HAKİKAT VE GERÇEK

HAKİKAT VE GERÇEK
Kulak belli bir ses aralığını duyuyor, göz belli bir mesafeyi görüyor, insan belli bir aralıktaki acıları hissediyor, akıl belli bir aralıktaki varlık ve vakaları anlıyor. Her şeyde bir parantez var. İnsan için hazırlanmış bir parantez… Hayat bu parantezlerde meydana geliyor ve yaşanabiliyor. İşte “gerçek” dediğimiz şey tam olarak bu. Hakikat ise, parantezin dışında… Hakikat, insan ve hayat parantezine sığmıyor, sıkıştırılamıyor.
Parantez bazen zıt kutuplardan meydana gelir. Zıt kutupların birbirini itmesi veya çekmesi neticesinde oluşan muvazene, bir alan oluşturuyor, bu, insanın “hayat alanıdır”. Parantez bazen çift kutuplardan meydana gelir. Çift kutuplulukta her unsur varlığını diğeriyle terkip ederek gerçekleştirir. Bu durumda hayat, “birliğe” veya “terkibe” ihtiyaç duyar. Kadın ve erkek misalinde olduğu gibi…
*
Hakikat, zıddı olmayan varlıktır. Varlığını zıddına veya çiftine (eşine) borçlu olmayan yani zıddı ve eşi ile kaim olmayan varlık… Gerçek ise zıddı veya eşi olan ve varlığını zıddına veya eşine borçlu olan varlıktır. “Mutlak varlık”, aynı zamanda mutlak ihata edicidir. Mutlak ihata edici olanın zıddı veya çiftinin olması muhal…
Kur’an-ı Kerim, zıddı olmayan, zıddı teşkil ve inşa edilemeyen hakikattir. Beşeri düşüncelerin her biri veya toplamı, Kur’an-ı Kerim’in zıddı değildir. İnsanlık, Kur’an-ı Kerim’in zıddını oluşturamaz. Zıddını oluşturamazlarsa O’ndan bağımsızlaşamazlar. Ürettikleri her düşünce O’nun çerçevesindedir, yaptıkları her iş O’nun tatbikatına dairdir. Küçük günahlardan büyük günahlara kadar hepsi bu çerçeveye dahildir. Sevaplar, emir, teklif ve tavsiyelerin tezahürü, günahlar ise, nehiylerin tezahürüdür. Tüm varlığın sahibi Allah, tüm varlık ve hadiselerin izahı ise O’nun kelamında mahfuz. Dikkat… İzah… İzah başka şey, emir veya nehiy başka şey… Her şeyin izahı Kur’an-ı Mübin’de… Müspet ve menfi… Faydalı ve zararlı… Güzel ve çirkin… Doğru ve yanlış… İyi ve kötü… Her şey, zıddı veya eşiyle beraber O’nda izah edilmiş halde. İzah edilmiş olması, emir veya tavsiye edildiği manasına gelmez. Nehyetmek için de izah gerekir.
Tüm insanlığın ürettiği her şey, doğrusu yanlışı ile iyisi kötüsü ile güzeli çirkini ile faydalısı zararlısı ile müspeti ve menfisi ile izahını Kur’an-ı Kerim’de bulur. Bu sebeple tüm insanlık Kur’an-ı Kerim’i şerh eder. Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’e riayet ettiklerinde onda mevcut olan doğru, güzel, iyi ve faydalı olanı tecrübe ederler. Kafirler Kur’an-ı Kerim’e riayet etmedikleri için onda izah edilen yanlış, çirkin, kötü ve zararlı olanı tecrübe ederler. Müslümanlar, nehiyleri tecrübe edemeyecekleri için anlamakta zorlanabilirler. Kafirler, Kur’an-ı Kerim’in nehiylerini tecrübe ederler. Böylece bilgi yekunu ortaya çıkar ve hikmet sarayı tamamlanır.
Allah ve O’nun kelamının zıddı yoktur. Zıddı olmadığı için zatını idrak, beyanını “mutlak idrak” mümkün değildir. O’ndan bağımsızlaşmak muhaldir. O’nun kelamından da bağımsızlaşmak muhaldir. O’nun ihata ediciliği de mutlaktır. Mutlak varlıktan sadır olan mutlaktır. Hakikatten sadır olan hakikattir.
Hakikat, insanın yaşaması için gereken, aynı zamanda da mahkum olduğu “hayat alanına” sığmaz. İnsan, ruhi-kalbi mecradan kendine bir geçit bulamazsa, hakikate vasıl olamaz. Hayat alanı dediğimiz parantezi ne kadar geniş (veya hacimli) tutarsa tutsun, mahduttur. Akla düşen pay, mahdut alanda hakikatin aranmayacağını anlamaktır. Ve akla düşen vazife, kendinin dışında bir “geçit” olduğunu kabul etmektir. Aksi halde, kendisi, gerçeklikle (bahsini ettiğimiz parantezle) ihata edildiği için sahibini de (insanı da) o gerçeklikte mahpus, mahsur, meyus bırakır.
İşin kötüsü akıl gerçeklik parantezinden çıkmaya pek meyilli değil. Zira kendi tabiatı, gerçeklik parantezine daha yakındır. İnsan, kendi ruhuna ulaşamazsa, aklının sınırlarında debelenir durur. Aklı, akılla aşmak yollardan biridir ama zor olanıdır. Aklı, ruh ve kalb ile aşmak ise daha kolaydır. Ne var ki ruha ulaşmak zor… Her iki halde de aklımızın parantezinde sıkışmış durumdayız.
Akıl gerçekliğin, ruh ise hakikatin temsilcisidir. Her ikisi de insanda mevcut. Birini tercih mi etmeliyiz? Hayır… Zira hayatı yaşamak akılla mümkün, hakikate vasıl olmak ruh ile… Maharet ve marifet, ikisi arasındaki muvazeneyi kurmak ama tam kıvamında kurmaktır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir