GÖSTERİLER UZARSA YAPILACAK İŞ ŞU…

GÖSTERİLER UZARSA YAPILACAK İŞ ŞU…
Siyasi nümayişlerin sembollere ihtiyacı var, farklı alanlarda çeşitli sembollere… Bunlardan birincisi, sembolleştirilen bir mekan ihtiyacıdır. Tarihte ve günümüz Arap isyanlarında görüldüğü üzere, siyasi ve içtimai isyanlar, bir mekanı (meydanı, binayı vesaire) merkez haline getiriyor. Orası, hareketin karargahı haline geliyor. Özellikle de organize olmayan halk hareketlerinde “mekan sembolü” hayati ehemmiyet taşıyor. Psikolojik süreçlerin idaresi “sembol mekan” ile temin ediliyor, psikolojik oluşumların kalp ritmi, sembol mekandaki kitle miktarı ve heyecan katsayısı ile paralellik arzediyor.
Başarılı olmuş tüm ihtilal hareketlerinde veya daha küçük siyasi isyanlarda gördüğümüz müşterek hususiyet, “sembol mekanın” kesintisiz işgal altında tutulmasıdır. Burası hareketin karargahı ve kalbidir, o mekan göstericilerin işgalinden kurtarıldığında, hareket kalp ritmini kaybediyor, başka bir mekanda ne kadar zorlarsa zorlasın eski heyecan katsayısına ulaşamıyor.
Sembol mekan, diğer meydanlarda ve şehirlerdeki gösterilere kan pompalıyor, aynı şekilde o mekan işgalden kurtarıldığında kan dolaşımı yavaşlıyor ve duruyor. Merkezi (karargahı) olmayan halk hareketleri, merkez olarak sembol mekanı seçtiği için, o mekanın işgalden kurtarılması işin yarısından fazlasını halletmek manasına geliyor.
*
Fakat bu işin, fevkalade hassas bir mevzuudur. Polis ve jandarma gibi “üniforma” taşıyan birimlerin yapacağı iş değil, halk hareketlerinde üniformayı sokağa salmak, boğaya kırmızı pelerin sallamak gibidir. Üniformasız bir hal çaresi bulmak şart…
Hayatın sırlarından birisi de, her hayat sahasının veya mecrasının kendi içinde dengelenmesidir. Bir hayat alanını (mesela iktisadi alanı) başka bir hayat alanı (mesela siyaset) ile dengelemeye çalışmak, çok özel bir durumdur ve hususi şartlar ister. Tabii olanı bir hayat alanının yine o alan içindeki unsurlarla dengelenmesidir. Farklı hayat alanlarının birbirini dengelemesi tabii ki mümkündür ve lüzumludur ama buradaki denge, tüm cemiyeti içine alacak “büyük denge”dir. Taksim hadisesi özelinde meseleye bakıldığında, halk hareketlenmelerini, halk (yani aynı hayat alanı) ile dengelemek daha tabii ve tesirlidir. Bu sebepledir ki, sembol mekanın işgalden kurtarılması, üniformalı birimler tarafından değil, işgali yapanlarla aynı özelliklerdeki kitleler tarafından gerçekleştirilmelidir.
Halkın (içinde marjinal ve illegal gurupların olması bu noktada mühim değil) işgal ettiği sembol mekanın halk tarafından kurtarılması, işgalcilerin sahip oldukları meşruiyet hissini iptal eder. Zaten bu tür hadiselerde ilk hedef, kitlelerdeki “meşruiyet hissidir”. “Meşruiyet hissi” başka bir hayat alanından taşınan güçlerle yok edilemez, aynı hayat alanının unsurları da o meşruiyete sahip olduğu için, bunlar tarafından tesirsiz hale getirilebilir.
*
Nasıl yapılmalı ki maksat hasıl olsun, aksi tesirler üretmesin?
Taksimdeki işgalcilerin en azından beş katı bir kitle seferber edilmeli, parça parça Taksime sevk edilmeli, yavaş yavaş mekan işgal edilmelidir. Herhangi bir tartışma ve çatışma ihtimaline karşı sivil güvenlik güçleri kalabalık içinde bulunmalı fakat çatışma tehlikesi ciddi şekilde ortaya çıkana kadar asla müdahale etmemelidir.
Meydana, işgalcilere yer kalmayacak kadar kitle, yavaş yavaş yığılmalı, sivil taraflar arasında çatışmalı ortam oluşturulmamalıdır. İşgalcilerin boşalttığı her santimetre kareye insan yığılmalı, meydanı terk etmeyen işgalciler sivil ablukaya alınmalı, dışarıdan girişe müsaade edilmemeli, içeriden çıkışa yol açılmalıdır.
Bu şekilde başlayacak süreç, sadece işgali sona erdirmek maksadıyla sınırlı olmamalıdır. Bu kadar küçük bir hedef ile on binlerin toplanması ve orada ihtiyaç duyulduğu kadar durması sözkonusu olamaz. Küçük hedefler için on binler (hatta gerek olursa yüz binler) seferber edilmez, böyle bir halk hareketinin önüne büyük hedefler konulmalı.
Büyük hedefler, işgalcilerin arka planında bulunan ve operasyonu idare eden yurt içi ve yurt dışı merkezler olmalıdır. Hükümetin elinde operasyonu yapan koalisyonun bilgileri var, onlar titizlikle seçilmeli, büyük halk hareketlerini taşıyacak güçte olanlar hedef haline getirilmelidir.
İşgalden kurtarılan sembol mekan, konu gündemden düşene kadar terk edilmemelidir. Tam bu noktada başka bir problem var; sembol mekanın işgalden kurtarılması ve terk edilmemesi, işgalcileri tetikleyecek bir görüntü oluşturur. Sembol mekanı tekrar işgal edemeseler de, heyecan katsayıları düşmeyebilir, mekanı işgalden kurtaranların orayı terk etmemesi, sürekli bir kıvılcım tesiri gösterebilir. Bu ihtimali öngörerek, planlamanın merkezine başka bir şey daha yerleştirmek lazım…
Akparti’nin başlatacağı halk hareketi, sadece sembol mekanı işgalden kurtarmak maksadıyla mahdut kalırsa, işgalcileri sürekli teyakkuzda tutabilir ama ondan çok daha büyük bir meseleyi hedeflerse, işgalciler unutulur, işgalciler de unutur.
Bu noktada ne yapılabilir?
Bu hadiseler büyük bir fırsat olabilir veya büyük bir fırsata çevrilebilir. Mesela dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu siyasi konjonktüre göre hedefler seçilir ve İslam alemini ve dünyayı etkileyecek büyük nümayişlerin ateşi yakılabilir. Bu hedefler ABD olabilir, İsrail olabilir, İran olabilir ila ahir…
Taksimden başlayacak nümayişler tüm ülkeye yayılabilir, İslam aleminde benzerleri tetiklenir, dünyaya mesajlar gönderilir. İslam alemi ve dünyanın bazı yerlerinde makes bulması halinde (ki bu organize edilebilir), Türkiye’deki operasyonu yapanlara büyük bir gözdağı verilmiş, üzerimizde, basit hesaplarla büyük operasyonlar yapılamayacağı gösterilmiş olur. İstediğimizde koca bir bölgeyi ayağa kaldırabileceğimiz, bunu yapmaktan çekinmeyeceğimiz gösterilir. Operasyonun Türkiye ayağındaki ahmaklara da, “bir daha böyle bir işe kalkışırsanız daha büyük ve daha şiddetli bir dalgayı başlatacağımız” hatırlatılır.
Evet… Büyük bir fırsata çevrilebilir, manevra kabiliyeti olan kadrolar varsa eğer Akparti’de, bulunmaz bir imkanla karşı karşıyalar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir