GAZETE YÖNETİMLERİ VE YAZARLAR

GAZETE YÖNETİMLERİ VE YAZARLAR
Gazeteler, müsademe-i efkarın arenasıdır. En azından fikrin olduğu farz edilen ülkelerde böyledir. Başka arenalarda var, dergi gibi ama gazetelerin yaygınlıktan kaynaklanan hakimiyeti vaka. Müsademe-i efkar için fikir, fikir için fikir adamı gerekir. Bunlar yoksa arena, şövalyelerin savaşlarına değil, hokkabazların, şarlatanların şovlarına mekan olur. Yayın yönetmenleri de, ya yiğitlerin asil kumandanı veya şarlatanların yılışık antrenörü haline gelir.
Arenaya kimlerin çıkacağına karar veren kim? Genel yayın yönetmenleri mi, patronlar mı yoksa başkaları mı?
Genel yayın yönetmenleri karar veriyorsa, gazetenin köşe yazarı profili, yönetmenin hacminin aynasıdır. Gazetelerin yazar kadrolarına bakınca, yayın yönetmenlerinin ufku, ülke adına ümit kırıcı görünüyor. Fikir adamı istihdamındaki cimrilik, gazeteleri müsademe-i efkarın şanlı arenası değil, kadınlar hamamına çeviriyor.
Yazar kadrosuna patronlar karar veriyorsa durum başka türlü bir vahamet arzediyor. Patronların yazar değil, tetikçi aradığı anlaşılıyor. Köşe yazarları, işgal ettikleri köşelerde, kahvehane sohbetleri yapıyor, patron da onlara maaş ödüyor. Fikir adamı değil de tetikçi seçmenin böyle riskleri var.
Yoksa bunlardan başkaları mı karar veriyor. Bu ihtimal yakın zamana kadar hayli güçlüydü. Ertuğrul Özkök’ün, Emin Çölaşan’ı gazeteden kovmadan kısa süre önce yazdığı bir yazıyı hatırlıyorum. Başlığı sanırım şöyle bir şeydi, “Tanrı katındaki yazarların, ölümlüler katına inme vakti geldi”. O yazıdan anlaşıldığına göre, yazarları ne patron, ne yayın yönetmeni seçiyordu. Emin Çölaşan gibi okuma yazma bilmekten başka hiçbir özelliği olmayan birinin, “çok satan” bir gazetede, bu gazete “Hürriyet” olsa bile yazması mümkün değildi. Özkök de bunu biliyordu fakat demek ki gücü yetmiyordu. Emin Çölaşan’ın suyu ısınınca, Özkök, o yazıyı yayınladı ve bir müddet sonra Çölaşan’ın işine son verildi. Çölaşan çapında (afedersiniz, çapsızlığında) birisi, hiçbir gazetede köşe yazarı olamazdı, karanlık dehlizlerde yaşayanlar tetikçi aramadığı takdirde. Hürriyetten sonra da zaten başka bir gazetede yer bulamadı, “Sözcü”yü gazete sayıyorsanız bilmem. Yazarlık değil, tetikçilik yaptığını hiçbir gazetede yer bulamamasından ve Sözcü’ye muhtaç olmasından anlayın. Kaleminin gücü, ancak yine bir tetikçi gazetede köşe kapmasına ancak kafi geldi.
Çölaşan’ın çapsızlığında köşe yazarı çok. Karanlık dehlizler aydınlığa kavuştukça ve fareler deliklerinde rahatça yaşama şansını kaybettikçe tetikçi ihtiyacı azalacak ve köşe yazarlarının çoğunluğu tasfiye edilecek. “Sıra bize mi geldi?” veya “Sıra bize ne zaman gelecek?” türünden soruları sormaya çoktan başladılar.
*
Her iş kendi mecrasına dökülmeli ve o mecrada akmalı. Tuvalette kullandığınız bir malzemeyi mutfakta kullanamazsınız. Ne kadar yıkarsanız yıkayın, kullanamazsınız. Akıl, “hijyen” meselesini hallettiği için kullanılabilir hükmünü verse de ruh kusar. Mutfakta yemek mi yiyorsunuz, tuvaletinizi mi yapıyorsunuz, karıştırırsınız. Daha tehlikeli olanı ise, bunu umursamayacak kadar hassasiyet zafiyetine tutulmanız. Bu ihtimalde ilacınız yok.
Medya kendi mecrasına dökülmeli. Patronlar ve karanlık dehlizler elini çekmeli. Yayın yönetmenleri, gazete yönetimi konusunda teknik donanıma sahip olmalılar mutlaka ama fikir adamı da olmalılar. Fikir adamı olamıyorlarsa, fikir adamını tanıyacak ve diğerlerinden ayıracak kadar fikir den anlamalılar. Patronların gazete yönetiminde dikkat edecekleri tek husus bu olmalı.
Yayın yönetmenlerinin, yazarları seçememesi, kumandanın emrine silahsız askerleri verip, düşmana saldırmasını istemek gibi bir şey. Yayın yönetmenliği koltuğuna iştiyakından dolayı buna razı olanlar, hangi kişilik sentezine sahipler?
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir