HAYRUNNİSA GÜL, SUS!

HAYRUNNİSA GÜL, SUS!

Hayrunnisa Gül bahsine girmeden önce Abdullah Gül meselesine bir bakalım. Abdullah Gül, Akparti kurucu kadrosundaki çelik iradenin yalınkılıç neferlerinden birisidir. Bu millet için kefen giyen kadro üyelerinden biri olan Abdullah Gül, yine bu millet tarafından cumhurbaşkanlığına kadar omuzlarında taşıdığı kahramanlardan birisidir. Halkı bir avuç batıcı serseriye ezdirmemek için kefen giyen, bu sebeple de halk tarafından çevresinde çelikten bir zırh örülen, vampirlere yedirmediği halk tarafından vampirlere yem edilmeyen bir mücadele adamıdır. Bütün bunlar tabii ki yalnız başına yaşanmamıştır, bir kadro ve hareket içinde yaşanan, kefeni de yalnız başına giymeyen, Akparti çelik çekirdeğinin birbirlerinin kefenlerini düzleyerek meydana çıktığı kadro hareketinin bir üyesidir. Karşılıklı vefa ve sadakatin neticesinde ülkede “sessiz devrim” yapabilen bu kadro, halk tarafından kahramanlık nişanı ile mükafatlandırılmıştır.

Yaklaşık bir yıldır yoğunlaşan cumhurbaşkanlığı seçim tartışmaları, bu tartışmalarda Abdullah Gül ile ilgili çirkin sözler sarfedilmesi, bunu da bizim cenahın yapması gerçekten tahammül edilmez bir hadisedir. Abdullah Gül, Çankaya’daki koltuğu işgal ettiği dönem boyunca Akparti siyasi hedeflerini zedeleyecek hiçbir şey yapmamış, ülkedeki sessiz devrimin önünü açmış, başbakan ve hükümetle asla çatışmamış, bir dava ve mücadele adamından beklenen tavır ve davranışları sergilemiştir. Mizacının, dilinin, üslubunun, tarzının farklılığı dışında 2023 hedefine giden yolda hiçbir ihtilafa imza atmamış, mizaç farklılığını bile anlamayan veya ona bile tahammül edemeyen idraksizler ve had bilmezler tarafından tenkit edilen, tenkidin ötesine geçilip hakaret edilen Abdullah Gül, son veda resepsiyonunda ancak sitem etmiştir. Aleyhine yazılan ve söylenenlere karşı çok daha sert bir tepki gösterme hakkına sahip olmasına rağmen, asaletini ve nezaketini kaybetmeyen Abdullah Gül, gazete köşelerini işgal eden nezaketsizlerden çok daha asil olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Erdoğan’ın, Arınç’ın, Gül’ün birbirlerinin kefenlerini giydirdikleri unutulmuş, beraber kefen giyen insanların birbirine ihanet edeceği ihtimali bizim cenahtaki kalemşorlar tarafından kabul görebilmiş, hassasiyetsizler iç dünyalarındaki kazuratı Abdullah Gül üzerinden izhar ve ilan etmiştir. İnsan nefs taşıyan bir varlıktır muhakkak, hal böyle olunca hata yapması muhtemeldir ama beraber kefen giyen insanların birbirine bu kadar kolay ihanet edeceğini düşünenler, ihanet potansiyelini içlerinde taşıyan gafillerdir. Abdullah Gül’ün ne yapacağı sorusuna verilen ilk cevap, ihanet edeceği şeklinde olabilir mi?

Uzaktan bakıldığında böyle görünen durum, yakından bakıldığında başka bilgi ve ihtimalleri ihtiva ediyor olabilir. Hususi bilgilere sahip bazıları, bizi saflıkla suçlayabilir. Gerçekten Abdullah Gül’ün bazı konularda direnmiş olması mümkün. Hal böyle olsa bile, istişare ile ikna edilemeyeceğine inanmamızı gerektiren sebep ne olabilir ki. Ve neticede görüldüğü üzere böyle olmadı mı?

*
Peki Hayrunnisa Gül kimdir? Bir mücadele adamı olan Abdullah Gül’ün eşidir. Tek hususiyeti, tek kıymeti, tek hürmet mevzuu budur. Peki niye konuşuyor? Bulunduğu yeri hak ettiğini mi düşünüyor? Bulunduğu yeri şahsi istidatlarıyla kazandığına mı inanıyor?

Bir siyaset adamının, bir cumhurbaşkanının refikasına düşen şey nedir? Kefen giyecek kadar çetin bir mücadeleden geçen, bu mücadele neticesinde cumhurbaşkanlığına kadar yükselen, kendisi kefen giydiği kadar, arkasından giden, arkasında duran, gözü kara şekilde destekleyen milyonlarca insanın da kefen giydiği Abdullah Gül’ün refikasının mesuliyeti nedir? Abdullah Gül’ün tüm asalet ve heybetiyle ortada duran varlığı, Hayrunnisa Gül için iltica edebileceği bir “gölge” oluşturur. Hayrunnisa Gül’e düşen o gölgede ikamet etmek, kahraman eşine sessiz sedasız destek olmaktır.

Abdullah Gül’ün yapmadığı kavgayı, üstelik de “intifada” gibi muhtevası hınca hınç şehit dolu bir mefhum üzerinden yapmaya kalkışmak, en hafif ifadeyle haddini aşmaktır. Hayrunnisa Gül’ün resepsiyondaki tavrı, bir hakkın ifadesi ve kavgası olmaktan öte, Abdullah Gül’ü rencide eden, onu küçük düşüren, kendi kavgasını kendisi yapmaktan acizmiş hissi veren bir ukalalıktır.

Hayrunnisa Gül, Abdullah Gül’e aşık olabilir ama biz Abdullah Gül’ün şahsına, yakışıklılığına, boyuna aşık değiliz, biz onun mücadelesine aşığız. Millet için yaptığı mücadele neticesinde millet tarafından cumhurbaşkanı yapılmış bir şahsiyettir ve alakamız ve aşkımız o mücadeleye aittir. Eski Yeşilçam filmlerindeki vamp kadın tiplemesinin eşiğine kadar gelen Hayrunnisa Gül, umarız o eşiği aşmaz, umarız milletin Abdullah Gül’e olan aşkının yakışıklılığı ile ilgisi olmadığını unutmaz. Önünde bulunduğu eşiğin bir adım ötesi histerik kadın profilinden ibarettir ki, bu millet öyle bir kadının peşinden bir yere gitmeyeceği gibi, öyle bir kadının peşinden giden erkeğin peşinden de gitmez. Abdullah Gül’ün sergilediği asalete yakışmayan Hayrunnisa Gül’ün tavrı, konuşmasında ifade ettiği gibi devam ederse, şunca yıllık müktesebatın ne kadar kısa sürede harcanacağının tipik bir misalini görecektir.

Hayrunnisa Hanıma düşen susmaktır. Hayrunnisa Gül asil kalmak, asil hatırlanmak istiyorsa susmalıdır. Abdullah Gül, haksızlığa uğradıysa bunu ifade ve izah edebilir. İzah ettiğinde gerçekten haksızlığa uğradığına ikna ederse, arkasında olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Ülkenin içinden geçtiği kritik dönem, çevremizde ve İslam coğrafyasında oluk oluk akan kan, ümmetin her ferdinin ümidini bağladığı bir Türkiye ve Akparti bir kadının kaprislerine feda edilecek kadar ucuz değil. Dünya çapında bir mücadelenin ortasındayken, Hayrunnisa Gül’ün intifadasını, Gazze’deki bir şehit ailesinin tuvalet deliğine basıp, üstüne de beton dökmek isteyecek milyonlarca insan var bu ülkede.

Hayrunnisa Gül, bilmem anladın mı? Sen en iyisi sus…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir