GÜNGÖR MENGİ MERHAMET DİLEMESİNİ DE BİLMİYOR

GÜNGÖR MENGİ, MERHAMET DİLEMESİNİ DE BİLMİYOR
Güngör Mengi, 29.11.2011 tarihli “Yeter Artık” başlıklı yazısında, akıl dağınıklığının zirvesinde dolaşıyor. Sahip oldukları akıl, Kemalist elit veya “beyaz Türk” aklıydı. Her şeye hakim ve malik edasıyla etrafa tehditler savuran, halkın ve hükümetin kendi istedikleri gibi yaşaması gerektiğini haykıran, gerekirse bunu zorla ve milyonluk ordu manivelasıyla yaptıran kişilik türüydü. Ne zamana kadar? Çok uzak değil, yakın zamana kadar böyleydi. En son psikolojik direniş mevzilerini de geçen seneki genel seçim sonuçlarında kaybettiler. Yüzde elli gibi bir oy oranıyla iktidarını tartışmasız hale getiren Akparti, beyaz Türklerin savunma hatlarını dümdüz etti. Sahi nasıl bir adammış bu Erdoğan?
Güngör Mengi, her yazısında çevreye tehditler savuran bir kalemdi. Kalem değil de kılıç tutar gibi bir hali vardı. Zaten fikir adamı olmadığı için mecburen kemalizmin militanlığını yapıyordu. Zeka katsayısı ve akıl seviyesi ancak militanlığa imkan veriyordu.
Savunma cepheleri çökünce ortada kalan birkaç kişiden biridir Güngör Mengi… Takdir etmek gerekir ki, hala direnmeye çalışan az sayıda kişiden birisi. Cephe çöktüğünde birçok çoğunluğu (komutanlar bile) teslim oldu fakat Mengi gibi birkaç kişi teslim olmamaya kararlı gibi görünüyordu. Bir müddet teslim de olmadı. Fakat baktı ki, savaş meydanında efelenen sadece kendisi ve birkaç kılıç artığı kalmış. Çok tuhaf bir görüntü… Şöyle tasavvur edin, savaş bitmiş, savaş meydanı ölülerle dolu, sizin taraftaki zayiat dehşet, karşı taraf zinde bir halde galip gelmiş, sizin tarafta ölmeyenler de teslim olmuş fakat siz savaş meydanında cesetler arasında kabadayı kabadayı geziyorsunuz, zaferi siz kazanmışsınız gibi… Nasıl bir görüntü? Çok komik değil mi? Fakat Güngör Mengi’nin bunu anlaması biraz zaman aldı. En dirençlilerden biri olması, en zor anlayan kişi haline getirdi kendilerini. Dışarıdan bakınca direnişe devam ettiği zannedildi ama aslında anlamakta zorlandığı fark edilmedi. Bazıları kahraman muamelesi de yaptı. Gerçekten çok komik…
Karısı da aynı frekansta olunca, en azından evdeki mevzi sağlamdı. Evdeki mevzi sağlam olunca biraz nefes alma imkanı mı elde etti de anlaması bu kadar gecikti, bilinmez.
Yeni anladı savaşın bittiğini. Öyle bir mağlubiyetti ki tattıkları, asla bir daha ayağa kalkamayacaklar. Bunu anlaması kolay mıdır bilmem ama kabullenilmesi çok zor. Dünün kudretlileri bugünün zayıfları haline gelecek. Hem de dokuz yılda… Olacak iş değil, bu adamların akıl formları bu kadar hızlı bir değişime dayanamaz.
Anladı da ne oldu? Akıl formu yeni şartlara entegre olamadı ve hala eski alışkanlıklarını devam ettiriyor. Bir taraftan merhamet dilemesi gerektiğini biliyor diğer taraftan eski akıl formunun alışkanlıkları paçalarından çekiştiriyor. Ne merhamet dileyebiliyor, ne tafra satabiliyor, ne de nasıl bir tavır geliştireceğini anlayabiliyor. Orta yerde kalakaldı, karısıyla.
Yazısında bir kompozisyon bütünlüğü bile kalmadı. Şu ifadelere bakın;
“Dersim üzerinden husumet yaratmak ayıptır, günahtır. Bu günah kimi, neyi hedef almışsa tahrip eder ama yapanın da yanına kalmaz. Çünkü mezhep ayrımına dayanan siyasetin sonuçları, insanlık tarihinin en yüz kızartıcı facialarına sebep olmuştur. Dersim tartışması, bu sömürüden kâr edeceğini zanneden tarafa da zarar ve acı verir. Bu zehirli fesadın panzehiri bilginin aydınlığıdır.”
Dersim meselesini anlatırken bir den “Bu zehirli fesadın panzehiri bilginin aydınlığıdır” deyiveriyor. Bu cümlenin konu ile alakası nedir? Söyleyeceğin şey şunlardan birisidir, “Dersim katliamdır, devlet özür dilemeli, Dersim bir isyandır, devlet isyanı bastırmıştır ve doğru yapmıştır”. Bilginin aydınlığı filan ne demek oluyor?
Konu anlaşılıyor tabii… Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemez halde, bir şeyler geveliyor. İnsan gevelemek zorunda kalınca ne geveler? Tabii ki ezberlerini… “Bilginin aydınlığı…” filan gibi ezberleri var ya, konu ile ilgili olması gerekmez, ezberlerini tekrar ediyor garibim. İnsanları dikkatle inceleyin, sözleri bittiğinde ezberlerini tekrarlamaya başlıyorlar.
Tehditlerin işe yaramadığını gördüğünden beri türlü çeşitli hallere giriyor. Şu ifadeye bakın;
“Bu kavgadan sağlam çıkacak taraf yoktur. Yenenin de yenilen kadar zarar gördüğü bir Pirus savaşıdır seyrettiğimiz.”
Tehdit edemiyor fakat yalvaramıyor da… Kendine sorarsanız, zekice bir manevra yapıyor ve “bu kavgadan sağlam çıkacak taraf yoktur”, diyerek kavgayı önlemeye çalışıyor. Ah garibim benim, bundan sonraki her kavgadan sadece siz zararlı (mağlup) çıkarsınız. Senin ve senin gibilerin seksen yıldır “düşman” ilan ettiği ve hiçbir hukuk ve insaf ölçülerine riayet etmeden (tartıştığın Dersim misalinde de olduğu gibi) katliamlara maruz kalanlar, savaşı kazandı ve senin gibilerin “otağına” bayraklarını diktiler. Tehdit edemiyorsun madem, merhamet dilemeyi öğren. Bak Ertuğrul Özkök’e, ne kadar zeki değil mi? Savaşın bittiğini ilk görenlerden biri olmuştu, “hergele”.
Bir de “büyük yazarımızın” zeka katsayısını gösteren misal verelim. Yazının sonlarından;
“Türkiye’nin 1930’larda yaşanmış hak hukuk anlayışına dönmesi, ülke bütünlüğünün tehlikeye girmesi halinde başvuracağı tedbirin yok edici bir gazap boyutlarında kendini göstermesi asla söz konusu olmayacağına göre bu kavga, kıyamet niye?”.
Ne dediğini tercüme edeyim. Tamam senin babanı öldürdüm ama bir daha yapmayacağım fakat sen bunun peşine gidersen aramızdaki barış ortamı bozulur. Yahu ne barışı, sen adamın babasını öldürmüşsün, barıştan bahsediyorsun. Alay mı ediyorsun?
Hani eski akıl formunun alışkanlıkları nüksediyor diyordum ya, işte misali. Kudretli devirlerden kalma akıl formu, biz her şeyi yaparız ve hesap vermeyiz. Gerekçeye de bakar mısınız, “bir daha yapmam” diyor. Oha… Bir daha yapaydın bari bu çağda…
İşin ilginç tarafı, bu ifadeleri zekice zannediyor. Allah, Allah… Enteresan…
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir