HİLAFET, DÖRT HALİFE VE DEVLET İDARESİ-47-HZ. HÜSEYİN(RA)-5-

Yezid bunu yapabilecek karakterde biri.

Yaptı zaten, o zaman da bunu söylemiş olabilir. Yezid o talimatı vermişse eğer, Vali o emre itaat etmiyor, bunu biliyoruz. Yezid’in öyle bir talimatı bulunmasa bile, vali adam olmasa, zapt altına alır. Öldürmese bile zapt altına alır, öyle bir şey yapmıyor. Vali böyle bir densizlik, dengesizlik yapsaydı muhtemelen facia Medine’de yaşanacaktı. Vali herhangi bir müdahalede bulunmuyor, Hz. Hüseyin de (RA) biat etmiyor, biat etmeyince aile efradıyla beraber Mekke’ye geçiyor.

Medine’den neden ayrılıyor?

Medine’de kendini emniyette hissetmiyor, burası çok önemli bir noktadır. Hz. Hüseyin’in (RA) Medine’de, Hz. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin yanı başında, onun bastığı topraklarda kendini emniyette hissetmemesi, işin ne kadar şirazesinden çıktığını gösteriyor. Ehl-i Beyt Medine’de yaşayamazsa nerede yaşar? Neticede Mekke’ye gidiyor.

Kufe’ye doğru yola çıkması nasıl oluyor?

Kufe’den gelen mektuplar var. Kufe halkı davet ediyor. Kendi Kufe’ye gitmeden önce, Hz. Akil’in oğlunu, amcasının oğlunu gönderiyor Kufe’ye, biat alması için… Kufe Hz. Ali (RA) döneminde sabıkalıdır ya, amca oğlunu gönderiyor ve talep ve tekliflerin ciddiyetini araştırıyor. Kendisini temsilen giden amca oğlu, yine kendi adına biat alıyor. Rivayetler muhtelif ama büyük sayılarla biat aldığı naklediliyor. Amca oğlu, durumu Hz. Hüseyin’e (RA) mektupla haber veriyor, “Şu kadar insan biat etti” mealinde… Başlangıç olarak güzel bir durum, hoş bir durum… Bu haber üzerine Hz. Hüseyin (RA) Mekke’den yola çıkıyor, aile etrafı ve kendilerine katılan başkaları ile beraber.

Amcaoğlunun Kufe’de biat almasına vali ne diyor, nasıl davranıyor?

Kufe valisi ona mani olmuyor. Bir yerde vicdanlı insanlar, aklı başında insanlar var. Medine valisi de öyle, Kufe valisi de öyle. Kufe valisinin biat almaya müsaade ettiğini duyan Yezid, Basra valisine mektup gönderiyor, amcaoğlunu katlet diye. Basra valisi amcaoğlunu katledince, Kufe halkı biattan vazgeçiyor. Amcaoğlu katledilince haber de gönderemiyor Hz. Hüseyin’e (RA). Yolu yarıladıktan sonra hadiseyi başka kaynaklardan öğreniyor Hz. Hüseyin (RA). Orası çok hazin bir noktadır, Mekke’den Kufe’ye doğru yola çıkışındaki şartlar başka, yolu yarıladığında Kufe’den gelen haber başka. Kufe’ye yakın bir yerde hadiseden haberdar oluyor, bu arada üzerine ordu sevk ediliyor. Orası o kadar hazin bir yer ki, ne bırakıp geri dönebiliyorsunuz ne ileri gidebiliyorsunuz ne de yerinizde durabiliyorsunuz.

Ne yapıyor orada?

Bir karar vermesi gerekiyor. Orada topluyor kafiledeki herkesi. Durumu anlatıyor, kendisine biat eden, emrine giren askerlere diyor ki, “Dönün, benimle gelmek zorunda değilsiniz, dönmek isteyen dönebilir”. Orada muhteşem bir sözü var, “Arkamı döneceğim, kimin gittiğine bile bakmayacağım”. Hatırladığım kadarıyla bu mealde bir söz… “Kimin ayrıldığına bile bakmayacağım, kimseye kahretmeyeceğim, şikâyet etmeyeceğim” diyor. Gidenlerden şikâyet etse, hakkıdır, beraber yola çıkıyorsunuz, kimi yarı yolda bırakıyorsunuz. Nereye bırakıp gidiyorsunuz. Önceki programlarda söyledik ya “öleceksen ölecek yer orası”. Fakat şehitler serdarının yiğitliğine bakın, “Arkamı döneceğim, kimin gittiğine bile bakmayacağım”. Yiğitlik böyle bir şey, kendi canının derdine düşmesi gereken yerde, başkalarının incitmek, utandırmak istemiyor. Yanlış hatırlamıyorsam ailenin dışındaki herkes gidiyor, az bir dostları kalıyor. Hakikaten az bir rakam. Kalanları toplayıp onlara da bir konuşma yapıyor. “Sizde gidebilirsiniz” diyor. Orada, aslında kahramanlar ortaya çıkıyor. “Buradan dönüp gidip zilletle yaşamaktansa, böyle ölmek daha iyidir. Gidip zilletle yaşamaktansa biz seninle beraber kanımızı içmeye, kılıçların üzerine yürümeye razıyız. Bundan bir şikâyetimiz yok” diyorlar. Bir avuç bir kahraman ve aile efradı…

Aslında tarihte de günümüzde de kahramanlar her zaman bir avuçtur.

Eyvallah… Kahramanların cemiyet çapında olduğu tek misal sahabe kadrosudur, sahabe baştan sona öyledir.

Şecaat mizaç hususiyetlerindendir. Şecaati, “tabii kahramanlık” olarak anlarız ama kahramanlık aslında akli bir hadisedir, bir karar verme işidir. Mizacen cesaretli olabilirsiniz ama bir yerde, doğru yerde o cesaretinizi kullanmaya karar vermelisiniz. İşte bu nokta akılla ilgilidir. Her cesaretli olan kişi kahraman olamaz. Bir yer vardır, oraya geldiğinizde doğru karar verirseniz kahraman olmak mümkündür, bunu gerçekleştiren ise akıldır. Derseniz ki, kahramanların hepsi zaten cesur insanlardır, doğrudur, korkaklardan kahraman çıkaramazsınız. Fakat her cesaretli adam kahraman değildir. Birinci toplantıda çok sayıda insan terk etmiş, gitmişler. Onların içinde de eminim ki cesur insanlar vardı ama kahramanlar olamadılar. Çünkü doğru kararı veremediler. Hakikaten de Mekke’den yola çıkarken yanında olmaları, zaten cesur olduklarını gösterir. İşin başında Hz. Hüseyin’in (RA) yanında yola çıkmak cesaret işi zaten. Ama kahraman bir avuç kalmıştır.

Silah kuşanabilen, savaşabilecek kaç kişi var kafilede?

Bir kısmı aile efradı, bir kısmı arkadaşları, aşağı yukarı 30 süvari, 40 piyade toplam 70 yiğit silah kuşanmış. Hadise bundan ibarette değil, biliyorsunuz, Yezid’in askeri birliklerinin bir kısmı nehri tutuyor, suyolunu kesiyor, bir kısmı geriyi tutuyor, bir kısmı Kufe ile arasındaki bağı kesiyor. Sadece savaş meydanındakilerden ibaret bir askeri birlikten bahsetmiyoruz. Yezid’in birlikleri bir avuç yiğidi tamamen kuşatmış halde. Kufe’den yarım gelme ihtimaline karşı o yolu kesiyorlar.

Neticede karşılıklı saf tutulduğunda, bazı rivayetlerde üç bin, bazı rivayetlerde beş bin kişilik ordudan bahsediliyor. Manzarayı tasavvur etmeye çalışın, beş bin kişi bir tarafta saf tutuyor, karşılarında ise 70 kişi saf tutuyor. Bu manzara karşısında normal insanlardan bahsetmek gerekirse, yapılacak iş, çekilmektir, kaçmaktır. Savaşmanın makul bir açıklaması yok, neticede çelikten olsanız bile kılıç döve döve çeliği kesiyor bir müddet sonra. Böyle bir manzara düşünün. Bunun adı savaş değil ki. Katliamdır. Fakat öyle sahneler var orada, muhteşem. Hz. Hüseyin (RA) bir birliğin üzerine yürüdüğünde, o birlik darmadağın oluyor.

O hadiseyi nasıl izah edebiliriz, beş yüz kişilik birliğin üzerine saldırıyor ve birlik darmadağın kaçışıyor, nasıl bir izahı var bunun?

Birkaç boyutu var o hadisenin… Birincisi manevi boyutu… Hiçbir tereddüdümüz yok ki, Hz. Allah Azze ve Celle, Hz. Hüseyin’e (RA) yardım etmiştir, ne var ki yardımının nasıl olduğunu bilmiyoruz, muhtemeldir ki melekler Hz. Hüseyin’in (RA) arkasında saf tutmuştur. İkinci boyutu, Hz. Hüseyin (RA) Efendimizin şecaat ve cesaretidir, cesaret öyle durumlarda en büyük silahtır. Üçüncü boyutu da karşıdaki askerlerin Hz. Hüseyin’in (RA) üzerine yürüyememesidir. Askerler oraya gönderilmişler ama hiçbiri veya çoğunluğu Hz. Hüseyin’e (RA) kılıç sallayamıyor. Çok hazin, çok ıstırap verici sahneler var.

Hz. Hüseyin üzerlerine gelince yüzlerce kişilik birlikler dağılmış. O küçük yiğit gurubu, 70 kişi civarındaki yiğit, beş bin kişinin karşısında savaş yapmış. Askeri literatürde buna savaş demezsiniz fakat öyle bir 70 kişi çıkarmışsınız ki meydana, güçler dengesizliğine rağmen savaş haline getirmişsiniz. Öbür taraftan baktığınızda, Yezid’in tarafından baktığınızda katliam ama bu taraftan baktığınızda savaştır. Ne kadar kahramanca savaşsanız da tek tek düşüyor toprağa yiğitler, tek tek şehit oluyor. Hakikaten oradaki sahneler akılla izah edilecek gibi değil, bir günde beş bin kişi 70 kişiyi bitiremez mi? Olacak şey mi normalde? Yetmiş kişi beş bin kişiye karşı günlerce susuz, aç, yaralı direnmiş.

Tarih böyle bir şey kaydetmiş değil. Nedense, kendimizi büyük bir mevkide gördüğümüzden midir, acımak, merhamet etmek pozisyonundan bakarız hadiseye. Kimin haddine… Şehadet makamı acınacak bir düşüş müdür? Bu makamın nasıl bir şey olduğu unutuluyor sanki. Şehadet makamını Allah çok sever. Bu sebeple olmalı, Hz. Ebu Bekir’den (RA) başlamak üzere hepsi şehittir. İlk halifenin zehirlenerek şehit edildiği rivayet edilir, malum. Hz. Ömer (RA), Hz. Osman (RA), Hz. Ali (RA) şehittir ve Hz. Hasan (RA) zehirlenerek şehit edilmiştir. Bir şekilde, o insanlar mümkün olan tüm makamlara sahiptirler. Hilafete sahiptirler, ahlaki yüceliğe sahiptirler, kalbi hayata yani velayete sahiptirler, alimdirler, müçtehittirler, sahabedirler, şehittirler, dünyada elde edilmesi mümkün olan tüm manevi makamlar sofralarına serilmiştir. Hz. Hüseyin’in (RA) şehit olmasına acıyanlara yanarım.

Şehit edildikten sonra mübarek başını kesip Yezid’e götürüyorlar. Bazı tuhaf rivayetler var, Yezid’in üzüldüğüne dair, bu mümkün mü?

Mübarek başları Yezid’in önüne konulunca, Yezid’in dengesiz hareketler yaptığı rivayet edilir. Bir üzüldüğü, arkasından sevindiği, iki hal arasında hızlı gidiş gelişler yaşadığı şeklinde rivayetler var.

Gerçekten üzülmüş olması ihtimali var mı?

O rivayetlerin doğru anlaşılması için, insan tabiatının anlaşılması gerekiyor. Ezberleri tekrar etmekle mesele vuzuha kavuşmaz. Dikkat edin, insan tabiatı suçu taşıyamaz, büyük suçları hiç taşıyamaz, taşıyabilmek için dengesini bozar ve başka bir dengeye kavuşur. Yezid, tarihin en büyük suçlarından birini işlemiştir, bu çapta bir cürüm insanın iç dünyasını darmadağın eder. Hz. Hüseyin’in (RA) mübarek başını önünde gördüğünde kah üzülmesi kah sevinmesi, tam bir çılgınlık halidir. O çapta bir cürüm işleyen kişinin dengesini koruması asla mümkün değildir.

Bu durum yani çıldırmış olması bir mazeret midir?

Ne münasebet… Cürmü çıldırmadan önce işlemiş, emri delirmeden önce vermiştir. Bu söylediklerimiz Yezid’e mazeret olarak yazılamaz. Tarihin sayılı katillerinden biridir, zalimlerinden biridir, suçlularından biridir. Çıldırması ise işlediği cürmün cezasını bu dünyada çekmeye başladığını gösterir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir