HAŞHAŞİLERİN YENİ HAMLESİ VE YANLIŞ DEĞERLENDİRMELER

HAŞHAŞİLERİN YENİ HAMLESİ VE YANLIŞ DEĞERLENDİRMELER

Haşhaşilerin “tahliye operasyonu” birkaç gündür gündemi işgal etti. Neydi yaptıkları, nasıl yapmışlardı, neleri hedeflemişlerdi, neler gerçekleşti? Bu soruların cevaplarını arayalım.
Son yapılan kanuni değişikliklerle Sulh Ceza Hakimlikleri ihdas edilmiş, soruşturma sürecinde (dava açılana kadar ki süreç) tutuklama ve tahliye işlemleri bu hakimliklerin yetkisine verilmişti. Sulh Ceza Hakimlikleri, mahkeme değildi ve bu sebeple “üst mahkemeleri” yoktu, görevleri de münhasıran soruşturma sürecindeki tutukluluk ve tahliye gibi benzeri hukuki işlemlerden ibaretti. Paralel ihanet örgütü, Sulh Ceza Hakimliklerinde haşhaşi hakim ve savcı bulamayınca, İstanbul’daki on civarındaki hakimlikler hakkında, Asliye Ceza Mahkemesine “Redd-i Hakim” talebinde bulundular. Redd-i hakim talebinde bulunabilecekleri mercii, hangi Sulh Ceza Hakimliğiyle ilgiliyse, başka bir Sulh Ceza Hakimliğidir. Asliye Ceza Mahkemesi, Sulh Ceza Hakimliğinin “üst mercii” değildir.
Paralel ihanet örgütü, Sulh Ceza Hakimliklerinin yeni olması, yeni olduğu için muhakeme hukuku içindeki yerinin tam anlaşılmamış olması sebebiyle, “üst mercii” iddiasıyla Asliye Ceza Mahkemesine müracaat etti. Örgüt üyelerinden hakimlerin nöbetlerine denk getirerek redd-i hakim talebinin kabulüne ve başka bir mahkeme tarafından da tahliyesine karar verdirdi.

Kamuoyu bunun çok orijinal ve çok zekice bir hamle ve planlama olduğunu düşündü. Böyle düşünmesinin sebebi ise hukuk bilmemesiydi. Gazetelerin hukukçu istihdam etmemesi ve gazete köşe yazarlarının hukuk bilmemesi, hukukçuya sormak gibi bir erdemlerinin de olmaması sebebiyle, hamlenin çok zekice olduğu zannı kamuoyuna hakim oldu. Paralel ihanet örgütünün bu planlama ve hamlesi, aslında orta zeka bir hukukçunun akledebileceği ve biraz gözükaralıkla tatbik edebileceği bir işti. Kısaca ortada mübalağayı hak edecek bir planlama ve operasyon zekası yok…
*
Asliye Ceza Mahkemesi, yetkisiz olduğu halde tahliye kararı verirse ne olur? Hukukçuların kafasının karıştığı noktalardan birisi de bu… Kafa karışıklıklarını önleyecek bir misal verelim, misali de meseleyi vuzuha kavuşturacak netlikte verelim ve oradan mevzua dönelim. Asliye Hukuk Mahkemesi (dikkat, ceza mahkemesi değil), bir insanla ilgili, “yirmi yıl ağır hapis cezası verse” ne olur? Yani o kararın hukuki bağlayıcılığı var mıdır? Asliye Hukuk Mahkemesi üzerinden misal vermemiz, meselenin ölçüsünü tespit içindir.
Asliye Hukuk Mahkemesi ağır hapis cezası verirse, yetkili ve görevli olmadığı için, o kararın “keenlemyekun” yani yok hükmünde olduğu tartışmasızdır. Bu durumda savcılık, o kararı uygularsa, görevini yapmış ve mahkeme kararını yerine getirmiş olmaz, açıkça suç işlemiş olur. O kadarı veren hakim de derhal görevden alınır ve yargılanır.
Sadece mahkeme ismini değiştirip, Asliye Ceza Mahkemesi yaptığımızda hadisenin hukuki mahiyeti değişmez. Yetkisiz ve görevsiz bir mahkemenin verdiği karar, hem yok hükmündedir hem de o hakimin görevden alınmasını ve yargılanmasını şart kılar.
*
Esas sorulardan birisi, 29 ve 32. Asliye Ceza Mahkemeleri hakimlerinin mesleklerini tehlikeye atacak kadar gözükaralığa nasıl ikna edildikleridir. Tam bu noktada kamuoyu hayret içinde kaldı, dehşete düştü ve karşılarında kamikazelerin olduğuna ikna oldu.
Oysa durum böyle değildi. O iki hakim aslında gözükaralık sergilememiş, kamikaze saldırısı düzenlememişti. Çünkü, HSYK tarafında yargıdaki paralel örgütlenme hakkında soruşturma açılmış, soruşturmanın açıldığı kamuoyuna intikal etmişti. HSYK yargıdaki paralel örgüt mensuplarını zaten tasfiye edecekti, mezkur hakimler de o listenin içindeydi. Bu hakimler, kanunsuz dinlemelerle ilgili soruşturmadan tutuklanan polislerin kanunsuz dinlemelerine imza atan adamlardı. Anlaşılacağı üzere bu hakimlerin hakimlikleri (meslekleri) zaten gitmişti, sadece soruşturma süreci neticelenene kadar görevde kalacaklardı, yani birkaç ay veya beş-altı ay…
Adamlar, hakimlik mesleğini ve kariyerini tehlikeye atmadılar, sadece birkaç aylık maaşlarını tehlikeye attılar. O maaşların çok daha fazlası ABD’deki haşhaş üretim çiftliğinden zaten karşılanacak, yani adamların tehlikeye attıkları hiçbir şey yok.
*
Ne var ki kamuoyuna korku saldılar. Aslında adamların yaptığı ne zekice bir hamle ne de büyük bir gözükaralıktı. Sadece kendilerini aşan bir “üst akıl” tarafından ince bir planlamaydı.
Televizyonlardaki konuşmacılara, gazete köşelerindeki yazarlara bakınca, paralel ihanet örgütünün hedefine ulaştığını görmek mümkün… Gerçekten korkmuşlar… İhanet örgütünün “her şeyi” yapabilecek sayısız adamı olduğuna kanaat getirmişler ve dizlerinin bağı çözülmüş. Bilgiyi toparlayıp terkip edemeyen, sıhhatli ve hacimli bir muhasebe yapamayan, isimlerinin önünde de “yazar”, “profesör” gibi unvanlar olan adamlar, paralel ihanet örgütünün propagandasına geldiler ve kendi elleriyle (kalemleriyle) paralelin propagandasını yapıyorlar.
*
Bir müddet sonra görevden alınacak hakimlerine bu türden operasyonlar yaptırmak, işgal edilecek mevzideki cephanenin düşman eline geçmemesi için tamamını kullanmaktan ibaret bir taktikle karşı karşıyayız. Karşı tarafta bulunanlar da, ağır ateş gücüne bakıp saldırıya geçtiklerini zannederek korkmaya başladılar. Beyler, hanımlar ayıp oluyor. Küçücük bir meseleyi bile sıhhatli şekilde değerlendiremiyorsunuz, sizin yürüttüğünüz mücadeleden ne çıkar.
*
Haşhaşi çetesinin örgütlü bir yapı olduğu ve bu sebeple “hafife” alınmaması gerektiği doğrudur. Düşmanı hafife almak temel yanlışlardan biridir ama düşmanı olduğundan büyük göstermek daha derin bir yanlıştır. Bu sebeple, “ayarlarınızı” bozmayın, doğru teşhisler koyun, hafife de almayın, mübalağa da yapmayın. Adamların bir atımlık barutla bu kadar gürültü çıkarmasının en önemli sebebi, karşılarındaki kalemlerin akıl ayarlarındaki arızalardır.
*
Espriyle karışık ciddi bir not:
Şunun şurasında Fikirteknesi külliyatını basmak, medeniyet hamlesini merkeze alan bir dergi çıkarmak, medeniyet sempozyumları serisini başlatmak gibi temel meselelerle meşgul oluyoruz. Aktüaliteyi birazcık kendi haline bırakınca, cephe çökecekmiş hissine kapılmayalım. Temel meselelerle ilgili bir makale bile yazamadığınızı gördük anladık, bari aktüaliteyi iyi takip edin, akıl ayarlarınızı sıhhatli merkezde tutun, girift tahliller yapın ve cepheyi muhafaza edin. En azından bunu yapın, yapabilin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir