İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

Fethullah Gülen başta olmak üzere tüm ihanet örgütü kırk yıldır ağlıyor. Adamlar o kadar ağladı ki, kemikleri eridi, “dik” duramaz oldular, olur olmaz yerde eğilip bükülüyorlar. Son aylarda diklenmek istediler, ne mümkün… Kemikleri eridiği için diklenemiyorlar, diklenmek isterken kemikleri ne kadar acı verdi ki, ağlayıp sızlıyorlar.

Yaşanan bazı sahnelerin tahlilini yapalım, bakalım adamların hali nicedir. İsmini hatırlamadığım, hatırlamama da gerek olmayan ihanet örgütü mensuplarından bir polis vardı hani, teslim olmaya geldiğinde, adliyenin dışında kameralara, annesine indirdiği hatimin beş cüzü kaldığını, tamamlayamadığını, sevenlerinin o cüzleri tamamlamasını istemişti, gözyaşları içinde… Adam, “kaçmadım, işte teslim olmaya geldim” dediği bir demde, ağlıyor. Yani bir taraftan “kaçmıyorum” derken diklenmek istiyor, diğer taraftan diklenmek için kemiklerini ne kadar zorluyorsa, açıdan gözyaşı döküyor. Eskiden sadece ağlar sızlarlardı ve onu iyi yaparlardı, şimdi hem ağlayıp hem diklenmeye çalışıyorlar, ne var ki adamlarda direniş kültürü olmadığından bu ikisinin bir arada olmayacağını farkedemiyorlar. Bu kadar mı? Hiç olur mu? Adam bir de katıksız ahmak… Teslim olmaya gelirken iddiası şu; “ben suçsuzum, dolayısıyla zulme uğruyorum”… Gerçekten öyleyse, tutuklanması halinde zulme uğruyor olsa, duası en makbul kişi mazlum olandır, bu durumda tutuklulukta geçen sürede annesi için okuduğu Kur’an-ı Kerim ve yaptığı dua daha makbuldür. Gerçekten annesini düşünüyor olsa, mazlum olarak geçireceği süre annesine dua için hayatında eline geçmeyecek bir zaman dilimidir. O durumda bol da zamanı olacağına göre okur, dua eder, niyazda bulunur. Ama adam kameraların karşısında ağlayarak, başkalarının hatimi tamamlamasını istiyor. Bu adamlar robot oldukları için, düşünmezler, kendi yapacakları işi talimatla öğrenir ve robot sadakatiyle yerine getirir. “Ağla” denir, ağlar, “Dik dur” denir, diklenmeye çalışır. Robot oldukları için de hal ve hareketleri arasında bir bütünlük, uyumluluk, doğallık bulmak mümkün değildir.

Başka bir sahne… Polisler içeride, aileleri dışarıda… Daha birinci hamlede kadınları, çocukları cepheye sürdüler. Bir taraftan diklenmeye çalışıyorlar, diğer taraftan kadın ve çocukları koro halinde ağlatıyorlar. Kadın ve çocukların cepheye gidebileceği şartlar sözkonusu olabilir ama erkekler ve yiğitler varken bu durum çok komik ve korkaklık. İhanet örgütü birinci hamlede ve hepi topu yüz küsur polisin gözaltına alındığı bir operasyonda erkeklerini bitirdi mi? Tabii ki bitirmedi ama adamlar ne direniş kültürünü biliyorlar, ne de mağduriyet kompozisyonunu… Bir taraftan ağlıyor, bir taraftan diklendiğini zannediyor. Bir taraftan mağduriyet diğer taraftan kahramanlık edalarındalar. Adamınız mı yok, yığsanıza oraya on bin erkeği… Yığamazlar, çünkü deşifre olmak istemezler. Kanalizasyonda (yani takiyye yaparak) yaşamaya alıştıkları için, güneş ışığı yarasalara yaptığı etkiyi yapıyor.

Komik adamlar… Merkez karargahlarının iyi planlama yaptığına inanan bazıları var ama felaket kötü yönetiliyorlar. Anlamadıkları veya anlamalarına rağmen bir türlü beceremedikleri konu şu; halk nezdinde meşruiyetini kaybeden bir hareketten mağdur ve mazlum çıkmaz, ancak suçlu çıkar. Suçludan ise kahraman olmaz.

Direniş tarzları çok ilginç… Mesela 28 Şubat darbesine direnmezler, mesela Gazze ve benzeri Müslüman halkların zulme uğramasına karşı bir kişiyi bile sokağa sürmezler. Hiçbir kafire karşı direndikleri vaki değildir. Ama kırk yıldır Müslümanlara karşı ağlayarak direniyorlardı, şimdi de sokağa kadın ve çocukları sürerek direnme temrinleri yapıyorlar.

*
İhanet örgütünün direniş tarzıyla ilgili kritik soru şu; “Neden Müslümanlara karşı direniyorlar da, kafirlere karşı direnmiyorlar?”

Bu soru kamuoyunda çok konuşulduğu için eskimiş gibidir. Ama bizim cevabımız daha önce konuşulmadığı için “yeni”dir. Mesela 28 Şubat darbesine, mesela İsrail’e, mesela ABD’ye karşı direnmemeleri ama mesela Erdoğan ve Akparti hükümetine karşı direnmelerinin sebebi şu; Müslümanlara karşı direniyorlar çünkü onların merhametli olduğunu biliyorlar, diğerlerine karşı direnmiyorlar çünkü onların merhametsiz olduğunu, kuduz köpekler gibi insan öldürdüğünü biliyorlar. Mesela 28 Şubat darbesi veya eski darbelerde veya kritik süreçlerde binlerce fail-i meçhul cinayet işlendi, bu sebeple onlardan köpekler gibi korkuyorlar. Ama Erdoğan’ın veya Akparti hükümetinin ne kadar öfklenirse öfkelensin, mesela fail-i meçhul cinayetlere kendilerini ortadan kaldırmayacağını biliyorlar. Hainler, Müslümanların merhametli olduğunu, kendilerini kuduz köpek gibi öldürmeyeceğini, kötü muamele bile etmeyeceğini biliyor ve bundan cesaret alarak diklenmeye çalışıyorlar. Müslümanların içinde yaşadıkları için onları tanıyorlar ve İsrail ve İsrail’in Türkiye’deki uzantıları gibi vahşi olamayacaklarını düşünüyorlar, bu sebeple de Müslümanlara karşı kahramanlık taslıyorlar. Tatlı su balıkları, afedersiniz piranhaları…

Türkiye’de ihanet örgütüne karşı üç-beş tane fail-i meçhul cinayet işlense, tüm örgüt mensupları köpekler gibi gelir Erdoğan’ın ayaklarına kapanır, salya sümük… Böyle bir şey yapılmasını istiyor değiliz, sadece meseleyi derinliğine tahlil etmek için bir misal veriyoruz. Tırnaklarına zarar geleceğini gördüklerinde derhal itaat ediyorlar, ama Müslümanlardan öyle vahşi uygulamalar beklemiyorlar. Zaten de yapılmamalı, Müslümanlar ahiret için ve oradaki mahkemede hesap verebilmek için yaşarlar, dünyadaki hesapları için ahiretlerini satmazlar, bu işi yapanlar sadece Fethullah Gülen ve onun bendeleridir. Onlarla mücadele ederken, onlara benzememek gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir