GÖLGE MATEMATİĞİ

GÖLGE MATEMATİĞİ
Mevcut matematik, negatif sayıları bulmuş ve kabul etmiştir ama bundan daha önemli olan gölge matematiğini kuramamıştır. Matematik, gölge alanının matematiğini geliştiremeyince fizik bilimi gölge fiziğini gündemine bile alamamıştır.
Gölge, asıl ile hem aynı ve hem de farklıdır.
Bir uçağın gölgesinin kendinden daha fazla yol almasına karşılık aynı zamanda menzile varması problemi, mevcut matematiğin sistematik zafiyetinden dolayı çözülememektedir. Bu soru fizik sorusu olarak kabul edildiği müddetçe cevaplanamaz, önce matematik sorusu olarak kabul edilmeli, sonra da mevcut matematiğin bu soruyu çözme imkanı olmadığı anlaşılmalıdır.
Hayatın zıtlıklarına dayalı olarak geliştirilen pozitif ve negatif sayılar sistemi matematik için ciddi bir adımdır fakat gölge matematiğinin kurulması daha fonksiyoneldir. En azıdan ikisi bir kullanılmalıdır.
Asıl hareket etmeden gölgenin hareket etmeyeceği kabul edilir. Fakat gölgenin ışık kaynağının sabit olduğu fikrine bağlıdır bu. Eğer ışık kaynağı hareket ederse, asıl sabit olmakla beraber gölge hareket eder.
Aslın hareket ve hız değeri sıfır olmasına karşılık gölgenin hareket ve hız değeri pozitiftir. Hareketsiz olarak varolmak imkânsız olduğu için, hareketsiz olan asıl varoluş iktidarını ışık kaynağından almaktadır.
Varlık olarak gördüğümüz aslında varlığın şeklidir. Varlığın şekli, varlığın tabiatının (mahiyetinin) gölgesidir. Varlığın şekli sabit olmasına rağmen varlığın tabiatında (atom altı parçacıklarda) hareket kesintisiz olarak devam etmektedir.
Hareket varlığın şeklinde veya tabiatında veya hakikatinde gerçekleşebilmektedir. Bunların tamamında veya ikisinde veya birinde gerçekleşebilmekte ama en azından birinde mutlaka gerçekleşmektedir.
Zaman varlığın hakikatini ihata etmemiştir. Bu sebeple hakikatinde hareket gerçekleşiyor olması muhtemeldir ama zamanın dışında bir harekettir bu ve bizim zamana ayarlı hareket kavrayışımızın onu anlaması kabil değildir.
Varlığın en son görünüşü olan gölgesinin hareketini anlamamamızın sebebi de budur. Zira gölge de zamana tabi değildir ve hareketi zaman dışında cereyan eder ama bizim zamana ayarlı hareket anlayışımız veya harekete ayarlı zaman kavrayışımızın oluşturduğu idrak alışkanlığımız, gölgenin hareketlerini zamanlı kabul edip anlamaya çalışmak noktasına götürmektedir bizi.
Bir varlık tek zamana tabidir. Tüm boyutlarında hareket gerçekleşiyor olsa dahi tek zamana tabidir veya tek zamanı kullanmaktadır. Varlığın iki parçası farklı zamanlara sahip olamaz. İki parça farklı zamanlara sahip olduğunda bir varlığın parçaları halinde bulunmaya devam edemezler ve birbirinden ayrılır farklı varlıklar haline gelirler.
Atomun parçalanması, varlığın tabi olduğu zamandan koparılmasıdır. Daha açık ifade ile atom parçalandığında varlığın parçaları farklı zamanlara savrulmaktadır ve ortaya çıkan enerji zaman ile ilgilidir.
Atom altı parçaları bir arada tutan güç zamandır. Varlığın tek zamanlı olmasından kaynaklanır bu durum. Varlık zaman ile kaim olduğu için, zamanın dışına çıktığında nasıl ki yok oluyor bunun gibi kendi zamanından çıktığında da tabiatı değişiyor ve farklı bir varlık haline geliyor.
İnsan ırkı “zaman”a bilim alanında hiç bu kadar yaklaşmamıştı. Ne gariptir ki, yaklaştığı şeyin hala zaman olduğunu idrak etmiş gibi görünmüyor.
Asıl hareket etmeden gölgenin hareket etmeyeceği kuralına itibar edildiğinde ışık kaynağının sabit veya hareketli olması halinde ihtimal daha fazla olacaktır. Hem asılın hareketine bağlı olarak gölgenin hareketleri oluşacak ve hem de ışık kaynağının hareketlerine bağlı olarak gölgenin hareketleri meydana gelecektir.
Kâinattaki girift yapıya bakılırsa bu ihtimallerin hepsini kabul etmek gerekecektir. Bu durumda varlığın hakikati tek olsa dahi tabiatı (mahiyeti) çeşitlidir.
*
Ontoloji ile ilgili çalışmaları hem matematik ve hem de fizik bilimlerinin yürütmesi gerektiği doğrudur ama bundan daha önemli olan, çalışmaların gölge varlık üzerinde yürütülmesidir. Maddi varlık, tecellinin en son halkası olduğu için aslında üç temel aşamada veya üç temel boyutta veya üç farklı mertebede açıklanması gerekmektedir. Şekli, tabiatı (mahiyeti) ve hakikati…
Fizik ve matematik biliminin kavrayamadığı nokta, varlığın tek boyutta incelenmesidir. Oysaki şeklinin tabi olduğu kurallar ile tabiatı ve hakikati aynı kurallara bağlı değildir. Fakat her üçünün de aynı kurallarla açıklanmaya çalışılması veya tek zeminde tetkik edilmeye çalışılması paradoksları ve açmazları meydana getirmektedir.
Fizik biliminin ulaştığı safhada varlık hem şekliyle ve hem de tabiatıyla incelenmeye başlanmış ve her ikisinin de farklı kuralları olduğu anlaşılmıştır. Fakat ontolojideki yanlışlıklar ve sistematik hatalardan dolayı, şekil ile tabiat (mahiyet) arasındaki farklılıklar netleştirilememiştir. Bu ikisi arasındaki farklılıkların gerçekliği tam olarak anlaşılamayınca, varlığın tabiatı ile hakikati arasındaki ilişkinin çözümü tamamen imkânsızlaşmaktadır. Varlığın şekli ile tabiatı arasındaki farklılıklar, tabiatı ile hakikati arasındaki farklılıkların yanında çok önemsizdir. Fakat bu noktada temel kavrayış tarzı oluşturulamayınca, tabiatı ile hakikati arasındaki farklılığı anlayacak bakış geliştirilememektedir.
Gölge ile asıl varlık arasındaki ilişki, varlığın şekli ile tabiatı arasında mevcuttur fakat biraz daha girift ve derinleşmiş halde bulunur. Keza varlığın tabiatı ile hakikati arasındaki ilişki de aynıdır fakat daha da giriftleşmiş ve derinleşmiş haldedir. Hülasa, varlığın en son görünüşü olan gölgeden geriye doğru gidildiğinde her aşama veya boyutun bir önceki ile ilişkisinin sırrı “asıl varlık, gölge varlık” ilişkisinde mahfuz gibi görünüyor. Her aşama bir sonraki aşamanın (daha derinde olanın) gölgesidir.
Her boyutun bir diğeriyle ilişkisinin farklı olduğu doğrudur. Bu anlamda gölge ile asıl varlık arasındaki ilişkinin özellikleri asıl (varlığın şekli) ile tabiatı arasındaki ilişkinin özellikleri ile aynı değildir. Ancak asıl ile gölge arasındaki ilişkinin mahiyeti kavrandığında bir sonraki aşamanın anlaşılmasına yardımcı olacağını unutmamak gerekir. Zira bir sonraki aşamanın özelliklerinin ipuçları bir önceki aşamada gizli olmalıdır.
Asıl varlık ile gölge varlıktan bahsederken “asıl varlık” dediğimiz, varlığın şeklidir. Varlık olarak kavradığımız ve bildiğimiz bu olduğu için, hem gölgeye doğru (dışa doğru) ve hem de varlığın tabiatına doğru (içe doğru) araştırma yapma imkânına sahip olduğumuz anlaşılmalıdır. Bu noktadaki pozisyonumuz veya imkânımız anahtar durumundadır. Her iki tarafa doğru araştırma yapma imkânı, varlığın görünüş çeşitliliğini anlama yolunu açtığı gibi varlığın boyutları arasındaki geçişlerin ipuçlarını da elde etme yolunu açmaktadır.
Varlığın şeklinden tabiatına kadar ulaşan fizik bilimi, içe doğru bu derinleşmeyi gerçekleştirmiş olmakla devasa adımlar atmıştır. Fakat varlığın gölgesine doğru ilerlemeyi akıl edemediği için boyutlar (ya da aşamalar) arasındaki geçişlerin formülleri oluşturulamamış ve patinaj yapmaya başlamıştır.
Doğrusu bilimin zaman zaman patinaj yaptığı ve yapacağı bilinir. Fakat her defasında patinaj yapmaktan kurtulacağı (kurtulduğu) kabul edilir. Bu anlamda fazla önemsememek gerekebilir belki. Fakat varlığın şekli ile tabiatı arasındaki mesafenin alınması için binlerce (belki onbinlerce) yıl geçtiği hatırlanırsa, varlığın tabiatı ile ilgili birçok adımı atmış olan bilimin, tabiatı ile hakikati arasındaki mesafeyi katedebilmesi için milyonlarca yıl gerekebileceği ihtimali insanı ürkütmektedir.
Varlığın şekli ile tabiatı arasındaki ilişkinin formülasyonunun yapılması zamanı gelmiş olmalıdır. Varlığın tabiatı ile ilgili elde edilen bilgiler ve katedilen aşamalar fizik biliminin bu imkâna sahip olduğunu göstermektedir. Ancak bu yetmeyecektir. Zira varlığın şekli ile tabiatı arasındaki ilişkinin formülasyonu ile beraber, varlık ile gölge arasındaki ilişkinin formüllerinin de keşfedilmesi gerekmektedir.
Varlığın görünür hali olan şeklini merkeze alıp, tabiatına ve gölgesine doğru bakabilmeye başladığımızda koordinat sistemi geliştirilebilecektir. Varlığın şeklini merkez alıp sadece tabiatına doğru baktığımızda sistem geliştirilemediği için hakikatine giden yolun ipuçlarını bulma imkânı kaybolmaktadır. Daha da önemlisi, elde edilen bilgilerle varlığın anlaşılması mümkün olmamakta ve daha ilerisine gidecek yol açılamamaktadır.
Gölge zamana tabi değildir. Gölge fiziği kurulabildiğinde bilimin en büyük kazancı “zamansız hareket”in laboratuarını kurmuş olacağıdır.
Zamansız hareket bilgisi hala mevcut bilimde yoktur. Bu gün fizik biliminin çözemediği problemlerin bir kısmının “zamansız hareket” bilgisine sahip olmamasından kaynaklanmaktadır.
Matematik yaklaşımın varlığı anlamaya yetmeyeceği, özellikle matematik tecridin birçok faydasına karşılık varlığı tanımlama zafiyeti oluşturduğu malumdur. Ancak varlığın anlaşılabilmesi ancak fizik gerçeklik ile tasavvur gerçekliğinin (ki bu matematik tecrit ile kabildir) harmanlanması ile mümkün olduğu binlerce yıllık bilim tarihinin tespitidir. Bu anlamda hem fizik gerçekliğin katılığına takılmadan fakat fizik gerçekliği ihmal etmeden, matematik gerçeklikle yola devam etmek doğru bir usul gibi görünüyor.
Gölge matematiğinin kurulması için önce gölge fiziğinin kurulması gerekip gerekmeyeceği bir tartışma konusudur fakat ondan önce gölge varlık anlayışının filozofik olarak oluşturulması gereği tartışma dışıdır. “Gölge varlık” kavrayışı veya gölge varlık formu hala bilim dünyasında kabul edilmediği için, batıda felsefenin, İslam’da “hikmet”in ve doğuda “bilgeliğin” bu alana öncelikle girmesi gerekmektedir.
İslam’ın varlık telakkisinde (ontolojisinde) “gölge varlık” kavrayışı veya gölge varlık kabulü mevcuttur.
Gölge varlık kavrayışının geliştirilebilmesi halinde önce gölge fiziğinin mi yoksa gölge matematiğinin mi geliştirilmesi gereği pratik imkânlarla ilgilidir ve aslında hangisi önce yapılabiliyorsa o önce yapılmalı ve hatta beraber inşa edilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir