GAZZE ÖLÜMSÜZLER DİYARI

GAZZE, ÖLÜMSÜZLER DİYARI
Şehitler hakkındaki mukaddes ölçü her Müslümanın malumudur, “Onlara ölüler demeyiniz, onlar Rableri katında diridirler”. Bizim gözümüze “ölü gibi” görünüyor olmalarının ne önemi var, Allah Azze ve Celle’nin katında ne oldukları, nasıl oldukları, hangi kıymet ve ihsana sahip oldukları esas değil midir? “Hakikat” cihetiyle diri olmaları, “gerçek” cihetiyle ölü gibi görünmelerinden mukayesesiz daha kıymetli değil midir?
Şehadet, ölmeden ahirete intikal etmenin iki yolundan biridir, diğeri ise “ölmeden ölenler”… Öyleyse müminin dünyada iki maksadı var, ya “ölüp de ölmeyenlerden” veya “ölmeden önce ölenlerden” olmak. Her iki ihtimal de dünyada ölümsüz hale gelmektir. Ahirete “ölmeden” intikal etmenin iki yolu vardır ve her mümin bu yollardan birine yönelmelidir. Müjde o kimselere ki, her iki maksadı da gerçekleştirmiş olsun. Hem “ölmeden önce ölüp” hem de “ölüp de ölmeyenlerden” olmak.
“Ölmeden önce ölmek”, tasavvufun Sünnet-i Seniyyeye uygun olarak usulünü geliştirdiği, güzergahını tespit ettiği, nihai maksadını gösterdiği bir yoldur. “Nefs-i emmare”den başlayıp, nefsi ruha irca edene kadar devam eden süreç, nefsi insanın merkezi olmaktan çıkarır, hatta nefsi insanın herhangi bir hareketine tesir etmek gücünden mahrum hale getirir. Veya nefsi ruha irca etmekle, nefsi tezahürlerini de ruhi tezahürler haline getirir ki bu durumda nefsin tezahürleri de şeytani değil rahmani, dünyevi değil uhrevi mahiyet kazanır. Her halde insan “ruhi hayata” geçmiş olur. “Ruhi hayat”, saf halde yaşanmaya başlandığında ölüm gerçekleşmiş olur, ruh bedenden azade hale gelir. Zaten “ölüm”, nefsi-bedeni hayattan, ruhi hayata geçiştir, çünkü ölen ruh değil nefs ve bedendir. (Bu bahis uzun ve girifttir, burada sadece meseleyle ilgili cihetine temas edilmiştir.)
Gazze’de yaşanan hayat, ölümün kıyısındadır. Gazze halkı, ölümle ünsiyet kurmuş, ona aşina olmuş, onunla komşuluk yaparak yaşamaktadır. Ölümle kesintisiz irtibat halinde olan hayat çok hızlı şekilde arınır, çok kestirme yollardan zirveye çıkar. Böyle bir hayatı yaşayan insanlar, nefs merkezli zihni ve kalbi organizasyona sahip olamazlar, tasavvufun tespit ettiği ve yıllarca süren güzergahı, çok kısa sürelerde katederler. İnsan her hâlükârda ölümsüzlüğe meyleder, her durumda ölüme karşı direnir, ölümle hemhal olan hayatın göbeğinde yaşayan insanların iç alemleri, ruha istinat eder, ruha yönelir, nefsi terkeder, nefsi terbiye eder. Tasavvuftaki uzun ve girift güzergaha girmeden “ruhi hayata” intikal edebilir. Çünkü ruh ölümsüzdür, ölümle hemhal olan insanların istinat edeceği tek merkez, ruhtur.
Tasavvufun güzergahı sulh döneminde caridir, tasavvuf da cihat döneminde Gazze halkının yaşadığı ruhi süreçleri işletir. Gazze halkının yaşadığı hayat, aslında tasavvufun sulh zamanında insanlardan istediği ruh halinin zaruri şartlarda gerçekleşmiş çeşididir. Tasavvuf ne isterdi müminlerden? Ölümü unutmamayı, her daim Allah Azze ve Celle ile birlikte olmayı, bir saniye sonra ölecekmiş gibi ahiret için çalışmayı ila ahir… Tasavvufun, sulh zamanında insanın iradesi ile yapması gerektiğini söylediği her şey Gazze’de her daim vakidir. Gazze ve Gazze halkı o kadar büyük bir ihsana muhatap olmuştur ki, kendilerinin Allah Azze ve Celle’ye ulaşmaları için katetmeleri gereken sonsuz mesafe sıfırlanmış, bizzat Allah Azze ve Celle, Gazze halkının yanına gelmiştir. Zaten insan, Allah Azze ve Celle’ye, aradaki sonsuz mesafeyi aşarak ulaşma iktidarında değil, ihsan odur ki, insana “şahdamarından yakın olan” Allah Azze ve Celle kendisine gelsin. İşte Gazze, bu gün ve bundan önce de defalarca, Allah Azze ve Celle’nin tecelli ettiği ender mekanlardan biridir, bilakaydu şart inanıyoruz ki, Allah Azze ve Celle, Gazze halkıyla beraberdir, şeksiz şüphesiz inanıyoruz ki Gazze halkı şahdamarının her atışında Allah Azze ve Celle’nin tecellisini ve rahmetini farketmektedirler, farkedebilirler.
Allah Azze ve Celle bir mekana, o mekandaki halka bu kadar yakın olduğunda, onlara bu dünyadayken cenneti ihsan etmiştir. Onlara bu dünyadayken ölümsüzlüğü lütfetmiştir. Onlara bu dünyadayken rahmetini sunmuştur. O mekanı aziz, o halkı şerefli kılmıştır. O mekanı mukaddes, o halkı asil yapmıştır.
Diğer taraftan Gazze, “ölüp de ölmeyenler” mekanıdır, şehitler diyarıdır. Gazze, her iki maksadın da gerçekleştiği “nur coğrafyadır”. Allah Azze ve Celle, Gazze’ye ve Gazze halkına, kıymeti ölçülemeyecek iki kıymeti birden ihsan etmiştir.
Gazze, yirminci ve yirmi birinci asırda Allah Azze ve Celle’nin “nur”unu indirmek için seçtiği hususi mekandır, Gazze halkı ise Allah’ın yeryüzünde “seçtiği topluluktur”. O mekan dünyanın bu çağda cennete açılan kapısıdır, o kapıdan girme imtiyazı, müminlerin bu dünyadaki her iki maksadını da gerçekleştiren, “ölmeden önce ölen” ve “ölüp de ölmeyen” yiğit ve aziz insanlara tahsis edilmiştir.
Böyledir zira Gazze, tarihte sayısız defa olduğu gibi, bir defa veya birkaç ay veya birkaç yıllık süreli imtihan alanı değil, kesintisiz imtihan alanı haline gelmiştir. Yarım asrı aşan bir zaman diliminde, kaç neslin üzerine nur yağmıştır. Yeryüzünde, yirminci asırda, Gazze kadar üzerine nur yağan başka bir mekan olmasa gerek. Bu kadar uzun süre kesintisiz nur yağan bir mekan, Allah Azze ve Celle nezdinde arınmamış, temizlenmemiş olabilir mi? Üzerine bu kadar nur yağan bir mekan, hala dünyaya ait olabilir mi? Cennet ile dünya arasındaki temel fark, cennetin nur harmanı olması değil midir? Dünyada bir mekana bu kadar nur yağdığında orası cennetleşmez mi? Bu kadar yoğun nur yağan bir mekan, dünyadaki cennet değil midir? Cennete kafirler girebilir mi? O yoğunluktaki nur içinde kafirler yaşayabilir mi? Öyleyse Gazze’de yaşayanlar cennette yaşamıyorlar mı? Ey müminler, dünyada cennetlik görmek istiyorsanız, Gazze halkına bakın… Biliriz ki dünyadayken insanların cennetlik mi cehennemlik mi olduğu meçhuldür. Lakin bunun istisnası yok mudur? Tüm ümmete yetecek kadar “mana ve rahmet” tecellisine mazhar olan Gazze, içinde yaşayan, yaşamakta ısrar eden, kaçmayan, kaçmayı düşünmeyen, asrın en organize kafirine karşı tüm yokluklara rağmen mukavemet eden halkını cennetlik yapmaz mı? Ben inanıyorum ki, Gazze’deki iman etmiş her ferdin tüm günahları affedilmiş, sadece orada yaşamaktan dolayı bile her nefesine misilsiz ve mukayesesiz sevap ihsan edilmiştir.
*
Manevi alemde böyle olan Gazze hadisesi, makul alanda nedir? Gazzeliler imtihanı yaşarken geçtiğine göre, mesele ümmetin geri kalanına aittir. Gazze, ümmet için en ciddi imtihanlardan biridir, en ağır imtihanlardan biridir. Dünyanın her neresinde yaşıyor olursa olsun her Müslüman için günün imtihanı Gazze’dir.
Manevi alemde Gazze ve Gazzelilerin yardıma ihtiyacı yok. Gazze’ye inen rahmet, tüm ümmete yetecek kadar bol. Müslümanlara düşen ise o rahmet deposundan pay almaktır. Bu gün Allah Azze ve Celle’nin rahmeti Gazze’ye iniyor olmalıdır. Tüm dünyaya, dünyanın her yerinde yaşayan Müslümanlara Allah Azze ve Celle’nin rahmeti Gazze istasyonundan dağıtılıyor olmalıdır. Bu gün şüphesiz ki Allah Azze ve Celle’ye giden yol Gazze’den geçmektedir.
Ey Müslümanlar Gazze’ye yardım edin fakat Gazze’nin sizin yardımınıza muhtaç olduğu vehmine ve kibrine kapılmayın. Yardım edin ki, o rahmet deposundan payınızı alabilesiniz, yardım edin ki, yardım ettiğiniz için yardım göresiniz, yardım edin ki, yardım ettiğiniz için rahmete nail olasınız. Lakin ne yaparsanız yapın, Gazze’nin ve Gazzelilerin sizin yardımınıza muhtaç olduğu kibrine kapılmayın ve asla Gazzelilere ne kadar muhtaç olduğunuzu unutmayın.
*
Selam olsun Mavi Marmara gemisindeki müminlere ki, onlar Gazzelilerin rızasına mazhar oldu zira ne zamandır Allah Azze ve Celle’nin “rızası”, Gazzelilerin rızası üzeredir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir