İHANET GÜNLÜKLERİ-21.07.2014-ALİ ÜNAL AJANLIĞA DEVAM EDİYOR

İHANET GÜNLÜKLERİ-21.07.2014-ALİ ÜNAL AJANLIĞA DEVAM EDİYOR

Ali Ünal, 21.07.2014 tarihinde yayınlanan, “İslam ve Alem-i İslam yanarken” başlıklı yazısında, makul şeyler söylüyor gibi görünüyor. Yazının sonuna kadar da gerçekten makul şeyler söylüyor. Fakat yazının sonuna geldiğinde, ajanlığını yapıyor ve zehrini kusuyor.

Ajanlığın ve propagandanın temel prensibini artık herkes bilir fakat Ali Ünal herkesin bildiğini bilmiyor anlaşılan. Ajanlığın ilk prensibi, dokuz tane doğru söyle, içine bir tane yanlış yerleştir, dokuz doğrunun gölgesinde o yanlışı da hap gibi yuttur. Eskiden istihbarat örgütleri ve mensuplarının bildiği ve uyguladığı bu prensip, artık dünyanın tecrübe hanesinde kalın harflerle yazılıdır ve bu meselelerle bir hafta ilgilenenler tarafından bile bilinir. Ali Ünal ajanlığa yeni başlamış olmalı ki, bu tecrübeden ve bu bilginin yaygınlığından haberdar değil.

Yazısının sonuna kadar “nazari doğrular”dan bahseden Ali Ünal, yazısının son paragrafında şu zehri enjekte ediyor;

“Ayrıca, bu meseleleri, âcizliğin, zayıflığın bir diğer tezahürü, yapılması gerekene harcanacak enerjiyi boşa harcama demek olan manâsız protestolar kahramanlığına kurban etmekten de kurtarmak gerekiyor.”

Müslüman ve gayrimüslim halkların ayağa kalktığı, İsrail’i ve İsrail barbarlığını telin ve protesto ettiği nümayişleri, “manasız protesto” diye isimlendirmek, dünyada vicdanlı Yahudilerin bile yapmadığı bir ihanettir. Adam, İsrail bir mahallede altmış kişiyi yakarak öldürüyor, buna karşılık manasız kahramanlık olduğunu söylediği protestoların yapılmamasını istiyor. Yazının başından sonuna kadar bahsini ettiği nazari doğrular, İsrail’e karşı Türkiye’de, İslam ülkelerinde ve tüm dünyada yapılan protestoların önünü kesmek içinmiş… Bu adamlarda kalb, iman, vicdan gibi şeyleri aramaktan vazgeçeli çok oldu da, anlamadığım bir taraf var, nasıl bir mideleri var. İnsanın tüm ruhi hususiyetleri bir tarafa, insan denen varlığın biyolojisinin (metabolizmasının) bile bir sınırı var, mesela bazı şeyler karşısında kusar. Hassasiyet dediğimiz kıymet, insanın bedeni (maddi) varlığına bile sirayet eder. İhanet örgütü mensuplarının ruhi dünyası kadar bedeni dünyası da başka bir aleme ait anlaşılan.

Ali Ünal, son paragrafına şu cümle ile başlıyor; “Her meselenin çözümü, öncelikle samimiyet ister.”. Elhak, doğru… Zulme karşı maddi güçle karşı duracaksın, maddi gücün yoksa dilinle, ona da güç yetiremiyorsan kalbinde buğzedeceksin. İslami şiarları bile unutan, halka da unutturmaya başlayan ihanet örgütü mensupları ve Ali Ünal, “dilinle zulme direnmeyi” yani protesto etmeyi engellemek için yazısına Kur’an-ı Kerim’in İsra suresinin ilk ayeti olan Mirac bahsi ile başlıyor.

Gerçekten de her meselenin başı (veya çözümü) samimiyettir. Samimi olan bir Müslümanın, İsrail barbarlığı karşısında sessiz kalması, eğer kalbinde iman varsa midesinin kaldırmayacağı bir meseledir. İman kalbe yerleşmişse, bedene de nüfuz eder, bedenin her zerresine sirayet eder, beden de imanın imal ettiği hassasiyete göre çalışır ve bazı durumlarda aldığını reddeder, yani kusar. İsrail vahşeti karşısında bir müminin imanının ilk tezahürü, kalbiyle buğzetmek, diliyle isyan ve itiraz etmektir. Eğer bunu yapmazsa, iman kalbi, kalb de bedeni dağıtır.

Ali Ünal’ın ve ihanet örgütünün diğer üyelerinin İsrail ve Yahudi sevgisi kalblerine ne kadar yerleşmişse, imana yer kalmamış olmalıdır. Ali Ünal’da hardal tanesi kadar bir iman varsa, o cümleyi yazarken midesindeki her şeyi kusmuş olmalıdır. Ama kusan adamın o cümleyi yazabilmesi mümkün olmadığına göre, ajanlık, kalblerindeki imandan daha güçlü hale gelmiş olsa gerektir.

Yanlış anlaşılmasın, Ali Ünal’a kafir filan demiyoruz. Fakat imanın bir tezahürü olmalıdır, hiçbir tezahürü olmayan imanın varlığı ispat ister. İsrail barbarlığına karşı dünyadaki protestolardan rahatsız olan sadece İsrail ve bir de ihanet örgütüdür. Sadece bunu anlamaya çalışıyoruz.

İmanın tezahürü, önünüze gelen meseleyle ilgilidir. Bugün İsrail barbarlığından bahsediyoruz veya Ali Ünal İsrail ve Gazze meselesinden bahsediyor. Öyleyse imanın tezahürünü o meselede görmek istiyoruz. Veya şöyle ifade edelim; Gazze yanarken, bir Müslümanın imanını, “namaz kılıyorum” diye izhar etmesi sözkonusu olamaz. Önünüze gelen meseleyle ilgili fikriniz ve tavrınız neyse, tezahür (veya tezahürsüzlük) o meseleyle ilgilidir. Bu mesele biraz da şu misaldeki hadiseye benzer; adam cinayetten yargılanırken, “ben namaz kılıyorum” diye kendini savunamaz, namaz kılması cinayet işlemediği anlamına gelmez. Böyle bir savunma yaptığında da mahkeme o adama cinayetten beraat kararı vermez. Bu sebeple Ali Ünal’ın yazısının başlarındaki nazari doğrular, İsrail ve Filistin meselesindeki suçunu ortadan kaldırmaz.

Bir önceki yazısında basiretten bahseden Ali Ünal, ajanlığı fazla abartmış olmalı ki, basireti temelli bağlanmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir