HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-22- HZ. OSMAN(RA)-6-

Belki de Hz. Osman’ın söyleyebileceği Hz. Ebu Bekir’in oğluna söyleyebileceği en güzel söz oydu. O delikanlı başını öne alıp ağlayarak çekip gidiyor.

Orada, halifenin evi kuşatıldığında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin yaralanıyor. Eve saldırılara yalın kılıç karşı koyuyorlar. Mesela bu kısmın üzerinde de düşünmeliyiz. Bu mesele üzerinde pek durulmaz, hatırlanmaz. Bu da bir Kerbela’dır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hilafeti korurken yaralanıyor. O makamı korurken yaralanıyorlar. Halifeyi korumak için yaralanıyorlar. Kerbela çapında değil tabi ama orada yaralanıyorlar. O güruh hem hilafete saldırıyor hem Ehli Beyte saldırıyor. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e saldırıyorlar.

Halifeye saldıranların arasında Hz. Ebubekir’in oğlu vardı, o sözden sonra çekip gitti. Onun dışında, halifenin evini kuşatanlar ve şehit edenler içinde sahabe var mıydı?

Sahabe yok, Medine’den de kimse yok, şehit edenlerin içinde. Belli başlı mümeyyiz insanlardan, sahabelerden kimse yok. Hz. Ebubekir’in (RA) oğlunu, Allah öyle bir şeyden korumuş. Aksi ihtimal gerçekleşseydi çok ağır bir hadise olurdu. Hz. Ali (RA) ile Hz. Muaviye çatışmasının neticeleri malum. Ümmet bunun altında kaldı. Hala 1400 sene önceki hadiseden dolayı bir takım fırkalar var. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ı şehit etmesi ihtimalini düşününce, akıl taşımıyor.

Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinde konu çok nettir. Orada taraf bellidir. Tüm Müslümanların tarafı bellidir. Bir beriye gelirseniz Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki çatışmayı taşıyamadık. Hz. Ebubekir’in oğlu Hz. Osman’ı şehit etmiş olsaydı bunu da taşıyamazdık.

Hz. Osman’ın son döneminde yaşanan bazı hadiseler, Hz. Ali’nin hilafet devrinde yaşanan hadiseler, ümmetin taşımadığı, uzun müddet kendine gelmesine mani olan hadiselerdir. Bir takım fırkalar orda başlar. Oysa orada hayatın pratiğine dair tartışmalar var. Pratikten teorik farklılıklar çıkmaz. Hz. Ali ile Hz. Muaviye’nin arasındaki çatışma, pratikle ilgilidir, pratikte olan bir çatışmadır. İslam’ın kendisi ile ilgili bir tartışma yok, buradan iki hizip çıkmaz. Pratikten teorik farklılıklar çıkmaz. Olmaz öyle bir şey. Orayı atlatamadı mesela ümmet. Atlatamadı ki bir Şia var. Orasını oldum olası anlamam ben. Pratikten nasıl böyle bir teorik fark çıktığını anlamam. Şia ile ilgili en anlamadığım nokta orasıdır. Nasıl olur da Hz. Ali taraftarlığı ayrı bir hizip haline gelebilir. Ya da Alevi olmak ne demek? Her mümtaz sahabenin bir fırkası mı olmalı? Bu kadar sığ bir anlayış Müslümanlara yakışmaz. Hangisini hangisinden ayırt edebilirsiniz ki. Toplayıcı, kapsayıcı bir anlayış, ihata edici bir anlayış gereklidir.

Allah Resulünün, sahabeleri için, “her biri gökteki yıldız gibidir” buyurması, ayrılığın değil birleştirici bir mananın ifadesidir.

Gökyüzü kompozisyonudur o. Güneş çıktığında onların kaybolması gibi Allah Resulü varken yoklar, güneş gidince onlar lazım. Onun için de hoyratça, özensizce konuşulacak bir konu değil. Ümmet şunu biliyor. Sahabeye muhabbetimiz, peygamberimize olan muhabbetimizdendir. Peygamberimize olan muhabbetimiz Allaha muhabbetimizdendir. Silsileyi karıştırmamak lazım. Hiç birini tanımayız ki biz, yani hiçbirini görmedik. Hz. Muaviye’ye de asgari bir muhabbet göstermenin ne zararı olabilir ki. Allah Resulü’ne verilen kıymetle ilgili bir şeydir. Şia’nın Ehl-i Sünneti Yezid taraftarı olmak, Ehli Beyti sevmemek iddiası ciddiye alınacak bir şey değil. Komik bir şeydir ve aynı zamanda da çok büyük bir iftiradır. Hz. Muaviye’yi O’na, Efendimize nispet ettiğinizden dolayı hürmet göstereceksiniz ama O’nun ehli beytine muhabbet duymayacaksınız. Hz. Muaviye’ye Resulullah’tan dolayı hürmet eden bir anlayış, Ehli Beyte muhabbet duymayacak, bu nasıl bir şey, bunu tek bir akıl açıklayamaz. 14 asır öncesinde Allah Resulü’nü incitmemek rikkatinden kaynaklanan böyle bir tavır alış, Ehli Beytten esirgenmiş olabilir mi? Böyle bir şey duyduğumda cinnet geçiriyorum.

Hz. Osman şehit edildi onun şehit edilişi ile beraber ortam ne hale geldi.

Son dönemlerindeki kargaşa, daha önce ümmetin karşılaştığı bir durum değil. Şahadetinden sonra şuurlar patlamış, darmadağın olmuş cemiyet. Orada Hz. Ali (RA) olmasaydı, ümmetin halinin ne olacağını kestirmek fevkalade zor. Hz. Ali’nin (RA) Medine’de halife olması, ümmeti ayakta tutmuş, derleyip toplamıştır. Daha sonraki çatışmalara ayrı mesele ama halifenin şehit edilmesinin akabinde, Hz. Ali ümmeti ayakta tutmuştur. Öyle bir halife olmasaydı ümmetin ne olacağı ile ilgili hiçbir öngörüde bulunmak mümkün değildir. Hz. Osman’ın şahadetiyle beraber başlayan bir kargaşa, zihinleri patlatmıştır. İslam tarihinde, halifeye ve tabii ki hilafete karşı ilk isyandır. Hz. Osman’ın (RA) şehit edilmesi İslam tarihinde çok büyük bir hadisedir. İslam cemiyet mimarisi dağılmıştır, cemiyetin zirvesinde halife oturur, halifenin şehit edilmesi, içtimai mimariyi imha etmiştir. Cemiyet mimarisinin dağılması daha sonraki hadiseleri tetiklemiştir.

Yani halkın ana yapısı bozulmuş değil mi?

Evet… Daha sonra meydana gelen hadiseleri tetkik ederken, bir takım sebeplerden bahsedilir, esas sebep, halifeye karşı gerçekleştirilen ve katledilmesiyle neticelenen o isyan, Müslüman insanın zihin haritasını dağıtmıştır. Hz. Ali (RA) Efendimizin zamanındaki hadiseleri anlamakta zorlanmamızın temel sebebi, bu noktayı anlamamış olmaktır. Anlayış bütünlüğü, zihin haritası, içtimai mimari dağılınca, her şey yapılabilir hale geliyor. Hani, “bunu nasıl yapmışlar?” diye hayretle ifade ettiğimiz hadiseler var ya… Anlayamıyoruz çünkü ana mimarinin dağıldığını görmüyoruz. Hz. Aişe (RA) Validemizle Hz. Ali (RA) Efendimizin iki orduyla karşı karşıya geldiğini düşünemiyoruz, düşünemiyor olmamızın sebebi, içtimai mimarinin yerli yerinde olduğunu kabul ediyor olmamızdır.

Anlayıştaki ana mimari dağılınca, fitne kendine uygun bir vasat bulmuş ve tüm İslam coğrafyasını işgal etmiştir. Zihin haritası çökünce, fitnenin zihne nüfuz etmesi kolay olur. Hilafete isyan ve halifenin şehit edilmesi, o güne kadar muhayyilenin almayacağı çapta bir hadisedir ve şimdiki dil ile söylemek gerekirse bir şok etki yapmıştır. Bu hadiselerin akabinde Hz. Ali’nin (RA) halife olması ümmeti ayakta tutmuştur. Hz. Ali (RA) olmasaydı ümmetin nerelere kadar savrulacağını hayal etmek kabil olmazdı. Çünkü geniş bir coğrafya, Allah’tan sınırlar zapt altında, İslam ordular fetihte olduğu için. İslam coğrafyası işgal edilmemiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir