HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-17-HZ. OSMAN(RA)-1-

Haki Bey bugün Hz. Osman’ın şahadeti ve o dönemdeki olayları konuşalım.

Halifeler içerisinde en uzun süre halifelik yapan Hz. Osman’dır (RA). Hz. Osman döneminin temel özelliği Allah Resulü’nün ya da risaletin nefesinin yeryüzünden, O’nun nefesinin tesirinin yeryüzünden yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir dönemdir. Aslında peygamberimizin irtihalinden sonra başlar o nefesin yeryüzünü terk etmeye başlaması tabi ki, bura da radikal yorumlara meydan vermemek için neyi kastettiğimi bir cümleyle açıklayayım. O’nun bizzat varlığının tesiri bambaşka bir şeydir. Yani peygamberimizin bizzat bedenen de yeryüzünde bulunmasının tesiri bambaşkadır. Ve varlığının bu dünya da, ruhani ve cismani olarak bu dünya’da bulunduğu dönem itibari ile tesiri mukayesesiz bir hadisedir. Tesiri halen devam ediyor. Bugün de devam ediyor. Bırakın Hz. Osman dönemini, kıyamete kadar da devam edecek. Varlığının nuru ahirette de devam edecek, öyle bir zattan bahsediyoruz. Mesela cennette Cemalullahı görmek birinci mükâfattır. İkincisi Allah Resulü’nü görmektir. O’na yakın olabilmektir. O’nun meclisine, cennette de katılabilme iştiyakına sahibiz ve o meclise katılabilmek imtiyazdır, lütuftur. Hakikaten bizim ağzımızın suyunu akıtan cennet nimetleri bunların yanında kayda değer şeyler değil. Bizim aklımıza başka şeyler gelir cennet mükâfatı listesi yapılırken, nedense bunları pek aklımıza getirmeyiz. Ahirette de bunlar devam eder. Hz. Osman dönemini bu şekilde tespit ederken, Risaletin nefesinin yavaş yavaş yeryüzünden çekildiğini söylerken, nazari çerçevede konuşuyoruz. Pratikte de hadiselerin, ihtilafların, problemlerin yoğunlaştığı dönem olması hasebiyle bunu söyleme imkânına sahip değiliz. Haddimizi aşmadan pratiği konuşma ihtimali biraz zor. Sahabeden bahsederken hassas olmak gerekiyor. Pratikten bahsederken haddimizi aşarsak eğer, niyetimiz haddi aşmak değildir, öyle bir ihtimali ancak sürç-i lisan kabul ederiz. Hz. Osman’ın şahsıyla ilgili, kıymeti ile ilgili şeylerden bahsetmiyoruz. Biliyoruz ki tarihte süreçler var, dönemler var, bir şeyler başlıyor. Belirli ivmeyle bir müddet yol alıyor. Devam ediyor. Yavaşlıyor. İşin beşeri tarafı var. Sahabede beşeri tarafına dâhildir. Tüm kıymetiyle beraber dâhildir. Maalesef dâhil. İnsan olmasını da istemiyor ama neticede peygamberini bile ilahlaştırmayan, peygamberini ilahlaştırmaktan men edilen bir ümmetten bahsediyoruz. Sahabeyi ilahlaştırmak gibi bir yanlışa düşemeyiz. Ama neticede insanın aklı ve kalbi, Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin arkadaşlarının, sahabesinin, özellikle kendi aralarında, ihtilafsız bir hayat yaşamış olmasını arzuluyor. Fakat tabi ki olmamıştır. İmtihan her dem vardır. O dönem hakikaten Hz. Osman’ın son beş yılında (yanılmıyorsam) problemler yoğunlaşmıştır. Öncelikle şunu ifade edelim, biliyorsunuz Hz. Ömer döneminde fütuhat çok büyük bir hız kazanmıştır. Hz. Osman döneminde de fütuhat devam etmiştir. Çok geniş bir coğrafya fethedilmiş. Ümmetin nüfusu çok büyük rakamlara, ondan önceki döneme göre mukayesesiz çok büyük rakamlar ulaşmış ve ümmet çok geniş coğrafyalara ulaşmıştır. Bir takım problemlerin böyle gelişmelerde beklenmesi gerekir. Tarihte bu kadar hızlı büyüyen bir devlet yoktur. Kısa bir dönemde o kadar büyük fütuhat var. Sadece toprak ele geçirmekten bahsetmiyoruz. Yeni bir din vaaz edilmiş. Din, medeniyetini inşa ediyor. Böyle bir yayılma var. Cengiz’in de işgali çok kısa bir dönemde olmuştur ama gittiği yere götürdüğü bir şey yok. Kelle kesmekten başka, kandan başka bir şey yok. İslam yeni bir din vazetmiş, yeni bir dünya görüşü örmüş, yeni bir medeniyet inşasına başlamış, bütün bunları kısa süre içinde o kadar çok nüfusa ve o kadar geniş coğrafyaya ulaştırmak kolay değil. Bu çapta bir örnek olmadığı için tecrübesi de yok. Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden başlayan zaman, üçüncü halifeye kadar çok kısa bir devirdir. Hz. Osman üçüncü halifedir, Hz. Ebubekir’in iki yıllık halifeliğinde yalancı peygamberlerle uğraşarak geçtiğine göre, tecrübe üretecek kadar zaman geçmemiştir. Hz. Ömer’in dönemindedir bu kadar geniş coğrafyada fütuhatın gerçekleşmesi, elde de zaten Hz. Ömer (RA) zamanının tecrübesi var sadece. Öncesinde de bir tecrübe yok. İnsanlık tarihinde de yok. Mesele yanlış anlaşılmasın, bu kadar kısa sürede bu kadar büyük işler yapılmasıyla ilgili insanlığın tecrübesi yok. Bu da bir takım problemlere sebep oluyor. Bir tarafta kafi miktar tecrübe yok diğer tarafta da sahabe kadrosunun sayısı sürekli azalıyor.

Bir taraftan sahabe kadrosunun azalması, bir taraftan fetihlerle genişleyen İslam devletinin idare edilmesi için insan ihtiyacının azalması söz konusudur. Oysa coğrafi-siyasi sınırlar ve nüfus arttıkça idareci kadronun da artması gerekiyor fakat aksine bir gelişme var. Tabii ki bu durum sahabe kadrosu için sözkonusu. Sahabenin önemini biliyoruz, sahabe, Risalet tedrisatından geçmiş olan mümtaz bir kadrodur. Fahri Kainat Efendimizin irtihalinden sonra sahabe yetişmediğine göre, o tedrisatın insan kaynakları zaman içinde tükenecektir. O mümtaz kadro, ölümlerle azalıyor, şahadetle azalıyor, bir de hakikaten büyük bir coğrafyayı yönetiyorsunuz, çoğu savaşta zaten, at üstünde sahabe, fütuhatı kim yapıyor, İslam devleti lejyoner kullanmıyor ki.

Bir taraftan büyüyeceksiniz diğer taraftan kadronuz azalacak, bu durumda çok yoğun problemlerin çıkması beklenir. Kaçınılmaz olarak böyledir. Aslında İslam’ın ilk tecrübeleri, Risalet’ten sonraki ilk tecrübeleri, Risaletsiz tecrübeleri, Dört Halife’nin döneminde meydana gelmiştir, üretilmiştir. Ümmetin Dört Halife’nin hayatında, özellikle Hz. Osman, Hz. Ali dönemlerindeki ihtilaflar, çatışmalara bunlara bakıp da birbirlerine husumet beslemektense, taraf tutmaktansa bu tecrübeleri çok iyi anlaması, araştırması gerekiyor. İslam’ın ilk tecrübeleri olması bakımından çok önemlidir, evveli olmayan bir tecrübedir. Evveli neden yok, Risalet merkezde otururken başka bir hayat yaşanıyor, hilafet otururken başka bir hayat… Hz. Ebubekir ile ilgili programımızda söylemiştik. İslam devlet başkanının ilk örneği Hz. Ebubekir’dir. Peygamberimiz devlet başkanı değil miydi? Tabii ki aynı zamanda devlet başkanıydı ama o makamda Risalet vazifesiyle oturuyordu. Risalet iman konusudur, (haşa) itiraz edebilir misiniz? Böyle bir hüviyetle oturuyor ama hilafet şeriatla bağlıdır. İslam hukukuyla bağlıdır. Onun dışına çıkamaz çıkarsa ümmet onu alaşağı eder. Şimdi Risalet ve ümmet münasebetinde böyle bir şey yok çünkü Risalet zaten Şeriat’ın kaynağıdır. Dolayısıyla Hz. Ömer’in hutbede “yanlış yaparsam ne yaparsınız?” sorusuna karşılık, camide şakır şakır kılıçlarını çeken sahabenin, “seni kılıçlarımızla doğrulturuz” deme imkanı, (haşa) Risalet’e karşı var mı? Burada ne yapabilirsiniz? Ancak sorarsınız ve itaat edersiniz. Buradan İslam devlet modelini çıkaramazsınız, çıkarmak isterseniz zorlanırsınız. Halifeye, (Allah muhafaza) Risalet salahiyeti vermek gibi savrulmalara uğramak mümkün. Hilafeti hiçbir şekilde itiraz edemeyeceğiniz bir makam haline getiremezsiniz, getirmemelisiniz çünkü hiçbir şekilde itiraz edemeyeceğiniz makam, Risalet’tir. Bu Ümmet yalancı peygamber edinmemiştir. Bu ümmet öyle bir hata, yanlış yapmamıştır. Bu hususiyet, bu ümmete ait bir asalettir. O manada İslam devlet tecrübesini Dört Halife üretmiştir. Bir devlet başkanının olduğu, ümmetin hilafete itiraz edebileceği, onunla tartışabileceği, onunla istişare edebileceği bir tecrübe üretiyor. Bunun geçmişi yok, adetleri yok, teamülleri yok, alışkanlıkları yok, geleneği yok. Tüm bunlar dört halife devrinde yaşanıyor ve tecrübe ediliyor. Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, ümmet (sahabe) ile meşveret ederdi. O, ümmetini eğitmek içindi. Sorardı. Doğrusu sahabenin fikirlerinden birini de tercih ederdi genellikle. Aklı ortadan kaldırmamak için. Aklın canlı olarak devam etmesi için. Hayattan çekilmemesi için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir