GAZETE YÖNETİMLERİ VE PATRONLAR

GAZETE YÖNETİMLERİ VE PATRONLARI
Gazete yönetimleri hep ilgi çekici olmuştur. Benim ilgimi çeken nokta, patronaj ile yayın yönetimleri arasındaki ilişkiler. Nasıldır, hangi kriterlerle yürür, alt-üst ilişkisi nasıl şekillenir? Bu konuda kamuoyuna bilgi sızmaz, çünkü çok özel bir olaydır. Yanlış anlaşılmasın, bizim için aslında haber değeri olan en önemli olaylardan biridir, özel olması, patron ile genel yayın yönetmeni içindir. Fakat haberi yapacak olan gazete olduğuna göre, bu ikisi arasındaki ilişkinin “haber” olarak gazete sayfalarına yansımasını beklemek garip olur.
Genel yayın yönetmeninin inisiyatif derecesi ne kadardır mesela. Gazetenin ne kadarı patronun ne kadarı genel yayın yönetmeninin ürünüdür? Neden mi merak ediyorum? Gazetelerdeki ahmaklıkları gördükçe, sorumlu arıyorum da ondan. Siz merak etmiyor musunuz, ahmak kimdir veya ne oranda dağılmıştır. Kim inkar edebilir, bu konunun meraka değer olduğunu. Tabii ki aksi de sözkonusu, başarılı bir çalışmanın veya iyi bir gazeteciliğin iftihar payının nasıl paylaşıldığı merak edilmez mi?
Patron, hangi haberlerin yayınlanıp hangilerinin yayınlanmayacağı hususunda bir talimatname koyuyor mu genel yayın yönetmeninin önüne? Veya hangi haberin “nasıl verileceğine” karışıyor mu? Böyle bir durum var ise oranı nedir, ne kadarı patronun talimatı ile ne kadarı genel yayın yönetmeninin inisiyatifinde?
Ülkede gazete patronlarının tamamı iş adamıdır. Bu durumda sansür mutlaka vardır. Aşağı yukarı tüm genel yayın yönetmenleri aynı zamanda köşe yazısı yazıyor. Yazdıkları köşe yazılarında “ahlak”, “erdem”, “ilke” gibi fosforlu kelime ve kavramları cömertçe kullandıklarına göre, gazete patronajının yatırımları ve iş hayatı ile ilgili (mesela hükümete yakınlığı, uzaklığı konusunda) “övgü” dolu haber ve yazılardan başka manaları ihtiva eden yazı yazmamaları, patronlarının bu ülkedeki “en ahlaklı” insan olmasından mı kaynaklanıyor? Gerçekten halkın en ahlaklı insanları gazete patronları mı? Hadi canım.
Genel yayın yönetmenleri, patronlarının iş hayatıyla ilgili mesela bir yolsuzluk veya bir usulsüzlük bilgisine ulaştığında kendilerini nasıl hissediyorlar. Bu tür haberleri yayınlamadıklarını bildiğimiz için soruyu şöyle sormuyoruz, “bu haberi yayınlayıp yayınlamamak konusunda yaşadıkları psikolojik sıkıntının derinliği nedir?”. Fakat soruyu şöyle sormalıyız, patronlarının kanunsuzluğunu yayınlamadığı gün, başka insanların kanunsuzluğunu yayınlarken nasıl erdem, ahlak gibi büyük laflar edebiliyorlar? Nasıl yaptıkları bir tarafa, daha önemli bir konu var. Bu tür derin çelişkiler, insan psikolojisinde yerleşik sapmalar oluşturur. Bir müddet sonra, mesele psikolojik olmaktan çıkar ve psikiyatrik hale gelir, yani klinik vaka olur. Fakat hiçbir genel yayın yönetmeninin klinik vaka haline geldiğine şahit olmadık bu ülkede. Neden?
İşte bu sorunun cevabı önemli, peşine gitmeye değer. Eğer bir genel yayın yönetmeni, patronunun usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını yayınlamıyor fakat başka insanların usulsüzlüklerini yayınlıyor ve üstelik onlara, yüksek perdeden ahlak satarak yapıyorsa, iki ihtimalden biri ortaya çıkar. Ya bir müddet sonra klinik vaka haline gelir (ki gelmedikleri malum) veya bu hali (derin ahlaksızlığı) zihinlerinde ve akıllarında normalleştirir ve meşrulaştırırlar. Normalleştirmek, onu kişilik haline getirmektir. Bu ihtimal, bir insan için, klinik vaka haline gelmesinden daha kötü değil mi? Kişiliğini böyle örenler için cevap, hayır.
Anlaşılan o ki, genel yayın yönetmenlerinin tek şansı, patronlarının ahlaklı olması, usulsüzlük, yolsuzluk vesaire yapmaması. Bunun dışındaki tüm ihtimaller, genel yayın yönetmenlerini canına okur, ya aklının canına okur ve klinik vaka haline getirir veya kişiliğinin canına okur ve kişiliksiz hale getirir. Vay canına, kliniğe yatan olmadığına, gazete patronlarının hepsinin de temiz olmadığına göre, memleketin medya aleminin ne halde olduğuna bakın.
Az sayıda gazetenin patronu iş adamı değil. Bunlar konumuzun dışında. Tabii ki onların da başka problemleri varsa, o problemlerle ilgili olarak yine konumuzun içinde.
Ağır mı oldu ne? Yazdığımızı bir okuyalım. Hım… Gerçekten ağır olmuş. Ama bu bizim suçumuz değil, konu bu. Sahi genel yayın yönetmenleri bu kadar ağır bir olayı nasıl taşıyorlar? Bak şimdi bunu da merak ettim. Bu öyle bir iş ki, “Allah yardımcıları olsun” da diyemiyoruz. Yoksa ahlaksızlığı teşvik etmiş olmaz mıyız? Hani gayrimüslimlere, “Allah rahmet etsin” denemediği için “toprağın bol olsun” derler ya, bizde ahlaksızlığı teşvik etmemek için o cinsten bir şey söyleyelim bari, kolay gelsin.
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir