HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-25-HZ. ALİ(RA)-3-

Hz. Ali (RA) Efendimize dönersek buradan…

Konu başını alıp gidiyor bazen. Bu manada çok kapı var Hz. Risaletpenah’a gitmek isteyen için… Sahabe sayısınca kapı var. Kapıların bazıları biraz büyük bazıları biraz küçüktür ama her biri bir kapıdır ve O’na çıkar. Kapıların büyüklük küçüklük bahsi ayrı, mahiyeti yani açıldığı makam bahsi ayrıdır. Büyüklük derecelerine bakıp da, herhangi birisi için O’na çıkmıyor demek yanlıştır. Hz. Ali’nin (RA) temsil ettiği kapı geniştir, ferahtır, salimdir. Aynı zamanda da dâhilerin kapısıdır, namütenahi, sınırsız anlama faaliyetini gerçekleştirebilecek olanlar için uygundur ve salimdir. Dahilerin kapısı olması normal akıllara uygun olmadığını göstermez, Hz. Ali’nin (RA) kapısı, hem dâhilere hem de normal akıllara açıktır.

Nasıl, bu nasıl olabilir, hem dâhiler hem de normal zekalar için uygun kapı nasıl olabilir? Bu, biraz çelişik bir ifade değil mi Haki bey?

Güzel bir nokta… Burayı atlamayalım zira burada müthiş bir sır saklı. Bir metin düşünün, okuyan normal zeka seviyesine ve akıl hacmine sahip olduğunda anlayabiliyor lakin okuyan deha olduğunda da derinliğine doğru kıvrılıp gittiğini görüyor ve peşinden koşuyor. Nasıl söylenir? Dehalar, normal zekaların anlayabildiği metinlerle meşgul olmazlar, onların yaşamaktan zevk aldıkları işleri de yapmazlar zaten. Her derecedeki insan idrakinin zevkle okuyacağı, her zeka seviyesine aynı anda hitap eden bir metin hayal edin… Hz. Ali (RA) Efendimizi böyle tarif etmek, ihtimal ki yanlış olmaz. İlim şehrinin kapısı olmak, kolay değil.

Yakın zamanlardan konuya misal isterseniz, Hz. Yunus’tur. Onun şiirlerinin, şiirlerinin üslubunun böyle bir özelliği var. Çok basit kelimelerle, herkesin bildiği kelimelerle şiir yazar. Fakat o herkesin bildiği üç beş cümleyle öyle derin bir manaya kement atar ki dehalar bile önünde diz çöküp hayranlık ve şaşkınlık içinde çığlıklar atarlar, idrak etmek için beyinleri patlar.

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir.

Bir ben vardır benden içeri

İşte misali bu… Dört beş kelime var, bu kelimeleri herkes bilir. Üstelik bu kelimeler deruni manaları olan kelimeler de değil, lügat olarak baktığınızda herkesin anlayabileceği kelimelerdir. Fakat Yunus Emre hazretlerinin dilinde öyle bir terkibe kavuşur ki, dehalar anlamak için çırpınırlar. Kelam üstatlığı bu değil midir? Herkesin bildiği kelimelerle bu kadar derin bir mana ifade edilebilir mi? Herkesin bildiği kelimelerle bu kadar güçlü manalar keşif ve ifade edilir mi? Basit kelimeler Hz. Yunus’un diliyle terkip edildiğinde akıllar çıldıracak hale geliyor. Oradaki özellik şu; dahi okur çarpılır, normal bir insan okur çarpılır, herkes bir şeyler anlar. Hz. Yunus’ta böyle olan hal ve maharet, Hz. Ali’de (RA) zirvededir. Hz. Ali’de (RA) Efendimizde herkese, dâhiye, âlime, cahile, normal insana, herkese açılan bir kapı vardır. Böyle birisidir. O manada, Hz. Ali’nin kapısının önüne gelenler, evet, doğru bir kapıya gelmişlerdir. Doğru kapı çoktur muhakkak ama rahat edecekleri bir kapıya geldiklerinden emin olabilirler. Emin olacakları bir kapıya gelmişlerdir. Dolayısıyla o şehre o kapıdan girmek isteyenler hiçbir yeise kapılmamalı, hiçbir ümitsizliğe kapılmamalı, hiçbir tereddüde düşmemelidir.

Gerçekten harikulade… Bu meselenin zirvesi de, her bahiste olduğu gibi Peygamber Efendimizdir, O’nda nasıl tecelli ediyor vakıa?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir