HAKSÖZ GURUBU VE İRAN MESELESİ

HAKSÖZ GURUBU VE İRAN MESELESİ
Şia ve İran ile ilgili çok sayıda yazı yazdım. Yazıların bir kısmı Şia’nın teorik altyapısı ile ilgiliydi, bir kısmı İran’ın hariciye siyaseti ve stratejileri ile ilgili… Çoğunlukla da, Suriye merkezli gelişmeler çerçevesinde yazmak durumunda kalmıştık. Çünkü Suriye meselesi, hem Şia için hem de İran için bir “imtihan”dı. Nihayetinde Şia ile ilgili yazı serisine başladım fakat devam etmedim. Devam etmeme sebebim, Türkiye’deki İran sempatizanları içindeki “düşünce devinimiydi”.
Türkiye’deki Şia ve İran sempatizanlarındaki düşünce devinimi, çetin bir nefs muhasebesine döndü. İran’ın siyaset ve stratejilerinin, ümmet yerine Şia merkezli olduğunun açığa çıkması, buna paralel olarak Suriye’de Müslüman katliamına doğrudan katılması, Türkiye’deki Şia ve İran sempatizanı Müslümanlar arasındaki “muhasebeyi” şiddetlendirdi. Gerçekten çok çetin bir hesaplaşma yaşadılar. Haklarını teslim etmek gerekir ki, bu çetinlikte bir hesaplaşmayı bu kadar kısa sürede yaşayan bir fikir gurubu olmadı. Sebebi de malum; Suriye hadiselerinin “ağırlığı”, çelişki derinliği, aktüel olması vesaire gibi konular, muhasebeyi çetinleştirdi.
Bu gurupların içinde temayüz edeni, “Haksöz” gurubuydu. Gerçekten sert tartışmalarla geçen öz eleştiri, sıhhatli mecrasını buldu. İran’ın ve Şia’nın tarih boyunca Müslümanlar için problem teşkil ettiği, ümmet için bir ayrılık ve ayrışma kaynağı olduğu, ümmetin vahdeti için ciddi bir tehlike teşkil ettiği, bu gün de Müslümanlar için en büyük tehlike haline geldiği anlaşıldı.
Haksöz gurubunun başını çektiği bu muhasebe, takdire şayandı. Bir düşünce gurubunun, radikal şekilde kendisiyle hesaplaşması, Türkiye’de misali olan bir hadise değil. Haksöz gurubunun bu ağır işin altından kalkabilmesi gerçekten büyük bir iştir ve alkışlamak gerekir.
Türkiye’de aslında problemin kaynaklarından birisi, (Haki Demir’in ifadesiyle) hakikat kaygısının zihni organizasyonların merkezine yerleşmemesidir. Düşünce merkezini hakikat kaygısının oluşturmaması, yanlışa saplanan zihni evrenlerin kendini hesaba çekmesine engel oluyor. Bu durum (bir anlamda zihni hastalık) sadece Şia ve İran sempatizanlarında değil, Türkiye’deki her fikir gurubunda farklı oranlarda kendini gösteriyor. Türk efkar-ı umumiyesi, bu hastalıkla malul durumda, her fikir gurubunun aslında periyodik olarak kendini hesaba çekmesi şart.
Haksöz misalinde olduğu gibi, herhangi bir İslami gurubun kendini hesaba çekmesi için bu gün yaşanan büyük hadiselerin beklenmesi, zihni evrenin ve akıl terkibinin sıhhatli olmadığını gösterir. Doğru olan, büyük hadiseler meydana gelmeden kendi kendini hesaba çekmektir.
Haksöz gurubu, yaptığı muhasebeyi, sadece Şia ve İran çerçevesinde tutmamalı, bunu bir “usul” haline getirmeli ve Türkiye’deki fikir hayatına sunmalıdır. İçinde bulundukları durumun buna uygun olduğunu zannediyorum. Çok radikal bir muhasebe yaptılar, bu derinlikteki muhasebenin mevcut gelişmelerle sınırlı kalmasına müsaade etmemeliler, buradan ciddi bir tecrübe üretip, fikir hayatına arz etmeliler. Yapabildikleri muhasebe, sıradan bir hadise değil, büyük bir zihni sıçramadır. Bu “kıymet”, aktüel gelişmelerle tüketilmemelidir.
*
Haksöz gurubunun gerçekleştirdiği iç muhasebeden sonra, Şia ile ilgili “yazı serimizi” askıya aldık. Bizim derdimiz, bağcı dövmek değil, “doğru” olanın peşinden gitmektir. Türkiye’de İran ve Şia sempatizanlarının (Haksöz gurubunda olduğu gibi) iç muhasebeye girmesi ve sıhhatli bir mecraya dökülmesi, bizim için maksadın hasıl olduğu manasına gelir. Bundan sonra Haksöz gurubunun takip edilmesinde daha fazla fayda var. İçeriden bir gurubun bu mesuliyeti üstlenmesi daha uygundur.
Daha önceki yazılarımızda, “bir tane Şia alimi İran’ın zulme destek vermesine muhalefet etsin, onun destanını yazalım” demiştik. Hala böyle bir gelişme olmadı ama en azından Türkiye’deki İran ve Şia sempatizanlarının bu tavrı, bizim mesuliyetimizi ve taahhüdümüzü yerine getirmemiz için kafi olmalı. Haksöz gurubunun yaptığı iş hakikaten büyük… Takdir etmekten başka bir şey söylemek yakışık almaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir