaş ilerliyor. Bu günlerde Avrupa’nın açıkça dillendirdiğini, ABD gizli mahfillerde, kapalı kapılar arkasında ifade ediyor. Öyle ya da böyle, yakın veya orta vadede ABD de İsrail’i taşıyamayacağını açıkça dillendirecek ve yardımlarını daha da azaltacaktır.
ABD’nin İsrail için hayati derecede mühim bir konuda dünyadan elde ettiği desteğin miktarına veya dünyayı (ülkeleri) etkileme derecesine bakıldığında, İsrail’i taşıyamadığı açıkça görülmüyor mu? Taşıyamadığını deklare edip, İsrail’e yardımlarını açıkça azaltması başka, durumun böyle olması başkadır. Bu gün gerçek haline gelen hadise, yarın fikir haline gelecektir.
ABD’nin bu günkü hali, açıkça Filistin’e, gizlice de İsrail’e kızmak şeklinde tezahür ediyor. Yakın gelecekte bu durum değişecek ve İsrail’e açıkça kızmaya başlayacaktır. Zira İsrail çevresindeki siyasi kuşatma, ABD’nin İsrail hamisi olmasından dolayı aynı zamanda ABD’yi de içine alıyor. Tabii ki ABD’yi kuşatacak bir güç bu gün için yok ama İsrail etrafındaki siyasi kuşatma, ABD için diplomatik kuşatmaya dönüyor. ABD diplomasisinin BM Genel Kurulundaki oylamada sergilediği başarısızlık başka nasıl izah edilebilir?
ABD, İsrail’e verdiği desteğin İslam dünyasında aynı derecede kendine kin, nefret, düşmanlık olarak döndüğünü tabii ki biliyor, görüyor, farkediyor. Yahudi lobisinin baskısı ile hala sesini “resmi” olarak ve yüksek tonda çıkaramıyor olması, içten içe kaynamasına mani olmuyor. Birleşik devletler ve o coğrafyada yaşayan üç yüz milyonluk halk kütlesi, İsrail sebebiyle kendine yönelen, her gün de artan kin ve nefreti, aynı şekilde İsrail ve Yahudilere yansıtıyor. Kendine yönelen kin ve nefretin sebebinin Yahudiler olması, kendinin de Yahudilere aynı şekilde kin ve nefret biriktirmeye başladığını gösteriyor. ABD’nin ve (özellikle de ABD halkının), hiç gereği yokken bu çapta bir kin ve nefreti göğüsleyeceğini düşünenler aldanıyorlar. ABD’de, yakın gelecekte İsrail ve Yahudilere dönük nefret fırtınaları esmeye başlayacak, Yahudilerin yeryüzü cenneti olan ABD, yeryüzü cehennemine dönecektir.
*
Her şey birbiriyle irtibatlıdır, bileşik kaplar teorisi gereği her şey birbirini etkiliyor, tetikliyor, besliyor. Arap baharı ve Gazze zaferi BM’deki oylamayı etkilediği ve başarıya taşıdığı gibi, oylamada ortaya çıkan tablo ise “büyük isyanı” besleyecek, ikinci dalgasını tetikleyecektir. Bütün bunlar İslam dünyasının derinlerinde “ruhi uyanışı” mayalayan, zihni ve akli silkinişi başlatan, siyasi isyanı patlatan bir tesir icra ediyor.
Yeni bir çağ başlıyor, yeniçağ, onu erken farkedenlerindir. Zihni bariyerlerine takılanlar, anlamakta zorluk çekenler, yeniçağın mecrasına dökülemeyenler tarihin dışına itilecektir. Bu çağ, bizimdir, Müslümanlarındır. Müslümanlar, bu çağı çoktan başlatmak zorundaydı, yapamadılar, Allah Azze ve Celle, bedeli ödenmemiş bu ihsanı lütfetti, bari inkar etmeyelim, bari ihsana mazhar olalım, bari o ihsanın artarak devam etmesi için elimizden geleni yapalım. Müslümanların yeniçağı anlamakta zorlandıkları esas nokta, haketmemeleridir. Hakedecek altyapıyı oluşturmamaları, mevcut gelişmeleri gerçekleştirecek kadar güçlenmedikleri için, gelişmelerin batı tarafından organize edildiğini, yine ve yeniden batının tuzağına düşmek üzere olduğumuzu düşünüyorlar. Oysa Allah Azze ve Celle, ihsanda bulunmak için sebep aramak zorunda değil ki, bazen nimetini (ihsanını) önce verir, bedelini sonra ister. Bu gün o günlerden biridir, ihsan bedelsiz geldi, öyleyse bedelini ödemek için, ihsanı haketmek için, Allah’ın rızasına nail olmak için yoğun şekilde çalışmalıyız. Kaldı ki sadece Gazze’deki zulüm, o zulme maruz kalan mazlumların duası bile tüm ümmeti kurtarmaya yetecek hacme ulaştı.
Allah’ın rahmet ve yardımını bekleyen Müslümanlar, size ne oluyor ki, sağanak halinde gelen rahmet ve yardımı ABD ve hempalarına hamlediyorsunuz. İslam coğrafyasındaki gelişmelerin ABD’nin işi olduğuna inananlar, Allah’ın rahmet ve yardım kapısını kendileri için kapattıklarının farkına ne zaman varacaklar?

FİLİSTİN’İN ZAFERİ” hakkında 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir