GAZZE’NİN GÖSTERDİKLERİ

GAZZE’NİN GÖSTERDİKLERİ
İsrail nam Yahudi Terör Çetesinin son Gazze saldırısı birçok konuyu netleştirdi. Daha önce müphem denklemler içinde kaybolan, hakkında karar verilemeyen, sağlam kanaatler oluşturulamayan meseleler vuzuha kavuştu. Üzerinde birçok siyasi denklemin kurulabildiği fakat nihai denklemin bir türlü teşkil edilemediği mevzular, kendiliğinden çözümü belli sarih denklemler haline geldi.
Mısır başbakanının, Türkiye dahil olmak üzere birçok Arap ülkesi dışişleri bakanının ateş altındaki Gazze’yi ziyaret edebileceği hayal bile edilmemişti. Muhtemelen Gazze’ye giden dışişleri bakanlarının da daha önce böyle bir planı ve düşüncesi yoktu, saldırı başladığında “neler yapılabilir?” sorusuna kısa sürede bulunmuş en tesirli ve en cesur cevaptı. Zaten çok küçük olan Gazze coğrafyasına yoğun ateş altında girmek, planlanmış bir düşünce olamazdı, vakanın ciddiyeti, aciliyeti ve ehemmiyeti, sıcak gündemi içinde, “sıcak düşünce” olarak uygulanmış olmalıdır. Bu düşünce bir-iki gün soğutulsa muhtemelen tatbik edilemezdi.
Muhteşem bir hadiseydi. Dışişleri bakanlarının Gazze ziyareti, savaş altındaki Gazze’ye binlerce uzun menzilli (hatta nükleer başlıklı) füzeden daha büyük bir yardımdı. Hayatta bir “siyasi alan” varsa, devletlerarası münasebetlerde siyasi saha mühim ise, Mısır başbakanının yalnız başına, dışişleri bakanlarının toplu olarak ateş altındaki Gazze’yi ziyaret etmesi, dünyaya verilmiş en güçlü, en keskin, en net bir mesajdı. Bundan bir adım ötesi, dışişleri bakanlarının kol kola girerek İsrail ordusunun üzerine yürümek ve bağırlarını açarak meydan okumaktı.
Cesareti sadece savaş alanında tarif etmek çok sığ bir anlayış ve kabadayıca bir yaklaşımdır. Savaş alanı da cesaretin tezahür edeceği alanlardandır muhakkak lakin tek saha olmadığı da aşikar. Bu cihetten bakıldığında dünya, Gazze’de yirmi birinci asrın cesaret destanını izledi. Eğer dışişleri bakanları ateş altındayken Gazze’ye yaptıkları ziyarette, İsrail’in bir şey yapmayacağını düşündülerse, derin bir ahmaklık içinde hareket etmişlerdir. Tabii ki ahmak değiller, bunlar çok zeki kadrolar, bu sebepledir ki çok cesurlar.
İşte ihtiyaç duyulan kadrolardaki iki temel hususiyet… Zeka ve cesaret… Zekaya, aklı, bilgiyi, anlayışı, ufku vesaireyi katmak mümkün. Cesarete, metanet, sabır, dirayet, irade, kudret dahil edilebilir. Netice olarak mücadele, bu iki mefhumda, zeka ve cesarette toplanır. İşte ihtiyacımız olan kadro budur. İslam coğrafyasının kısa sürede böyle bir kadro çıkarmış olması, sebebi ve kaynağı ne olursa olsun, harikulade bir hadisedir.
Bu kadronun kafi olmadığı, tüm İslam ülkelerinin dışişleri bakanlarının orada bulunmadığı, hatta sadece Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarının bile tamamının katılmadığı malum. Ama zaten tüm İslam ülkelerinin dışişleri bakanları orada olsaydı, problemlerimizin birçoğu çözülmüş, çözülme yoluna girmiş, mesafe almış olurdu. Övülmeye layık olan kadro, tabii ki Gazze’yi ziyaret etmiş kadrodur ve işte bu kadro diğer İslam ülkelerinin motor gücü olacaktır. Tüm İslam ülkelerinin dışişleri bakanları Gazze’yi ziyaret etmiş olsaydı, o durumda bir cesaretten bahsetmek bile gerekmeyecekti zira o ihtimalde zaten İsrail’in saldırma tehlikesinden bahsetmeyecektik.
Ateş altındaki Gazze’yi ziyaret düşüncesini alelacele üretebilecek kadar zeki olan, bu planını da tatbik edecek kadar cesur olan bu kadro, tabii olarak diğer Arap ve İslam ülkelerine biraz sitemle, biraz öfkeyle, biraz kırgınlıkla ama tam olarak haklılıkla hitap etme, onları tenkit etme, cepheye davet etme salahiyetine sahiptiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir