GÜNDEM YOĞUNLUĞU VE DÜŞÜNCE HIZI

GÜNDEM YOĞUNLUĞU VE DÜŞÜNCE HIZI
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun eski Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Habertürk gazetesinden Elif KEY ile yaptığı mülakatta bir hususa dikkat çekmiş. Gündem yoğunluğu… Bu konu önemli, Avrupalı bir gazeteci ve siyasetçi üzerinden değerlendirmek bize mukayese imkanı da vereceği için mezkur şahsı ve tespitini yazımıza misafir ettik.
Mülakatın ilgili kısmı şu;
– Türkiye’de sabah tutuklamalarla kalkıyoruz, öğlen ülkenin bir yerinde deprem dahi olsa gece dizileri konuşuyoruz. Sizce Türk olmak ne kadar kolay ne kadar zor?
Çok zor. Türkçem o kadar iyi olmadığı için ülke gündemini biraz geriden takip ediyorum ve bu benim avantajım, çünkü olaylar sakinleştikten sonra daha rahat bakabiliyorum. Siz her gün bir sürü topun peşinden koşmak zorundasınız. Herhalde Türk olsaydım delirirdim. Bir sürü konu çözümsüz bırakılıyor. Sonrasında hasara bakılmıyor. Ülkenin nereye gittiği, nasıl bir polarizasyondan geçtiği görülmüyor.
Her gün bir çok konunun peşinden koşmak mecburiyeti, hiçbir topun yakalanamayacağını gösterir. Bir konuyu derinliğine düşünememek, illiyet irtibatını idrak edememek, ufkunu görememek, fikir bir tarafa bilgiyi bile parçalı hale getiriyor. Herhangi bir konu hakkındaki tüm bilgilerin öğrenilmesine bile fırsat vermiyor. Malumdur ki bilgi eksikse fikir de eksiktir.
Tefekkür nazik iştir, aceleye gelmez. Tefekkürün hazırlık safhası olan öğrenme süreci bile aceleye getirildiğinde verim alınamıyor. Gündemin yoğunluğu ve hızlı akışı (değişimi), meseleler üzerinde tefekkür faaliyetini zorlaştırıyor. Zihni evren, acele etmek zorunda kaldığında, şablonlara teslim oluyor ve tefekkür faaliyetini iptal ediyor.
Zihni evrenin tabiatı, muhatap olduğu bir konuyu açık bırakmaya uygun değil. Muhatap olduğu her konu hakkında muhakkak nihai kararı veriyor. Bir konu hakkında karar (yani hüküm) verilmezse zihni evren o mesele ile mütemadiyen ilgilenmek durumunda kalıyor. Gündemin yoğunluğu ve akış hızı dikkate alınırsa, zihni evrenin sayısız konuyu açık bırakması gerekiyor. Bir konuyu açık bırakmak, o konuyu sürekli takip etmek, yeni bilgilerle beslemek ve ciddi bir tefekkür faaliyeti ile ihata etmeye çalışmaktır. Bu durum dehşetengiz bir zihni yoğunluk demektir. Çok ender zihni organizasyonlar buna dayanabilecek durumdadır.
Tefekkür faaliyeti zihni evrenin ana mecrası ise, zihni yoğunluğa dayanması mümkün. Yani fikir, ilim ve sanat adamlarının zihni evrenlerinin bu tür bir yoğunluğa dayandığı kabul edilir. Zihni evrenin ana mecrası tefekkür değil de öğrenme faaliyeti ise, “açık konulara” tahammül etmesi beklenmez. Gündemin her değişmesinde, eski gündem maddesinin bir şekilde karara bağlanması gerekir. Zihin bunu otomatik olarak yapar. Eksik bilgi ve sıfır tefekkürle karara bağlanan meselelerin en büyük yardımcısı şablonlardır. Şablonlar (yani ezberler), herhangi bir konuda sıfır bilgiyle bile karar verme imkanının olduğu vehmini üretir. Bu şekilde işleyen bir zihni evren, ezberlerini sürekli güçlendirmek zorunda kalır.
Televizyondaki tartışma programlarını izlemek bu durumun başka bir misalidir. Taraflar birbiriyle tartışırken, izleyici, söylenen sözlerin doğru mu yanlış mı olduğunu değerlendirme imkanı yoktur. Çünkü yayın akıp gitmekte ve karşı taraf cevap vermektedir. Taraflardan birinin söylediği bir cümleyi üç saniye düşünecek olursanız, “takip insicamınız” bozulur. Dolayısıyla izleyici tefekkür faaliyetini iptal eder ve horoz dövüşü seyretmeye başlar.
*
Bu hadiselere bakınca düşünce hızının ehemmiyeti fark ediliyor. Düşünce hızı, üzerinde çalışılan bir bahis olmamıştır hiç. Oysa insan meselesinde böyle bir bahis vardır. Üstelik bunun orijinal misalleri de cemiyette görülmekte ve hayran kalınmaktadır. Fakat bahsin başlığı bile bilinmediği için, hayattaki misalleri farklı isimler altında zikrediliyor, “hazır cevaplılık”…
Düşünce hızı yüksekliği umumiyetle yüksek zeka ile karıştırılıyor. Bunun sebebi, umumiyetle yüksek zekaların düşünce hızının fazla olmasındandır. İki haslet bir insanda bulunduğunda, o iki hasleti birbirine bağlamak kadim yanlışlardan biridir. Birbirine bağlı olması veya birbirinin mütemmimi olması ihtimali tabii ki var. Fakat bu şart değil. Yüksek düşünce hızı, ayrı bir istidattır ve bu istidat umumiyetle yüksek zekalarda mevcuttur. Fakat normal zekalarda da, az da olsa, yüksek düşünce hızına rastlandığı vakadır.
İçinde yaşadığımız çağ, yüksek düşünce hızını şart koşuyor. Ayakta kalabilmek, başarılı olabilmek için hızlı düşünebilmek gerekiyor. Bu ihtiyaç sadece Türkiye ile mahdut değil. Fakat Türkiye yeniden inşa döneminde olduğu için ihtiyacımız daha fazla.
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir