HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-26- HZ. ALİ(RA)-4-

Gerçekten harikulade… Bu meselenin zirvesi de, her bahiste olduğu gibi Peygamber Efendimizdir, O’nda nasıl tecelli ediyor vakıa?

Teşekkür ederim azizim. Bir meseleyi bidayetine bağlamazsanız, o mesele yarım kalır. Yarım kalan meselenin doğru anlaşılması fevkalade zordur.

Meselenin özü şu; az kelam ile çok manayı ifade edebilmek… Veciz söz söyleme sanatı denir ya işte o. Yeryüzünün en veciz metni, Kur’an-ı Kerim, sonra Hadis-i Şeriflerdir. Bunlardan sonra ise, bunlara ne kadar derinden nüfuz edebiliyorsanız o nispette bu maharete sahip oluyorsunuz.

Kur’an-ı Kerim, her şey gibi kelamın da yaratıcısının beyanı olduğu için, kelamın zirvesidir. Kainattaki her varlık ve vakıayı, dünyada yaşanmış ve yaşanacak her hadiseyi dürüp büküp bir kitapta cem etmek, ancak sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının iktidarındadır. Kur’an-ı Kerim’i okurken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var, birisi ve belki de birincisi bu noktadır. Kur’an-ı Kerim, aklı olan her insana hitap eder, en küçük akıldan en hacimli akla kadar, en derin anlayıştan en sığ anlayışa kadar… Bu hususiyet, Kur’an-ı Kerim’in mucizelerindendir.

Her akla hitap etmesi yanlış anlamalara da sebep oluyor. İnsanlar Kur’an-ı Kerim’i okuduklarına bir şeyler anlıyorlar, bir şeyler anlayınca, anlaşılacak olanın ondan ibaret olduğunu zannediyorlar. Bir şeyler anlamakla, her şeyi anladığı vehmine kapılıyorlar. Bu noktada ortaya çıkan tartışmaları hatırlayın; “Kur’an-ı Kerim akılla anlaşılır mı anlaşılmaz mı?” Bu tartışmanın iki tarafı da yanlış mevzie yerleşmiş durumda. “Anlaşılmaz” diyen, Kur’an-ı Kerim’in neden nazil olduğunu izah edemiyor, “anlaşılır” diyenler, Kur’an-ı Kerim’i ortalama zeka ile ortalama akla teslim ediyor. Düşük zeka katsayısı, hacimsiz ve sığ bir aklın Kur’an-ı Kerim’den anlayacağı ne olabilir ki.

Bu tartışma geçtiğimiz dönemlerde çok daha şiddetliydi, şimdilerde biraz yumuşamış ve yavaşlamış görünüyor fakat hala da devam ediyor. Nasıl bir yaklaşım gerekir bu konuda?

Hz. Ebubekir (RA) bahsinde anlattık, insanın kendini tanıması gerekir, mizaç hususiyetlerini keşfetmesi gerekir, anlayıp anlamadığını bilmesi gerekir, kendi ufkunu “insanlık ufku” kabul etmemesi gerekir, her şeyin kendi anladıklarından ibaret olduğunu zannedenler, küçük dünyalarına hapsoluyor ve insanlığı da kendi küçük dünyalarına hapsetmeye çalışıyor. Hatırladın mı Hz. Ebubekir’in (RA) “Ömer’e dokunmayın, O, benim merhametimi dengeliyor” dediğini. Kendi mizaç terkibinde ana damar olan merhametin, hilafet mesuliyeti için fazla geldiğini, biraz celadetin gerektiğini, mizacının da buna müsait olmamasından dolayı Hz. Ömer’i (RA) yanında bulundurduğunu, onunla mutlaka istişare ettiğini hatırlayın. İnsanlar, küçücük akıllarıyla her şeyi anladıklarını, anlayabileceklerini vehmediyor ve bunda da ısrar ediyor.

Nasıl davranmak gerekir? Kişi kendi ufkunu bilecek, kendi ufkunun ötesinde bir mana haznesi olduğuna inanacak, kendinden daha derin anlayanların olduğuna kanaat getirecek. Kendinden daha derin anlayanları gördüğünde tanıyacak, onlara hürmet edecek ve sözlerini dikkatle dinleyecek. Alimlik nedir ki zaten… Özü itibariyle daha derinden anlamak, daha hacimli anlamak, bunun maharet ve teçhizatına sahip olmak…

Bir türlü Hz. Ali’ye (RA) gelemiyoruz.

Tam olarak o konudayız. Hz Ali’nin (RA) yaşadığı bir misal üzerinden meseleyi izah etmeye çalışalım. Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması bahsinde Hz. Ali (RA) Efendimizin yaşadığı bir hadise harikulade misal teşkil eder. “Kur’an-ı Kerim’i aklımla anlarım, o sarih bir kitaptır” diyenler için muhteşem bir hadise… “Namazı ikame ediniz…” mealindeki Ayet-i Kerimeler, her aklın anlayacağı sarahatte görünüyor değil mi?

Öyle değil mi?

Öyledir lakin Hz. Ali (RA) Efendimizin nasıl anladığını görünce, aynı zamanda öyle olmadığı da anlaşılıyor.

Nasıl?

Hangi savaşta olduğunu hatırlayamadım, savaşlardan birinde Hz. Ali (RA) Efendimizin mübarek vücuduna ok saplanıyor. Savaştan sonra oku çıkarmak, tedavi etmek istiyorlar. “Ben namazdayken çıkarın” buyuruyor. Hadiseyi biliyorsunuzdur.

*

Evet, biliyorum, namaza duruyor, oku çıkarıyorlar, namazı bitirince “Neden çıkarmadınız” diye soruyor, hiç farkında olmamış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir