HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI

HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI
Hayrettin Karaman’ın, Yeni Şafak’taki köşesinde, 04.05.2012 tarih ve “Allah dostu (Halîlullah) Allah sevgilisi (Habîbullah)” başlıklı yazısı ile 06.05.2012 tarih ve “Peygamberimiz hem Halîl hem Habîb’dir” başlıklı yazıları muhteşemdi. Köşe yazarlarını tenkit ediyoruz ama haklarını teslim etmemek gibi hasis bir tenkitçi olmaktan imtina ederiz. Bahsini ettiğimiz iki yazı, altın yaldızlı çerçeve ile tezyin edilmeli ve başköşeye asılmalıdır.

Şu ifade önünde hürmet ve tazimle eğilmemek, “hakperestlik” ölçülerini ihlaldir.
“… Allah’ın, onu sevmekle iktifa etmediği, bütün insanlığın, Allah sevgisine mazhar olmasını ona ittibâ etmeye bağladığı açıkça ifade buyuruluyor. Buradaki ittibayı (ona tabi olmayı) hılkatin mebdeine götürdüğümüz zaman ta ezelde “asıl sevgilinin, severek yaratılanın” o olduğu, başkalarının ilâhî sevgi devletine asaleten değil, onun yolundan, onun tâbii olarak ulaşabileceği hakikati yine açıkça ortaya çıkıyor.”
Muhteşem… Başka nasıl söylenir? Tek kelimeyle muhteşem… Hiçbir insana, “…İlahi sevgi devletine asaleten” ulaşmak ihsan edilmemiştir. İşte bu… Bir mesele, bidayetine veya nihayetine kadar takip edilmediğinde anlaşılmaz. Mühim meseleler ise asla ortasından anlaşılmaz. İşte harikulade yazıdan, harikulade tespit; “Buradaki ittibayı (ona tabi olmayı) hılkatin mebdeine kadar götürdüğümüz zaman ta ezelde asıl sevgilinin, severek yaratılanın o olduğu…”. İşte fikir ve ilim adamının tefekkür cehdini gösteren bir misal…
Günümüzün en büyük problemi “sığlık”, buna bağlı olarak da her meseleyi “ortasından” ele almak… Bir mesele bidayetine ve/veya nihayetine kadar takip edilmeli, bunun için gerektiğinde son noktasına kadar tahlil, gerektiğinde ecel terleri dökecek kadar tecrit, gerektiğinde “büyük terkibi” gerçekleştirecek idrak cehdi, ruh-akıl ittifakında sergilenmelidir.
İki Cihan Serveri (SAV) Efendimiz, bilgi nakli yapan bir elçi değil sadece, kainatın yaratılış sırrıdır. Allah, kainatı O’nun için veya O’nu yarattığı için veya O’nu yaratacağı için yaratmıştır. O’na kuru bir bağlılık iddiası, O’nun ümmeti olmak için kafi değil. O’nu sevdiği için “beni” de, “bizi” de yaratmış olanın, O’na olan sevgisi, insan ırkının O’nu sevmesini ilzam eder. Bu sebeple değil midir ki, iman ile aşk kardeştir. İman ettiğini sevmeyen iman etmiş olur mu? Sevdiğine iman etmeyen, sevmiş olur mu? Bu sebeple değil mi, aşkın hakikati, “ilahi aşktır” dendi. İslam’ın en büyük inkılaplarından birisi de, iman ile aşkı terkip etmek olmuştur.
Heyecanlanmamak kabil değil. Heyecanımın bir sebebi de Hayrettin Karaman’dan böyle bir yazı beklemiyor olmamdı. Özellikle de, sitemiz yazarlarından Nurettin Saraylı’nın, “Hayrettin Karaman, fikrini beyan ederken, kendini tekzip eden adam” ve “Hayrettin Karaman, nereye bakacağını bilmeyen adam” başlıklı yazılarındaki tespitleri görünce…
Ne var ki Hayrettin Karaman’ın bahsini ettiğimiz iki yazısı, önünde tazim ve hürmetle eğilmeyi gerektirecek cinsten. Şu tespite bakın…
“Bir aziz dost bu yazıma itiraz ediyor, “Allah Teâlâ’nın yalnızca bizim Peygamberimize tabi olmayı emretmediğini, Peygamberimize hitaben de Hz. İbrahim milletine tabi olmayı emrettiğini” söylüyor.

Yazımda bahis konusu ettiğim husus din olarak, dini hayata uygulama yol ve yöntemi (sünnet) olarak peygamberlere uymak değildir; benim konum “Allah sevgisine nail olmak için kime tabi olunacağı”dır. Hiçbir âyet “Allah’ın da sizi sevmesini istiyorsanız filan peygamberi izleyin ona tabi olun” demiyor; bunu yalnızca bizim peygamberimiz için söylüyor. Kendi zamanlarında yolları izlenen her peygamberin ümmeti şüphesiz Allah rızasına nail olurlar; ancak Allah’ın sevgilisi olmak için -Peygamberimizin (s.a.) dünyayı teşriflerinden ve insanları İslam’a davetinden sonra- tek aracı (yolu izlenecek, onun gibi olmaya özen gösterilecek örnek) Habîbullah Muhammed Mustafa’dır; bu mana âyette apaçıktır. Peygamberimiz dünyayı teşrif etmeden önce, ezelden beri Allah sevgilisi olmanın Peygamberimizle (onun hilkatin başlangıcı olan varlığı ile) alâkası (buna bağlı/tabi olması) ise ayetin açık ifadesi ile değil, işareti ve başka çeşitten delaletler ile sabittir. Bu ikincisine katılmayan olabilir, ama bu anlayışı dışlamak olmaz.”
Hayatı, dünya hayatından, hayatın seyrini ise dünyadaki kronolojiden ibaret gören sığ anlayışlar, Hz. Resul-i Ekrem (SAV) Efendimizi sadece son peygamber zannediyorlar. Bunlar farkında olmadan peygamberliği kesbi meslek gibi anlıyorlar. Oysa peygamberlik, yaratılış itibariyledir, yaratılıştadır, yaratılışladır. İnsanın yaratılışı, ana rahmindeki et yığının şekillenmesi değil, ruhun yaratılmasıdır. O’nun ruhu, ilk yaratılandır ve yaratılışında peygamber olduğu için de ilk peygamberdir. Dünyadaki kronolojiye göre de “son peygamber”… Bu sebeple ilk ve son peygamber O’dur ve aradaki tüm peygamberler de ona tabidir. “Hilkatin mebdei”ne gidildiğinde farkına varılacak, müşahede edilecek olan budur. Hayrettin Karaman’ın mahirane bir üslupla bu hususu ifade etmesi, hürmete layıktır.
Müslümanların insanı ve hayatı dünya parantezinde anlamaya ve kabul etmeye başlaması, sinsi bir materyalistleşme sürecidir. Bu sürecin farkına varan fazla insan olmaması ise ıstırap verici… Müslümanlar umumiyetle ahireti (dünyadan sonraki hayatı) hatırlıyorlar ama her nedense hayatın bidayeti olan dünyadan önceki kısmını hiç konuşmuyorlar. Oysa ruh ölmüyor, yaratıldığından itibaren “tek hayat” üzere devam ediyor, ruhu çıktığınızda geriye “kadavra” kalıyor. Dünyanın evvelinden habersiz olanlar, dünyanın sonrasına dair de sıhhatsiz düşünceler üretiyor. Hayat ve insan “ortasından” ele alınınca, fikirlerin tamamına yakını, materyalist merkezde teşekkül ediyor. Çok vahim bir durum…
Ve şu ilmi tespit, yazıyı (aslında konuyu) taçlandırıcı nihai hüküm gibidir.
“Rasulullah (s.a.) için, mahabbet (Allah sevgilisi olma) mertebelerinin en yücesi olan “hullet” (Allah’ın halîli olma) rütbesi (sıfatı) sabit olmuştur. Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Allah nasıl İbrahim’i halîl edindi ise beni de öyle halîl edindi”. “Yeryüzünde yaşayanlardan birini halîl edinseydim, Ebu Bekir’i halîl edinirdim, fakat arkadaşınız (ben) Rahman’ın halîlidir.” Bu iki hadis de sahih olup “Allah sevgilisi (habîb) olmak Hz. Muhammed’e, Allah dostu (halîl) olmak ise Hz. İbrahim’e mahsustur (özgüdür)” şeklindeki iddiayı geçersiz kılmaktadır.”
Başka söze gerek var mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir