İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

Örgüt gazetesi yazarlarından Mustafa Ünal, bugünkü (27.06.2014) “PKK ile barış, Cemaat’le savaş” başlıklı yazısında pek hüzünlü, pek ümitsiz, pek alıngan bir üslup kullanmış. Yazının satır aralarına büyüteç tutulsa, yazarken ağladığı görülebilir. Eski afra-tafralar kalmamış, kendine güven tükenmiş, hesap sorma edaları gitmiş, hocasının eski ağlamaklı hali gelmiş.

Akparti’nin PKK ile barış yaparken kendi ifadesiyle “Hizmet hareketi’ne” karşı savaş açtığını söylüyor. Adamlar “hal diliyle” yalvarırken bile “yalan” söylüyorlar. Hükümetin PKK ile barışırken “cemaate” savaş açtığını söylüyor, oysa hükümete savaş açan kendileriydi, hem de dışarıda İsrail, ABD, İngiltere, içeri de ise CHP, MHP ve marjinal solla barış yaparak… Bu adamlar nerede büyüdü, ne yedi, ne içti de bu hale geldi? İt gibi yalvaracak noktaya geldiler, açıktan yalvarmaktan çekinecek bir şahsiyetleri de yok, açık açık yalvaracaklar ama ihanetleri o kadar büyük ki, yalvarmalarının işe yaramayacağını bildikleri için açıktan yalvarmıyorlar. Tek sebep bu, yalvarmalarının işe yarayacağına inansalar, insanlık tarihinin en rezil, en hakir, en şahsiyetsiz yalvarmalarını sergileyecekler. Fethullah Gülen denen adam, abartmayı meslek haline getiren bir meşrebe sahip olduğu için, daha önce Türkiye’nin hakim güçlerine (Kemalistlere) kendini pazarlamak için Hz. Cebrail Aleyhisselam parti kursa onun yanında yer almayacağını söyleyecek kadar din istismarını abarttı, biraz güçlenince de Müslümanlara (ve hükümete) karşı ihaneti abarttı ve tüm geri dönüş yollarını kapadı. Ahmaklar… Bu tavrı “kararlılık” zannettiler.

İhanetleri o kadar büyük ve abartılıydı ki, hiçbir yalvarmanın akıbetlerini değiştirmeyeceğini biliyorlar. Kalemleri yalvarmaya kayıyor, bir anda kendilerine geliyorlar ve mazlum, mağdur, aciz, garip tavırlarıyla insanların vicdanına seslenmeye başlıyorlar. Satır aralarını okumayı bilenler ise yazıdaki dil, üslup ve muhtevaya bakınca, “yalvarmak için yalvardıklarını” anlıyor. Yani, “bize yalvarma fırsatı verin, yalvardığımızda ihanetimizi unutacaksanız derhal yalvaralım” diye yalvarıyorlar. Yalvarmadan yalvarmak veya yalvararak yalvarmamak gibi ucube bir psikolojik hale savrulmuşlar.

Bir müddettir her konuda hükümete muhalefet eden ahmaklar, bakın istismarı mümkün çözüm süreci için ne yazıyor; “Çözüm sürecinden rahatsız değilim. Barışı kim istemez. Türkiye, kanın durması için terör örgütüyle masaya oturan ilk ve tek ülke değil. Dün çözüm yolunda önemli adım atıldı. Hükümet 6 maddelik ‘mini paket’i Meclis’e gönderdi. Kanunun adı ilginç: ‘Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi.’”

İlginç değil mi? Mustafa Ünal’ın hükümeti eleştirmek yerine desteklediğine inanabiliyor musunuz? Tabii ki desteklemiyor, bu yolla yalvarma fırsatı arıyor. Yalvarma fırsatı için PKK ile barış sürecini, önemli bir malzeme ve gerekçe olarak kullanıyor. Yazının toplam kompozisyonuna bakılırsa söylediği şu; “PKK ile barış yapabilirsin, bunu da destekleriz ama bizimle de barışman şartıyla…” Çünkü Mustafa Ünal, PKK meselesinin hemen arkasından paralel yapıya karşı başlatılan soruşturmalardan bahsediyor;
“AK Parti Hükümeti, terör örgütü PKK ile barış adımları atarken ‘paralel yapı’ dediği Hizmet Hareketi’ne kelimenin tam anlamıyla ‘savaş’ açtı. ‘Eylem Planı’ deşifre oldu. Bürokrasiyle sınırlı değil. Kapsamı çok geniş. Okullardan yurtlara, esnaftan işadamlarına kadar uzanıyor.”

Ve yazısının sonundaki şu ifadeler;

“Çok konuşanı, sesi çıkmayanıyla AK Parti tarihe ‘PKK ile barışan, Cemaat’le savaşan’ siyasî kadro olarak geçmeyi içine sindiriyorsa bize de bunu üzülerek not düşmek kalır.”

Ne kadar masum değil mi? Şu ifadeye bakın; “…bize de bunu üzülerek not etmek kalır”. Nasıl? Ne tehdit var, ne şantaj var, ne saldırı var, ne kibir var… Ama mağduriyet maskesi altında takiyye var, sinsilik var, ihanet var. Bunlar var çünkü savaşı başlatanlar kendileri değilmiş gibi hem hükümeti savaş başlatmakla itham ediyor hem de suçlarını üstlenip özür dilemiyor. Çok iğrenç… Sinsi şekilde, Erdoğan’ın kendilerine, durup dururken savaş açtığını iddia edecek kadar iğrenç…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir