GENERALLER VE KÖPEKLERİ

Generaller ve Köpekleri

Bir generalin çok sevdiği köpeği hastalanınca bir veteriner binbaşıya götürülür. Bütün müdahalelere rağmen generalin köpeği hayatını kaybeder. Köpeğini çok seven general tâlimat vererek, köpeğinin cenazesinin Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Atış Poligonu’nun bulunduğu sahaya erler tarafından mezar kazılarak merasimle defnedilmesini ister.

Köpeğinin mezar yerine gelirken generalin ayakkabılarının çamur olmaması için yolla mezar arasına mucur dökülerek tâli bir yol yapılır ve kazılan mezarın etrafına da ince kum serilir. Böylece generalin köpeğinin cenazesine iki albay, bir binbaşı, birkaç astsubay ile erlerden oluşan cemaat bir merasim nizamıyla katılır ve ayakkabıları çamur olmadan mezar yerine varırlar.

Generalin köpeği dezenfekte edilmiş tabutta özel bir beze sarılarak, komutan, astsubay ve erlerin nezaretinde defnedildikten sonra köpeğini çok seven general hüzün dolu bir halde cenazeden ayrılırken Poligon yetkililerine “mezara dikkat edilmesi” tâlimatını verir.

Köpeğin defninden bir müddet sonra generale kötü bir haber ulaştırılır. Köpeğinin medfun olduğu sahanın, askerî lojman yapılmak üzere hemen devredileceği bildirilir ve köpeğinin mezarının taşınması gündeme gelir.

M. KEMAL, BİR KÖPEKSEVERDİ

Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı kitabında ( s.455) ve M. Kemal’in uşağı Cemal Granda’nın hâtıralarında (s.112) ilginç bir olay anlatılır. Yıl 1930. M. Kemal’in Foks adlı bir köpeği vardır. Foks, onun yatak odasından çalışma odasına kadar köşkte her yere girer çıkar ve ihtimamla korunur. Paşa, Foks için “âdeta insan, insandan akıllı” demektedir. Onun ne yiyip içtiğinden, nelerden hoşlandığına kadar her şeyiyle yakından ilgilenir.

Bir gün köşkteki odasında Millî Eğitim Bakanı Reşid Gâlib’le görüşürken, Foks, Bakanı bacağından ısırır. M. Kemal önce bozulur, uşaklarına “götürün şunu” der. Fakat az sonra gülmeye başlar. Aynı şey bir valiyle görüşmesinde de vukû bulur. Foks, valinin kalçasını ısırınca vali düşüp bayılır. M. Kemal şaşırır ve öfkelenir.

Köşke ikinci bir köpeğin gelmesinden sonra, Foks bu kez M. Kemal’in elini ısırır. Elini sararlar; “fenalık yapmak için ısırmadı” der. Bir yakın dostu “sahibini ısıran köpekten hayır gelmez. Foks’u sonsuza kadar uyutalım” diyerek ikna eder.

M. Kemal, bir veteriner ve memurlar heyetine Foks’un zehirlenerek öldürülmesini emreder. İtlaf heyeti Foks’un postunu yüzüp içini doldurarak sanki canlıymış gibi hâle getirip M. Kemal’in özel sergi odasına asmak için izin isterler. O, bu hâli görünce sinirlenir. “Götürün buradan” emrini verir. Ertesi gün M. Kemal bizzat kendisi Foks’a köşkün bahçesinde mezar yeri tesbit eder ve heyete defnedilmesini söyleyerek ayrılır. M. Kemal çok üzgündür ve günlerce yüzü gülmez.

M. Kemal’in köpek sevgisi 1. Dünya Savaşında Doğu Cephesi’ndeyken başlar. “Alp” adlı bir köpeği vardı. Köpeği onu yatak odasının kapısında bekler, izinsiz kimseyi içeri bırakmazdı. İstiklâl Savaşı sırasında da bir Yunan generalinin köpeği olan “Alber” ele geçirilmiş ve M. Kemal’e hediye edilmişti. O köpeğini de çok sevmişti.

KÖPEK SEVGİSİ VEHBÎ MİDİR?

“Köpeksever Askerler İçin” başlıklı bir yazı okumuş ve generallerin en çok Avcı (Hond), Spartar, Terrier ve Harday cinsi köpekleri sevdiklerini öğrenmiştim. Batılı ateist-hümanist anlayışa sahip bir yarın, “Köpek sevgisi olan insanların ırk ayrımı yapmayacağı…” ifadesini okuyunca ülkemdeki bâzı köpekseverlerin zihniyetini öğrenmek arzum doğmuştu.

Aslında köpeksever askerler bir fıkıhçıya danışsalar iyi olur. Köpek sevgisi vehbî midir? Yoksa kesbî midir? Manevî midir? Yoksa nefsi midir? Güzel bir sevgi midir? Ehven bir sevgi midir?

Köpeğine mektup ve şiir yazanların, hayli para harcayıp her gün üstü başını özel şampuanlarla yıkayanların, köpeklerine özel yatak odası ve mobilya tahsis eden generallerin psikolojilerini hep merak etmişimdir.

Dünyanın en büyük Tıp Merkezlerinden Kanada’daki Vanevve Journa Pediatrıc Tıp Merkezi, “Evin içinde köpek beslemenin ve köpeklerle haşir neşir olmanın astım ve akciğer hastalığına sebep olduğu” açıklamasını yapmıştı.

Milletimiz için, köpek değil de at ve kuş sevgisi daha makbuldür. Sâdi, “On insan bir sofrada yemek yer; iki köpek bir leşin başında uyuşamaz” demiş.

Avrupa’dan yayılarak hayat tarzına dönüştürülen evde köpek beslemenin dinimizce caiz olmadığı açıktır. Hayvanlara eziyet edilmemesini buyuran dinimizden neşet eden geleneğe göre köpeğin yeri evlerin bahçesinde, kırda ve arazide bekçiliktir.

Şüphesiz ki, köpekleri sevmeyen generallerde var. 1910’da İttihat ve Terakki iktidarında sivil general Talat Paşa İstanbul sokaklarından 30 bin köpeği toplattırıp Hayırsız Ada’da öldürtmüştü. 12 Eylül 1980 darbecilerinin İstanbul sorumlusu bir general ise, 88 bin sokak köpeğinin tek tek yakalanarak öldürülmesi tâlimatını vermişti. Büyük itlaftan sonra da gururla “yıllarca sivil idarecilerin halledemediği ve çözemediği bir sorunu hallettik” diye basına açıklama yapmıştı.

Generallerin çok imrendikleri ve onların dediklerine göre ilk bin yılın en büyük generali (!) Büyük İskender’in köpekseverliği meşhurdur. Savaşta fillere karşı koyan köpeğini ölünce mumyalatmıştı.

ABD’li generallerin de köpeklere özel düşkünlükleri vardır. Kimi zaman fazla sevilmek ve beslenmekten dolayı “semiz”leşen ve şımaran eğitimli köpeklerini Irak’ta çırılçıplak vaziyetteki esir Müslümanların üzerlerine saldırtıp, parçalama kabiliyetini öğrenirlerdi.

SUBAYLAR, KÖPEKLERİNİ İŞKENCE VASITASI OLARAK KULLANMIŞLAR

12 Eylül Darbesi’inde askere ait köpeklerin, C-5 zindanlarında, “devleti yıkmaya ve anayasal düzeni değiştirmeye çalışan” yarı çıplak duruma getirilmiş siyasî mahkûmlar üzerinde işkence vasıtası olarak kullanıldığını birinci elden dinlemiştim.

Dünyada en çok Rus generalleri köpekseverdirler. Borzay adlı Rus köpekleri, Çarlık ve komünist dönemi ile günümüz Rus generallerinin en baş yoldaşlarıdır. Bu köpekler bir aristokrat unsuru olarak görülür. Gözde Rus subaylarının mutlaka bir Borzay’ı vardır. Eğer yoksa, o subay kınanır ve asâletsizliğine kanaat edilir.

Çehov’un “Bukalemun” hikâyesindeki general ve köpek hâdisesini okuyanlar bilirler. Sıradan bir kuyumcu olan Kuryukan’ın parmağı bir köpek tarafından ısırılır. Adamcağız can havliyle köpeğe lânet yağdırır. “Benim sanatım parmağımın rolü olan zor bir sanattır. Bu lânet köpeğin sahibinin bana tazminat ödemesi gerekir. Cezayı yiyip akıllansın ve köpeğine sahip olsun” diye bağırıp çağırmaya başlar. Kalabalıktan birisi, köpeğin sahibinin general Jigalov olduğunu söyler. Kuyumcuda bed beniz kalmaz. Öteden generalin emir eri gelir. Köpeğin, generalin kardeşinin olduğunu söyler. Adamcağızı iyice ter basar, “çıkarın şu paltomu sıcak bastı” der. Emir erine “ne cici bir köpek bu, hiç parmak ısıracak hâli var mı? Ne tatlı bir köpek yavrusu…” diyerek onu götürmesini söyler.

Demek ki ısıran köpek, bir general kardeşinin köpeği olunca şikayet etme hakkı kendiliğinden düşüyor.

YAVRULAYAN KÖPEĞİNİ HELİKOPTERLE BİRLİĞE GÖNDEREN GENERAL

Tuhaftır, köpek sevgisi, kesintiye uğramadan askerî erkânda devam ediyor. Bir Deniz Kuvvetleri Komutanının, “Tarçın” isimli köpeğini çok sevdiğini ve iki emir erinin sürekli bu nazenin köpeğe hizmet ettiklerini okuyunca, “Hayret! Böyle bir rütbelide bu denli bir köpek sevgisi neye alâmettir?” demiştim.

Bir Hudut Tabur Komutanının çok değerli köpeği hastalanınca, emir erine “bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve gezdir” tâlimatı verdiğini ve hasta köpeğin bir cipe konularak âcilen götürüldüğünü okuyunca bir hoş olmuştum.

Bir üsteğmenin şehit olduğu karakolda bir generalin köpeği yavrulayınca helikopterle birliğe götürüldüğünü ve bir Sınır Alayı’nda da bir komutan köpeği hastalanınca yine helikopterle Tümen hastanesine yetiştirildiğini okuyunca bu tutkulu köpek sevgisinin anlamını bir türlü kavrayamamıştım.

Bir general, bir binbaşıya “köpek bakıcısı” muamelesi yapabiliyor ve “köpeklerinin dişlerini iyi temizletmediği” için “fırçalayabiliyor.”

EMEKLİ GENERALLER YETİM ÇOCUK YUVALARINDA DEĞİL, KÖPEKLERİYLE VAKİT GEÇİRİYORLAR

Dahası var; emekli generallerin, evlerinde en çok köpekleriyle vakit geçirdiklerini, ara sıra köpek yarışlarında köpeklerini yarıştırarak heyecan depolamaya çalıştıklarını okumuştum. Merak etmişimdir, bir emekli general niçin köpeğe ayırdığı sevgi ve boş vaktini yetim çocuk yuvalarına ayırmaz? Yaşlı ve kimsesizler vakıflarının mütevelli heyetinde görev almazlar?

Oysa muhteşem asırlarımızda muhterem devletlüdan sayılan bir generalden kitapseverlik, milletseverlik, tarihî câmîseverlik gibi meziyetler görmeye ne kadar hasretiz?

ALİ İLBEY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir