FRANSA KENDİNİ FEDA ETTİ

FRANSA KENDİNİ FEDA ETTİ
Elli milletvekili ile kanun çıkardılar. Hem de 577 üyeli parlamentoda. Ne demişti şair, “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa” gibiydi değil mi mısra. Artık diktatörler bile böyle yapmıyor,
Fransa ne yapıyor? Hızlı şekilde bölgesinde gelişen ve itibar kazanan Türkiye’nin önünü kesmeye mi çalışıyor? Birinci ve ikinci dünya savaşlarında paylaştıkları İslam coğrafyasının aslına dönmeye başladığı bir zamanda, Türkiye’nin önderlik yapmasına mani olmaya mı uğraşıyor? Dünyaya ve Ortadoğu’ya insani mesajlar vermeye başlayan Türkiye’nin, insani mesaj vermeye hakkı olmadığını mı göstermeye çabalıyor? Sahiden ne yapıyor Fransa?
Türkiye’nin soykırım yapmış bir ülke imajıyla boğuşması ve başka bir şey yapamaz hale gelmesi isteniyor galiba. Oysa Türkiye, mukayeseli olarak tüm Avrupa ülkelerinden çok daha temiz bri tarihe sahip. Bizim tarihimizde de problemler olduğunu inkar etmek mümkün olmasa da, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin tarihleriyle mukayese edildiğinde, ne kadar temiz görünüyor. Her ülkenin fena halde kirli olan tarihine rağmen, birilerinin kendine “temiz” muamelesi yaparak başkalarını eleştirmesinin anlamı ne?
Şöyle bir şey yapılabilir. Her ne kadar tarafımızdan meşruiyeti kabul edilmese de, BM nezdinde kurulacak bir “hakikati araştırma” komisyonu tarafından geriye dönük tüm ülkelerin “insani sicil” defteri tutulsa, her ülkenin tarihindeki soykırım, katliam, sömürü, zulüm vesaire gibi insanlık dışı hadiseler dökümante edilse, doğru bir iş yapılmış olur. Böyle bir projeksiyon içinde kendi payımıza düşeni almaktan imtina etmeyiz. Tek taraflı olarak davranmak, kendini temiz kabul etmek, başkalarına kirli muamelesi yapmak tamamen siyasi atraksiyon değil midir?
Çökmekte olan batı dünyası, yakın gelecekte mutlaka tarihinin de hesabını vermek zorunda kalacaktır. Soykırımlarının, katliamlarını, zulümlerinin, sömürülerinin vesaire her türlü gayriinsani uygulamalarının insanlık karşısında hesabını vermekten kaçınması mümkün değil. Fransa, bu türden bir hesabın en ciddi muhataplarından biri değil midir? 1960 lı yıllara kadar devam eden Cezayir soykırımının hafızalardan silindiğini mi zannediyor.
Bütün bunlara rağmen ne yapmaya çalışıyor? Haki Demir’in teşhisi, “akıl krizinde” yakalandıkları istikametinde. Akıl krizi, bir adım ilerisinde “delilik” veya “çıldırma”dır. Konuya böyle bakıldığında herhangi bir strateji aramanın lüzumsuzluğu anlaşılıyor. Delilinin yaptığı işte hikmet aramak da delilik değil midir? Hikmet biraz ağır kaçtı galiba, şöyle diyelim; delinin yaptığı işte akıllıca bir anlam aramak akıllılık mıdır?
Biz, batının hala delilik sınırını aşmadığı varsayımı üzerinden düşünmeye devam edelim. Bu durumda Ermenistan, müttefiki olan batının çökmekte olduğunu, çöküş süreci bitmeden ve gücünü nispeten muhafaza etmeye devam ettiği bu günlerde batı üzerinden Türkiye’ye hesap sormak için acele ediyor olmalı. Yakın gelecekte batı tamamen çökeceği ve artık bırakın hesap sormayı, hesap verir hale geleceği için, Ermenistan’ın soykırım stratejisini uygulamasının sonlarına geldiği düşünülebilir. Ermenistan’ın da bunu gördüğünü kabul ettiğimiz takdirde, son barutlarını atmak için harekete geçtiklerini söylemek mümkün. Gerçekten birkaç yıl sonra Ermenistan’ın soykırım taleplerine hiçbir batılı ülkenin olumlu cevap vereceğini zannetmiyorum. Bunun işaretleri de gelmeye başladı. Meksika ve Macaristan parlamentoları, Hocalı katliamını soykırım olarak tanıdı ve Ermenistan’ı kınadı. Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin bu istikamette bir talebi yoktu. Bu iki ülkede ciddi sayıda ve etkili Türk nüfus da yok. Türkiye’nin gelişmesi ve güçlenmesi ile Azerbaycan’ın petrol ve doğalgaza dayalı zengin ekonomisi, kendiliğinden dış politika tezlerinin makes bulmaya başladığını gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye ve Azerbaycan’ın dış politika konusu haline bile getirmediği Hocalı soykırımını, yabancı ülkeler kendiliğinden tanıyor ve kınıyor. Güç böyle bir şey işte…
Böyle bir süreç içindeyken Fransa’nın keskin militan tavrıyla öne atılması, bu gün anlamasa da kendini feda etmesine yol açacak. Fransa üzerinden başlayacak Türkiye dış politikası, batıyla cepheden hesaplaşmak zorunda kalacak. Türkiye’nin batıyla cepheden hesaplaşması durumunda kullanabileceği imkanların ne kadar fazla olduğu yakın zaman içinde anlaşılacak. Ülkedeki Kemalist akılsızların, batıdan başka çıkar yol olmadığını söylemelerine bakmayın. Batı, Türkiye’nin kendilerine cepheden taarruz etmemesinden dolayı ayakta kalıyordu. Zaten batıya cepheden taarruz edecek bir hükümet de gelmemişti bu zamana kadar.
Türkiye batıya cepheden toslamaya başladığında, bunun ilk hedefi tabii olarak Fransa’dır. Bu Türkiye’nin değil, Fransa’nın seçimidir. Fransa, yakın zaman sonra kendini feda ettiğini, hem de çok basit bir sebeple bunu yaptığını görecek ve tüm gücüyle Ermenistan üzerine baskı yapacaktır, Türkiye’nin tezlerini kabul etmesi için…
FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir