İHANET GÜNLÜKLERİ-03.08.2014-HURAFELERE SARILDILAR

İHANET GÜNLÜKLERİ-03.08.2014-HURAFELERE SARILDILAR

İhanet örgütünün Zaman isimli basılı kağıttan başka bir de paçavrası var, adı ise Bugün… Kıymet verip tenkit etmek gerekmeyecek cinsten… Gerçi seviye bakımından Zaman da öyle de, onu mecburen dikkate alıyoruz, zira ihanet örgütünün medya biriminin amiral gemisi.

Bugün gazetesi, dikkate alınmadığından, itibar görmediğinden olmalı, yazarları iyice zıvanadan çıkmış, istikametlerini şaşırmış, akıllarını kaybetmişler. Tenkit etmeye değmez mutlaka ama ihanet örgütünün üstelik yazar kadrosundan adamlarının akıl ve ahlak ile aralarındaki makası ne kadar açacağına misal göstermek bakımından ara sıra temas etmekte fayda var.

O paçavrada yazı yazdığını zanneden Nuh Gönültaş isimli “hizmetçi”, bugünkü (03.08.2014 tarihli), “Hasta sultanın adaleti!” başlıklı yazısında, Sa’di-i Şirazi’nin Gülistan’ından iktibas ettiğini söylediği bir “darb-ı mesel” anlatıyor. Darb-ı meseli anlattıktan sonra sözü şöyle bağlıyor;

“Bu hikâye 1250’lerde Şeyh Sa’di-i Şirazi tarafından Gülistan’da yazılmış. Buradaki özneleri bugünkü öznelerle değiştirirseniz bir anda dejavu hissine kapılıyorsunuz. İsterseniz deneyin görün!”

Yani darb-ı meseldeki mevzuu Akparti ve Erdoğan’a tatbik ediyor. Darb-ı mesel ise çok ilginç, buyurun kendinden okuyalım;

“Padişahlardan biri, adını anmanın bile insanı ürküteceği korkunç bir hastalığa yakalanmıştı.
Hekimler tedavisine imkân bulamadılar. Fakat şöyle bir tedavi önerdiler:
Şu şekilde bir insanın ödünü yemekten başka bu derdin çaresi yoktur.
Padişah emretti, aradılar, taradılar, istenilen nitelikte bir köylü çocuğu buldular.
Padişah, çocuğun annesiyle babasını çağırtarak birçok para ve ihsan karşılığında onları ikna etti.
Kadı da, “Padişahın selâmeti için ahaliden birinin kanı dökülebilir” diye fetva verdi.
Çocuğu cellâda teslim ettiler. Cellât, vazifesini yapmaya hazırlanırken, çocuk başını semaya kaldırarak acı acı gülmeye başladı. Çocuğun bu gülmesi, padişahın merakını çekti, çocuğa dedi ki:
“Gülünecek bir durumda değilsin, söyle niçin gülüyorsun?”
Çocuk dedi ki:
“Evlâdın nazını çekecek, anasıyla babasıydı.
Onlar beni değersiz bir menfaat karşılığında feda ettiler. Dava, kadılar huzuruna çıkarıldı, adalet onlardan beklenirdi. Adalet de katlime fetva verdi. Padişah ise, kendisinin sağlığını benim kanımın dökülmesinde görüyor. Şu halde Allah’tan başka yardımcım kalmamıştır. Ey Allah’ım, halimi kime şikâyet edeyim. Adaleti ancak senden beklerim, çünkü sen şanı yüce olansın.”
Padişah bu sözlerden pek üzüldü, gözleri yaşardı. “Masum bir yavrunun kanına girmektense benim ölmem daha iyidir” diyerek çocuğu bağrına bastı, öptü, okşadı ve birçok bağış ve ihsan yaparak onu serbest bıraktı.”

Nuh Gönültaş, Zaman gazetesinden Bugün gazetesine transfer edilen birisidir. İhanet örgütünün kendi iç diyalektiğinde Zaman gazetesi ciddi, seviyeli ve önemli, Bugün gazetesi ise hafifmeşrep, seviyesiz, tetikçi bir noktada duruyor. Nuh Gönültaş gibilerini de oraya gönderiyorlar. Nuh Gönültaş da bunu biliyor olmalı, ciddi bir şeyler yazmak için hiç kendini yormuyor. Yanlış anlaşılmasın, kendini yorsa da ciddi fikirler üretme imkanı yok, örgütün amiral gemisi olan Zaman gazetesinde ciddi bir fikir üretilebiliyor mu ki Bugün gazetesinde üretilebilsin. Nuh Gönültaş, şeyini de yırtsa ciddi bir fikir üretecek biri değil ama Bugün gazetesine sürüldüğünü bildiği için, şeyini de yırtarcasına çabalamıyor.

Bir tarafını yırtmak pahasına düşünme zahmetine katlanmayan Nuh Gönültaş, kendine ayrılan sütunu doldurmak ve maaşını almak için ucube şeyler yazıyor. Biraz dikkat ve çaba gösterse, iktibas ettiği türden konuların, “darb-ı mesel” geleneği olduğunu, o geleneğin halk eğitiminde kullanıldığını, anlatılan hadiselerin ise muhayyel üretim eseri mahiyeti taşıdığını anlar. Muhayyel misaller, “kıymet ölçülerini” halka anlatabilmek için hadise örgüsü içinde sunularak dinlenmesi, okunması ve hazmını kolaylaştırır. Ve o hadiseler gerçek değil muhayyel olduğu için, hayatın pratiklerinde emsal teşkil etmezler.

Muhayyel üretim olan darb-ı mesel örneklerini “gerçek” zannetmek veya kabul etmek, o geleneği mecrasından çıkarır ve faydalı olmaktan çok zararlı hale getirir. Yani hurafe niteliği kazandırılır ve ucube bir kültür ve inanışın malzemelerini oluşturmaya başlar.

Darb-ı meselleri “gerçek” zannedenler, halkın en cahil kesimidir ve o hadiseleri “gerçekleşmiş” gibi anlatır ve o misaller üzerinden çevresindeki insanları yargılar. İhanet örgütünün “yazar kadrosu” bile Türkiye halkının en cahil kesimi seviyesine inmiş ve hurafelerden medet umara hale gelmiş.

Hallerine bakınca, insan aklının ne kadar savrulabileceğini, insanın kendini aldatma kapasitesinin ne kadar büyük olduğunu, zorlanınca hurafelerden bile medet umar hale geldiğini görüyoruz. Bunlar ihanet örgütünün yazar kadrosu, siz bir de tabanını görün, Allah muhafaza…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir