GÜNERİ CİVAOĞLU-1-SEVGİLİSİYLE VATAN KURTARAN ADAM

GÜNERİ CİVAOĞLU-1-SEVGİLİSİYLE VATAN KURTARAN ADAM
Tanışırken “filanın damadıyım” diyenlere, “kendinizi tanıtırken, tenasül uzvunuzu karıştırmayın” dermiş bir profesör. Fakülte yıllarında anlatmıştı arkadaşlar, çok hoşuma giderdi söz. Şöyle de söylenebilirdi herhalde; “şahsiyet inşanıza veya terkibinize, tenasül uzvunuzu karıştırmayın”.
İnsanın kendini ifade etme üslubu, şahsiyetinin hamurunu ele veriyor. Sevgili üzerinden şahsiyet üretmek, bir meselenin halline katkıda bulunmak, bir dönemi açıklamaya çalışmak nasıl bir zihni organizasyonun eseridir. Oysa kadın ile erkek arasındaki tılsımlı cazibe ve hatta cezbe, kuralsız bir akışa sahip çok kez. Amiyane tabirle, “gönül bu, ona da konuyor buna da…”. Sevgiliniz üzerinden neyi açıklayabilirsiniz? En fazla iyi bir kadın veya erkek seçtiğinizden bahisle, akıllı olduğunuzu sergilemeye çalışırsınız ki bu durumda da aşık olmamışsınız demektir. Aşık olduysanız zaten akla ihtiyacınız bile kalmaz.
Güneri Civaoğlu, 22.12.2011 tarihli “İlk sevgilim Rum’du” başlıklı bir yazı yazmış. Yazının başlığına bakınca, adamımız ihtiyarladı ya, hatıralarından bahsediyor diye gülüp geçiyor insan. Ve böyle yaptığında ise hataya düşüyor. Çünkü büyük yazar hatıralarını anlatmıyor, sevgilisi üzerinden ülkenin en tartışmalı bir konusunu açıklamaya çalışıyor. İhtiyarlık kötü bir şey değil tabii ki, fakat akıl ihtiyarlığı çok fena…
Büyük (pardon ihtiyar) yazarımız, Ermeni meselesini bir çırpıda çözmüş. Memleket böyle dehalara sahip olduğu için gururlanmalı. Şu felsefi derinliğe bakar mısınız?
“Fransa’da Ermeni Soykırımı iddialarını kanun haline getiren metnin bugün oylanacak olması bana zaman tünelinde yolculuk yaptırdı.
Çocukluk aşkım, ilk sevgilim Marula’dan başlayarak bu topraklarda yaşanan ortak kültür notlarını yazdım. Sonra da Fransa’da yapılacak oylamada “haksızlığın, yanlışlığın” yasayla dayatılarak meşru hale getirilmesini, Fransız halkını düşündüm.
Belki de kendi seçilmişlerinin kabul ettikleri bu yasanın “doğru olduğuna” inanacaklar.
Bizi, Türkiye gerçeğindeki etnik ve dini “güzel harmanı” bilmiyorlar ki…
Bilemezler.
Özellikle 20’nci yüzyılın başlarında, o savaşlar ortamında “ortak acılar” yaşadık.
Bu ülkeyi paylaşan devletler yaraları kanatmak için tezgâhlar kurdu.
Ama…
Aramıza “nefret” girmedi.
“Fay hatları, kırılmalar” olmadı.
Acıları içimizde büyüterek sonraki nesillere devretmedik.
“Ötekileştirme” yapmadık.
Öyle olsaydı, evde geçişten izleri derinleştiren konuşmalarla dolsaydı kulaklarımız Marula’yla birbirimize nasıl âşık olurduk.”
Nasıl? Marula’ya aşık olmuş, olabilmiş ya, demek ki memlekette gayrimüslimlerle ilgili bir problem yaşanmamış. Yahu insan böyle bir şeyi, enfüsi dünyasında hayal edebilir ama bir kişiye bile anlatamaz. On saniyede insanın zeka katsayısını, akıl çapını, idrak sığlığını ve ufuk darlığını göstereceği için, ne kadar hayal aleminde kendi kendine tekrarlasa da en yakın dostuna bile anlatamaz. Üç beş kişilik dost sohbetinde espri konusu olabilir belki. “Ne problemi kardeşim, benim Rum sevgilim bile vardı, alay mı ediyorsunuz bizimle” gibi bir espri yapılabilir belki diyecektim ama çok yavan kaçtı.
Güneri Civaoğlu hep böyleydi değil mi? Yoksa aklı yaşlanınca mı böyle oldu? Bu adam kaç yıldır köşe yazarlığı yapıyor? Gazete okumaya başladığımdan beri köşe yazarı olarak hatırlıyorum. Memleketin neden gelişmediğini anlıyorsunuz artık. Bunlar köşe yazarlığı yapıyor hem de benim hatırladığım kadarıyla otuz yıldır. Galiba başyazarlık filan da yaptı. Aydınının seviyesi bu olan ülkenin kalkınma şansı ne kadardır? Aydın denince, yanlış anlaşılmasın, Kemalist aydın bunlar. Güneri CİVAOĞLU, 11.11.2010 tarihli yazısına “Atatürk’e biat” başlığını atıyor. Yazının sonunda, on kasımda anıtkabirdeki merasimlerin, “Atatürk’e biat” olduğunu ifade ediyor. Yani Atatürkçü olduğu konusunda biz kendinin yalancısıyız.
Akıl ihtiyarlarsa, “sanal gerçeklikler” üretmeye başlıyor anlaşılan. Doğrusu akıl, sayısız sebeple sanal gerçeklik üretiyor ama “akıl ihtiyarlığı” sanal gerçek üretme konusunda daha güçlü kabiliyetler geliştiriyor olmalı. Güneri Civaoğlu kadar sığ idrakli birinden bahsediyorsak, aklın sanal gerçeklik üretmek için bir sebebe de ihtiyacı olmamalı. Sathi bakış, zaten gerçekleri görmez, çünkü gerçek o kadar yüzeyde olmaz. Yüzeyde gerçek arayanlar, sanal gerçekliklere mahkumdur.
Şu sanal gerçeklik misaline bakın;
“Çocukluktan başlayan bu kültür sonraki yaşlarımda devam etti.
Delikanlılık çağımızda ve daha ileri yaşlarda etnik ve dini kökeni farklı olan ama hepimiz kadar Türk, hepimiz kadar Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı dostlarım oldu.”

“Etnik ve dini kökeni farklı ama hepimiz kadar Türk…”. Ne demek bu? Gayrimüslimlerin zorla Türkleştirildiğini mi söylüyor yoksa kendisi öyle mi zannediyor? Birinci ihtimal, namlu zoruyla “sanal gerçeklik” üretmek, ikinci ihtimal, muhayyilesinde “sanal gerçeklik” üretmek… İkisi de birbirinden vahim. Yazdığı cümlenin ne manaya geldiğini de anlamıyor. Vay canına…
Bütün bunları söyledikten sonra, 6-7 eylül olayları gibi acı hatıraları insanların hatırlayacağını ve burnuna dayayacağını biliyor olmalı ki, onlardan da bahsediyor.
“Ne yazık ki “6-7 Eylül” yağmasından sonra Rumların çoğu Yunanistan’a göçmek zorunda kaldılar.
Kalanların da büyük kısmı 1960’tan sonra Kıbrıs krizlerinde Türkiye’den koptular.”

Bahsediyor da, düşüncesinden vazgeçmiyor. Bu Kemalistler nasıl bir akıl formuna sahipler? Bütün bunları alt alta yazıp, çocukluktaki sevgilisi üzerinden en çetrefilli meseleyi çözüveriyor. Kendinden de gayet emin. İlginç, çok ilginç…
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir