İÇTİMAİ TEDRİSAT

İÇTİMAİ TEDRİSAT

(Terkip ve İnşa Dergisi 20. sayı)

İnsanın talim ve terbiyesini,(Batı için eğitim ve öğretimini) belirli bir yaşa hasretmek, batı uygarlığına mahsus bir anlayış ve yanlıştır. Batı’nın zihni işgali sonucu, kendi kadim müktesebatımızdan koptuğumuz için, asırlardır birikmiş tecrübeyi terk ettik. Hayat boşluk kabul etmediği için, insanın talim ve terbiye süreçlerini, batı uygarlığından ithal etmeye başladık. Pozitif bilim temelinde şekillenen batı kaynaklı müfredat, bizi kendi merkezimizden alabildiğince uzaklaştırdı. Eşya ve hadiseleri kavrayış tarzımızdan birçok meseleye kadar, temel telakkilere yaklaşımımız batılı aklın (pozitif aklın) bakışına uygun hale geldi.

Batı uygarlığının eğitim müfredatı şüphesiz ki kendi paradigması içerisinde doğrudur. Modern batıyı oluşturan, pozitivizm(bilimsel materyalizm) aydınlanma, darwinizm, materyalizm vs. gibi unsurlar modern batılı insanın zihin dünyasını inşa etmiştir. Batı’nın varlık, insan, hayat, bilim anlayışları gibi temel telakkilere bakışı, sıraladığımız bu ‘’izm’’lerin zaviyesinden oluşmuştur. “Tek dünyacı” bir görüşe dayanan bu anlayışların sonucu olarak batının eğitim sistemi bu telakkilerin tatbik alanı olarak ortaya çıkmıştır. Batının eğitim araçlarını ve metodunu bize ait olmayan kaynaklardan aktarmaya başladığımız günden bugüne sonuç olarak: “Hz. İnsan”dan uzaklaştık.
Batı uygarlığı, temel meselelerde insanın merkezini ‘’beyin’’e ve ‘’hayat’’ı da bu dünyaya raptetmiş, bu sebeple insanın eğitim süreçlerini tamamen bedeni gelişmeye (biyolojik gelişime) entegre hale getirmiştir. Belli süreçlerde yaşın öneminin olduğu vakıadır ama tamamen biyolojik gelişime bağlı düşündüğümüzde insan değil, hayvan tasavvuruna yaklaşırız. Batı hem kendisi için hem de tüm insanlık için zaten bunu talep ve teklif eder.
Tüm medeniyetler, bağlı bulundukları dünya görüşünün izah ettiği temel telakkiler üzerine bina edilmiştir. İslam tedrisat telakkisi; önce kendi bilgi evreninin izahını yapar, buradan neşet eden varlık-insan-hayat telakkileri çerçevesinde tedrisat süreçlerini oluşturur. İnsan ve hayat telakkilerinde insanın ve hayatın merkezini kalb ve ruh olarak kabul eder. İnsanın merkezi ruh olduğunda, hayatın merkezide ruhtur, öyleyse dünya hayatı, ruhi irtifa ve inkişaftan ibarettir. Mevzuumuz, hayatın dünyaya isabet eden kısmında tedrisat süreçlerini oluşturmaktır.
İnsan için dünya hayatı, ebediyete hazırlık safhasıdır; dünya talimgah-ı beşerdir. Ruhun bedene taalluku ile başlayan talim ve terbiye süreci, dünya hayatı süresince devam eder. Ailede başlayan süreç, ömür boyu irtifa kesbine matuftur. İslam tedrisat sürecini tamamen mektep ve medreseye hasretmek, en azından bu sebeple doğru bir anlayış değildir. Hayatımızı yaşadığımız her mahallin açık medrese haline gelmesi, talim ve terbiye süreçlerinin cemiyette daha etkin bir şekilde cari olması şarttır. Ruh bedende bulunduğu müddetçe tedrisata tabii olmalıdır. Belki zahiri ilmin kesbi bir yerde durabilir; ama ruh-i kalbi güzergah namütenahi bir güzergahtır. Özellikle ruhi tedrisat dünya hayatı safhasında devamlılık arzeder.
İslam, insanı hayat boyu sürecek bir tedrisata tabi tutar. Ferdin her yaşta bu tedristen yararlanması mümkün ve elzemdir. İslam ile yeni tanışmış bir kişi olsun veya yaşadığı hayattan nedamet duyan, ontolojik durumunu sorgulayarak, tövbe ederek, kulluk için yaratıldığının şuuruna yükselmek isteyen insanların da hangi yaşta olursa, olsun talim ve terbiyeye ihtiyaç duyacakları aşikardır. Meseleye günümüz açısından baktığımızda ne kadar elzem olduğu görülür. Modern çağın dayattığı hayat tarzının içinden çıkmak ve kendi varoluş sürecimizi başlatmak ihtiyacı içindeyiz, mesele varoluş süreci olarak ele alındığında medresenin dışında da bu süreci devam ettirecek mekanların gerekliliği tartışılmazdır. Bu durumda fert hangi yaşta olursa olsun tedrisat sürecine girme imkanını elde edebilmelidir.
İçtimai tedrisatın yaygınlaşması ve her yaşta tedrisatın mümkün olması, tarihi süreç içerisinde ki kadim uygulamalar açısından da tetkik edilmelidir. Hz.Peygamber A.S tarafından Mescid-i Nebevi’nin inşası ile beraber, İslam tarihinde mescidler, halkın talim ve terbiyesi için merkezi bir rol üstlenmişlerdir. İslam cemiyetinin merkezini teşkil eden mescidler her yaşta insanın eğitim alabileceği, sohbet edebileceği müesseseler haline gelmiştir. Efendimiz(A.S) Dar’ul Erkam’da sahabe efendilerimizle toplanır, onları rahle-yi tedrisatından geçirirdi. Sadece onlara dinlerini öğretmekle kalmayıp, Mekke’de ki siyasi gelişmelerde değerlendirilirdi. Medine’ye hicretle beraber tesis edilen mescid, ashab-ı suffanın ve sahabenin dini tedris aldığı ilk mekandır. Sahabe dönemine baktığımızda tedrisatın her yaşta insanlar için mümkün olduğunu görüyoruz. Zamanla bunlarda yeterli gelmeyince, Medine’nin muhtelif yerlerindeki mescidler, hatta bunlar dışında bazı mahallelerde belirlenmiş mekanlar da tedrisat için kullanılmıştır. Hulafa-ı Raşidin dönemiyle beraber İslam talim ve terbiyesi, yeni Müslüman olanların da çoğalmasıyla beraber, yaygın hale gelmiştir. Sahabe dönemini tetkik ederken dikkatimizi celbeden nokta şudur; sahabe sayısı 120 bin civarındadır. Bunların içinde fakih olan ve içtihatta bulunanların sayısı azdır. Tabii ki Sahabe-i Kiram’ın hepsi müçtehit makamındadır fakat o makamda olmak, o makamın salahiyetini kullanmayı zaruri kılmaz. İçtihat bahsinin hassasiyetini anladığımız misallerden birisi de budur. Sahabe-i Kiram, içtihat için iştiyak sahibi değildir, zaten şehvet sahibi olması muhaldir. Burada dikkatimizi çeken husus, Ashab-ı Suffa ehlinin Sahabe-i Kiram hazeratının sayısına nispetle çok az olmasıdır. Buradan anlıyoruz ki, tedrisat sadece medresede (Asr-ı Saadet misalinde Ashab-ı Suffa) gerçekleşmemiş, Sahabe-i Kiramın kahir ekseriyeti medrese dışında yetişmiştir. Müderrisin Risalet olması, her hal ve şartta tedrisatı mümkün kılar muhakkak ki ama buradan anlamamız gereken hikmetlerden birisi, medrese dışı tedrisatın yaygın şekilde bulunması lüzumudur.
Emevi ve Abbasi dönemi uygulamalarında da Camiler merkezi konumlarını korumuşlardır. Kadim de ilim erbab-ı olan zatların da eğitim halkaları önemli yer işgal eder. Yeni Müslüman olan kabileler kendilerine dini öğretecek muallim talepleri de karşılıksız kalmayıp, muallimler görevlendirilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı da zaten tasavvuf erbabının sohbet ve irşadı müesses bir haldeydi. Cami yine çok yönlü hizmetleri ifa ve halkın tedrisatını sağlamaya devam ediyordu. Mescid-i Nebeci, Daru’l Erkam ve Ashab-ı Suffa’da zuhur eden tedrisat usulleri, sonra ki medeniyet silsilelerinin kaynağı olmuştur.
Mahalle mescitlerinin her birinin yanında bir de çocuk mekteplerinin olduğunu, sadece İstanbul’da 2000 civarında sibyan mektebi bulunduğunu, Evliya çelebinin seyahatnamesinden öğreniyoruz. Yaygın eğitim olarak, Anadolu’daki Ahi tekkelerinin, iktisadi hayata olan etkilerini unutmamak gerekir. Osmanlı’da farklı meslek sınıflarının bağlı bulundukları tarikatların tekkeleri içtimai tedrisat müesseseleridir. İçtimai tedrisatın yaygın hale gelmesinden bahsederken, bunu cemiyet tasavvurundan, şahsiyet tasavvurundan müstakil düşünemeyeceğimiz gibi, şehir tasavvurundan da bağımsız ele alamayız; hepsi birbiriyle ilişkili mevzulardır. İçtimai tedrisat; cemiyetin her tabakasına açık hale gelecek bir düzenlemeye tabi tutulmalıdır. Medrese de tahsil görme imkanı olmamış, herkes için temel bilgiden başlamak üzere, bazı ihtisas alanlarından yararlanabilmesini sağlayıcı mekanların planlaması yapılmalıdır.
Kadimde cemiyet hayatımızdaki en yaygın talim ve terbiye usulü sohbetti. İçtimai hayatımızın tarihine doğru uzandığımızda karşılaşacağımız durum, şifai kültür aktarımı açısından olsun, bir tedrisat usulü açısından olsun sohbet medeniyeti ile karşı karşıya geliriz.Yakın tarihimize göz attığımızda ilim adamlarının ev ve iş yerlerinde oluşmuş sohbet halkalarının da bulunduğunu görürüz. Ahmet Yüksel Özemre’nin bir kitabı olan’’Üsküdarda bir Attar Dükkanı’’mevzumuz açısından içtimai tedrisata verilecek güzel bir misaldir.
İçtimai tedrisatı iki merkezde toplayabiliriz. Birincisi caminin çok yönlü halka açık müesses hale getirilmesi hususudur. İkinci husus ise, tasavvufun oluşturacağı sohbet ve irşad ortamının müesses hale getirilmesidir. Bunların dışında, Şehir tasavvurumuzda unutmamamız gereken bir husus da, tarihi örneklerinde vaki olduğu gibi, sahafların (kitapevlerinin) aynı zamanda birer sohbet mekanı haline getirilmesidir. Kıraathaneler ve bir dönemin münevverlerinin sohbet ettiği Marmara kıraathanesi de meşhur bir örnektir. Kıraathane okuma evi anlamındadır. Buralarda umumi müracaat eserleri olduğu gibi gündemi takip eden gazete ve dergilerde bulunmaktaydı. Kadimde İstanbul’da kıraathanelere yakın oturan ilim ehli insanların etrafında sohbet halkalarının oluştuğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Münevverlerin çevresinde oluşan sohbet halkalarında şiir, edebiyat ila ahir konularında yararlanmak mümkün olmuştur. Bu türlü mekanların sahaflar etrafında şekillenmesi de mümkün görünmektedir.
Bizim medeniyetimiz insanını insanla sohbet halkasında buluşturur, kaynaştırır, tedrisatını sağlar. Batı uygarlığı ise, insanı, sen kendi kendine yetersin diyerek, birbirinden uzaklaştırır. Modern çağ insanı yalnızdır, kendine ve kainata ve diğer insanlara yabancıdır. Bu nasıl aşılmalıdır? İnsanın düştüğü durumu ifade açısından, eski bir yazımızın da başlığı olan “Modern Çağ ve Metropol Yalnızlığı”, durumu anlatmak açısından oldukça manidardır. Modern çağın getirmiş olduğu soğukluğu, bireyselleşmeyi, ruh-i ve kalb-i kararmayı aşacak, her yaşta ruhi inkişafı mümkün kılacak sohbet mekanlarının ihdas edilmesi gerekir. Sohbet, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın sünnetidir. Sohbette diriltici bir soluk vardır. Sohbette ki tesir fiili kolaylaştırıcı bir aşı gibidir.
Sohbet, adabına uygun bir şekilde yapıldığında, sadece cahile değil avam ve havasa da fayda sağlar; sohbet, özünde manevi-ruhi tesir taşır. Sohbet içtimai tedrisatın şahikasıdır. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın sünneti olan sohbet, toplumda müesses hale getirilmeli, içtimai tedrisat mekanları tesis edilmeli, cemiyetin kılcal damarlarına kadar nüfuzu sağlanmalıdır. Öyle bir düzenleme yapılmalı ki, milleti Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama bağlamalıdır. İçtimai tedrisatın müesses halde yapılacağı camide, gönül merkezli sohbetlerde vahdet sırrı tezahür etmelidir.
Bireyselleşmenin, başka bir ifade ile yabancılaşmanın (insanın kendine yabancılaşması) yoğun bir şekilde yaşandığı bu postmodern çağda, insanı insanla buluşturacak, içtimai vahdeti sağlayacak, bilgi görgü aktarımını mümkün kılacak mekanların kurulması şarttır. Bu planlamayı yapacak, özel bir heyetin, fert-cemiyet-şehir tasavvurlarını oluşturulması elzemdir.
Yaşadığımız bu modern çağın tortularını toplumun üzerinden atabilmenin ve tekrar dirilebilmenin şartlarından birisi, içtimai tedrisat anlayışını yaygınlaştırarak, cami ve birçok mekanı, sohbethane haline getirmektir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın en yaygın sünneti olan sohbetteki o diriltici soluk ile fert ve cemiyetin ruhen ve kalben dirilişine zemin hazırlamak gerekir.
A.BÜLENT CİVAN bcivan61@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir