HAYVAN SEVGİSİ Mİ HAYVANLAŞMA TEMAYÜLÜ MÜ?

HAYVAN SEVGİSİ Mİ HAVYANLAŞMA TEMAYÜLÜ MÜ?
Varlığın mertebeleri belli… Cemadat, nebatat, hayvanat ve insan… Yani cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar… Her üst mertebe kendinden aşağıdaki mertebeleri (formları) ihtiva eder. İnsan, kendinden aşağıda bulunanların hepsini cem etmiştir.
Üst form ile alt form arasındaki müşterek pay, alt formdur. İnsan ile hayvan arasındaki müşterek pay, hayvani hususiyetlerdir. Hayvanların insani hususiyetler taşımadıkları, taşıyamayacakları için, müşterek pay, “insani” hususiyetlerde değil, hayvani hususiyetlerde aranır.
İnsan ile hayvan arasındaki münasebet, problemlidir. Hayvanlarla münasebet, hayvani ortak payda da gerçekleştirilebildiği için problemlidir. Hayvani ortak paydada gerçekleştirilen münasebet, insani bakışla yani akli yaklaşımla kurulmazsa, “insani muvazene” bozuluyor.
İnsani muvazene, kendinden aşağıdaki tüm varlık tabiatlarını cem eden insanın, “insan terkibidir”. Bu muvazene, hayvan tabiatını da ihtiva eden insan tabiat haritasının hangi aralığında ve hangi merkezde kurulmalıdır ki o varlığa insan diyelim. Ruh, bedeni insan yapan nihai ve merkezi unsurdur. Akıl ise insan tabiatında bulunan tüm hususiyetler üzerinde (hayvan tabiatı da dahil) tasarruf eden yönetim merkezi…
Ruha saf haliyle ulaşmak ve onun merkezinde bir hayat yaşamak fevkalade zor. Bu mesele “ehl-i kalbin” tasarrufundadır ve hususi usulleri mevcuttur. Tasavvuf, muhtelif ilimlerle bu konunun tek mecrası ve mütehassısıdır. O yola girmek isteyenler için kapı açık… Onun dışındaki insani muvazene nasıl kurulabilir? İnsanların çoğunluğu tasavvuf mecrasına girmediğine göre, bu sorunun cevabı aranmalıdır.
İnsani muvazene, “iman” merkezinde, ruh ile akıl aralığında kurulur. İmanın, ruh ve aklı yerli yerine oturtması gerekir ki sahih iman olsun. Sahih iman, İslam imanıdır. Bu manada İslam, varlığın üst formunu insan yapmak, insanlaştırmak için gelmiştir. Evet, insana gelmiştir ama aynı zamanda “insan” denilen varlığı, insan kılabilmek, insanlaştırabilmek için gelmiştir. Varlık çeşitleri içindeki insan cinsinin tabiat haritası, hayvan tabiatını da ihtiva ettiği için, hayvanlaşma istidadı da mevcuttur. İslam, bu varlığı, “insan” sınırında tutabilmek için gelmiştir.
Bu mevzuu uzun, burada bir hususa dikkat çekmek için giriş mahiyetinde ele aldık. Konumuz, batı ve batılılaşan toplumlarda “hayvan sevgisi” diye isimlendirilen bir “durumun” tahlilidir.
*
Ruha ulaşmak zor ama ruhtan uzaklaşmak kolay… İnsanın aşağıya doğru ilerlemesi, yukarıya doğru tırmanmasından tabii ki daha kolay… Hayvan tabiatı, insan tabiatının “aşağılarında” bulunur. İnsan tabiat haritasında aşağıya doğru ilerlemek, yukarılarda (zirvede) bulunan ruhtan uzaklaşmaktır. Ruhtan uzaklaşan bir insan, ruhun ünsiyetinden ve ruhun ünsiyet kurma istidadından uzaklaşır. Ruh, ruhlarla ünsiyet kurar. Tabiat haritasında, ruhtan uzak bir bölgeye düşen insan, ruhlarla ünsiyet kuramaz. Ruhlarla, yani “insanlar” ile…
Batılı hayat tarzında, hayvanların yatak odasına kadar girdiği, evde birlikte yaşadıkları, hatta sadece hayvanla yaşayan insanların çoğaldığı görülüyor. İnsanlar yalnız yaşamaya başlıyorlar fakat yalnızlığa da tahammül edemedikleri için hayatlarını hayvanlarla paylaşıyorlar. Bir evde, bir insan ve bir hayvan… Hayat çerçevesine bakın… Tek insan ve hayvanlar… Neden? Çünkü insanlar birbirine karşı ünsiyetini kaybetti, ünsiyet ile beraber sevgisini kaybetti, sevgisini kaybettiğinde tahammülünü de kaybetti. Çünkü hayatın ruhi altyapısı veya ruhi kaynakları kurudu. İnsan, insanı sevemiyor ve ona tahammül edemiyor. Geriye ne kaldı? Hareket edebilen tek canlı türü yani hayvan…
Batılı hayat anlayışı bu durumu “hayvan sevgisi” diye isimlendirdi. Bir mesele üzerinde “tefekkür çilesi” çekilmeyince hayatın nerelere kadar savrulduğunu gösteren harikulade bir misal… Bir insanla beraber yaşayamayan, bir insanı sevemeyen, bir insana tahammül edemeyen, buna mukabil yatak odasına kadar soktuğu bir hayvanla birlikte yaşayan kişi, “insani” hususiyetlerinden (insani tabiat özelliklerinden) uzaklaşmış ve hayvani hususiyetlerinden (hayvan tabiatından) ibaret hale gelmiştir.
Milyonlarca “evsiz” insanın yaşadığı batı toplumlarında (cemiyet değil, insan topluluğu), zengin birinin evinde sadece hayvanlarla yaşaması, hayvanlaşmaktır. Tabiat haritasının “hayvani hususiyetler” parantezine sıkışmış varlıklardır. İnsanı sevme istidadını kaybeden birinin, kendi tabiatının alt basamaklarında bulunan bir varlık çeşidini sevdiğini iddia etmesi büyük bir sahtekarlıktır. Fakat işin ilginç tarafı, bunu anlama istidatlarını kaybettiler yani yaptıkları sahtekarlık değil, idraksizliktir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir