GENERALLERİN HAL TERCEMESİ

Generallerin Hâl Tercümesi
Aral ile Hazar arasındaki Oğuz Ülkesi’nde yaşayan bir aksakalın destansı diliyle yazılmış “Aksakalın Kitabı”ndan “Generallerin Hâl Tercümesi” adlı efsaneyi edebî şifa niyetiyle paylaşmak istiyorum:

Ey oğul! Generalliğin Tarihçesi’ne göre önce general vardı, sonra diğer insanlar meydana geldi. General,“Avrupa uygarlığının” bir ürünüdür. “Çağdaş uygarlık seviyesi” yükseldikçe en gözde meslek hâline geldi ve yüceltilmiş bir tiranlığa dönüştü. Bütün Batı’nın ve Hitlerin generalleri en büyük insan kıyıcılarıydı.

Erich Fromm, “modern çağdaki büyük savaşlara biriktirilmiş saldırganlık değil, askerî ve siyasal seçkinlerin araçsal saldırganlığı sebep olmuştur” diyor.

Generallerin ilk ceddi Kartacalı general Hannibal’dir. “Yüceleşmiş” generallerden Patton, Mc. Arthur, Montgomery, Rommel, Sun Tzu, Goltz ve Sarı Kamalov’un portreleri günümüz generallerinin hayâllerini süsler. En çok da Fransız generali Napolyon’a hayrandırlar.
Oysa bütün insanlığın hayran olduğu zümre din ve hikmet ehlidir. Generaller cellatlığı, korkuyu ve güvensizliği yüceltirler. Bir maden işçisi, bir domates, bir buğday yetiştiricisi gibi hayatı insanîleştiren çoğunluk ise, bütün gönülleri bir tutanı, yetmiş iki buçuk milleti seveni yüceltirler.

Alman general Goltz diyor ki: “Savaş insanlığa alabildiğine geniş teknik ve bilim kapıları açar, ulusların yeteneklerini harekete geçiren ve onlara parlak gelecekler vaat eden, dünyanın henüz dokunulmamış enerji kaynaklarını gün ışığına çıkaran bir çeşit silahlı politikadan başka bir şey değildir.”
GENERALLER KAMUSAL BİRER DİKTATÖR VE BUYURGANDIRLAR
Mahalle mabedini ve vakıflarını bilmezler. Onlar bazı klüplere giderler. Etrafı dikenli tellerle çevrili, nizamiyesinde askerlerin nöbet tuttukları askerî şatolarda yaşarlar yapayalnız. Milleti, yani aidiyeti yoktur. Tercihleri böyledir. General eşi olmak ne zor.
Generallerin dünyası nasıl bir dünyadır. Dostlukları ve arkadaşlıkları var mıdır? Neye inanırlar? İnsanı teselli eden inançları, menkıbeleri var mıdır? Her gün aynı elbiseyi giyen generaller hayatı değiştirebilirler mi?
“Kamusal” birer diktatör ve buyurgandırlar. İnsanların tabiî hayatına hiçbir katkıları yoktur. Üreterek yaşayan halkın vergileriyle oluşan bütçeden en çok payı onlar alırlar. Generallik, kalbe ve merhamete muhalif bir meslektir, savaşları yönetme sanatıdır. Rüyaları hep savaş ve düşman üstünedir. Savaşlar olmasaydı generaller ne işe yarardı? Generallerin vatan ve millet sevgisi, her an savaşmaya ve ölmeye hazır yetiştirilmiş askerlerin sayısıyla alâkalıdır.

BİR MADEN İŞÇİSİ, BİR DOMETES VE BUĞDAY YETİŞTİRİCİSİ BİR GENERALDEN DAHA DEĞERLİDİR
Oysa bir maden işçisi en iyi kömür çıkarmakla, bir domates yetiştiricisi en iyi domatesi yetiştirmekle, bir fırıncı en lezzetli ekmeği pişirmekle vatanını ve milletini generallerden daha çok sevmektedir.
Savaşa inanırlar generaller. Savaş ve asker, onların varlık sebepleridir. Strateji, abluka, taktik teorileriyle vardırlar. Ondan gayrı hiçbir şeydirler. Savaş eğitimini bilirler. Gönül tâlimini bilmezler. Savaş kazandıran ünlü generallerin savaş sanatı üzerine yazmış oldukları kitaplarını okurlar. Gönülleri aydınlatan, insanı kalbinden tutup maveraya kanatlandıran mısraların, menkıbelerin anlatıldığı kitapları bilmezler. Çünkü kalpleri perdelenmiştir.

Generallerin içi dışı savaş kokar. Dolayısıyla yürekleri demirdendir. Onlar için savaş nimettir. Savaştan gelecek ganimetleri hesap ederler. Hikmet ve din adamlarını, kutsala çağıran şairleri hiç sevmezler. Çağdaş generaller arasından hiç şair çıktığını duydunuz mu?
Ekonomik kriz, işsizlik, istihdam, yoksulluk, bütçe açığı hiç önemli değildir onlar için. Çünkü çözümü kolaydır: Savaş çıkarmak ve savaşmak. Gönülleri değil, ölümleri ve öldürtmeyi yönetmesini bilirler.

Bir maden işçisinin, bir domates ve buğday yetiştiricisinin emeği bir generalin savaş stratejisi bilgisinden çok daha değerlidir. Bir buğday, bir koyun yetiştiricisi, bir generalden daha asildir. Bir fırıncının yaptığı iş, bir generalin yaptığı işten daha hayatîdir. Bir maden işçisinin maaşı bir generalin maaşından fazla olmalıdır.
Gönüllere ışık saçan, insanı âdemiyetine çağıran bir hoca efendinin, bir âlim kişinin vaazları bir generalin talimatlarından çok daha insanîdir.
Yüreği yanında değildir generallerin. Oysa bir maden işçisinin, bir domates ve buğday yetiştiricisinin yürekleri hep yanındadır.

Geceleri kaygılıdırlar. Oysa maden işçileri, domates ve buğday yetiştiricileri geceleri huzurla uyurlar. Şairlere, ediplere geceler birer saadettir.

ÜLKELERİ GENERALLER BÖLER VE PAYLAŞTIRIRLAR
Ülkeleri generaller böler ve paylaştırırlar. Sınırları onlar çizer ve bozarlar. Bir general sözüdür şu: “Savaşlar ancak ölenler gömülüp unutulduğunda kazanılır.” Yani, insanların bazıları savaşlarda sırası gelince ölmelidir. Hayatta kalanlar en iyi askerlerdir.
Demek ki, oğul, kimimizin çocukları, kimimizin eşleri, kimimizin babalarının savaşta ölmelerinin generallerin yanında hiç de anlamlı bir hâtırası ve önemi yokmuş.

Generaller zeki olurlar, akil olamazlar. Oysa zekânın iyi bir meziyet olmadığını söylüyor bilge kişiler. Generallik, güvensizlik, egemenlik arzuları üzerine inşa edilmiş cellatlığın en üst seviyedeki filozofluğudur. Savaş ve savaştırma uzmanıdırlar, gönüllerin uzmanı değillerdir.
Onların aşkı savaştır. “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir.” İnsanlığın savaşlarla düzeleceğine inanırlar. Bütün generaller birbirine benzer, birbirini taklit ederler. Bir generalin bütün hayâli en büyük general olmaktır.
GENERALLER ÖLÜMSEVERDİR
Kan kokan zafer sevinçleri bu ifadenin içindedir. Bütün arzu ve hayâlleri imha, egemenlik, ülkeler zapt etmek ve iktidardır.

Generallerden herkes korkar. Çünkü onların varlığı korkutmaktır, sevdirmek değil. Bir şehre, bir mekâna bir general gelecek oldu mu, o mekân halktan ve başörtülülerden temizlenir.

TANRI YOK, GENERALLER VAR

Tören ve generaller. Hayat bilgileri bu iki kelimededir. “Tanrı yok, generaller var” diye alkışlanırlar her sabah törenlerde.

Generaller bizim gibi insan mıdırlar? Salt bir insan değildir onlar. Üstün insandırlar. “Aslında sadece bir insansın, hatırla!” denildiğinde kızarlar. Fâni olduklarını ve musalla taşını bilmezler. Generallerin tanrısı böyle yaratmış onları.

Onlara göre generaller tanrıdan üstündür. Tanrı gibi bir güce sahiptirler. Tanrının yeryüzündeki zorbalarıdırlar. Kendilerinin “tanrının kırbacı” olduğunu, tanrı gibi gökte yaratıldığını söylerler. Kendilerini kutsamamızı, tek kurtarıcı olarak bilmemizi, kendilerine adanmış insanlar olmamızı istiyorlar. Kibir âbidesidirler. Naklen ölümleri viski yudumlayarak ekranda seyretmeyi severler. İçki sofralarında eksik olan bir meze için uçak ve tank kaldırırlar.
GENERALLERİN POSTALLARI GEÇİYOR ÜSTÜMÜZDEN
Doğu’dan Batı’ya generallerin postalları geçiyor üstümüzden. Generallerin vesayetinde yaşıyor bütün dünya. Hayatı onlara bırakıyoruz.

Generaller ülkelerine ne vermişlerdir? Ekmek mi? Su mu? Aş mı? İş mi? Can mı? Hayat mı?

Onların varlığını ülkelerin emniyet kalkanı olduğunu sananlar yanılmaktadırlar. En iyi bildikleri şey: “Savaşın gayesi ülkeniz için ölmek değil, karşınızdakinin ülkesi için ölmesini sağlamaktır.”

Veyl size, çatık yüzlü çağdaş generaller! Ey dünyanın silahlı politikacıları generaller! Yüreğiniz yanınızda mı? Sizler, vatan için ölmesini bilenleri ve çarpışan askerleri seversiniz. Vatanı için yaşayanları, domates ve buğday yetiştirenleri, kömür çıkarmasını bilenleri önemsemezsiniz. Bütün çağların kanlı ve haksız savaşlarını nasıl yönettiğinizle övünüyor halefleriniz.

GENERALLER ÖLÜMLÜDÜR, HER GENERAL ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Bahtsız bir meslektir generallik. Siz hiçbir generalin adının bir mabede, bir hayır müessesesine verildiğini, ardından dua edildiğini gördünüz mü?

Siz hiçbir generalin zekat ve fitre dağıttığını duydunuz mu? Güç, haşmet, hâkimiyet ve dokunulmazlık zırhları içinde geçer ömürleri. Firavunun sarayını yıkmaya gelen karınca menkıbesine inanmazlar.

Generaller ölümlüdür. Her general ölümü tadacaktır. Siz, nadirattan olanlar hariç, bir generalin naaşının millet çoğunluğu tarafından el üstünde taşındığını gördünüz mü? Laikleştirilmiş top arabasıyla gider cenazeleri.

Dünyanın bütün generalleri! Değişiniz, evinize, yani milletinize dönünüz! Buyurgansız bir hayata karışınız ve halkınıza selâm verip, bir çayhanede çay içiniz. Sonra da bir mabede kendiliğinizden adım atmayı deneyiniz.

ALİ İLBEY

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir