İHANET ÖRGÜTÜNÜN HASAR RAPORU

İHANET ÖRGÜTÜNÜN HASAR RAPORU

Fethullah Gülen, sadece Türkiye’de değil, sadece Türkiye Hükümetine değil, tüm dünyada Müslümanlara savaş açtı. Baştan beri bu istikamette faaliyet gösteriyordu lakin takiyyeyi Şiilerden bile iyi yaptığı için bu özelliği ortaya çıkmamıştı. Türkiye’de hükümete açıkça savaş ilan edince, tüm Müslümanlara da savaş açmış olduğu aşikar hale geldi. Bu sebeple “hasar raporu”, Türkiye’deki “cemaat-hükümet” parantezinin çok ötesinde bir bakış açısıyla hazırlanmalı.

İhanet örgütünün kırk yılda meydana getirdiği birikim kırk günde berhava oldu. Bilindiği üzere yıkmak yapmaktan, harcamak kazanmaktan çok kolay… Bu sebepledir ki “muhafaza” çok mühim bir meseledir, bazen onlarca yılda yaptığınızı onlarca günde, bazen birkaç asırda yaptığınızı birkaç yılda yıkabilirsiniz.

Fethullah Gülen, muhafaza meselesinde acemi biri değil, kırk yıllık macerası (mücadelesi değil) bunu gösteriyor. Türkiye’de, 28 Şubat darbecileriyle anlaşıp bütün Müslümanlara ihanet etme pahasına hareketini “muhafaza” etmişti. Bunun gibi sayısız misali var muhafaza konusunda ne kadar hain ve şahsiyetsiz davrandıklarına dair…

Şimdi hasar raporunu çıkarma zamanı…

1-Birikimi muhafaza etmeyi beceremediler

Dipsiz bir takiyye inancına ve geleneğine sahip olan ihanet örgütü, 28 Şubat generallerini bile ikna edecek kadar yalan söyleme kabiliyetine sahiptiler. Aynı kabiliyetleri (takiyye becerileri) ile Akparti’yi de on yıldır aldattılar, aldatabildiler. Muhafaza konusunda büyük bir zihni kabiliyet geliştirdiler ve bitmez tükenmez bir tecrübe biriktirdiler. İlginç olan ve izahı yapılması gereken nokta; son birkaç yıldır, müktesebatlarının aleyhine bir tavır içine girdiler ve muhafaza becerilerini kaybettiler.

Bunun iki açıklaması olabilir; birincisi hükümeti alaşağı edebilecek kadar güçlendiklerini vehmettiler, ikincisi ise bağlı oldukları (ABD, İSRAİL, İNGİLTERE) merkezlerin zorlamasıyla karşılaştılar. Birinci ihtimal ahmaklıktan kaynaklanan hainlik, ikinci ihtimal ise tüm unsurlarıyla hainlik…

Kırk yıllık gelenek ve tecrübeyi bir anda silip attıklarını düşünmek sıhhatli olur mu? İkinci ihtimal, hem gelenek ve tecrübe ile uyumlu hem de milletlerarası bir koalisyonun tetikçiliğine soyunduklarını gösteren başka sebepleri de açıklamayı mümkün kılıyor.

Özellikle İsrail, Akparti hükümetiyle mücadele edecek yerli tetikçi bulamaz olunca “uyuyan hücre” olarak sakladıkları Fethullah Gülen’i sahaya sürdü. Peki nasıl ikna etti? Fethullah Gülen, İsrail için “gönüllü” olsa bile böyle riskli bir savaşa girmezdi. İsrail ve ABD, Fethullah Gülen’i, diğer ülkelerdeki yatırımları ile Türkiye arasında tercih yapmaya zorlamış olmalı. Kamuoyunda da tartışılan bu tez, ihanet örgütünün “muhafaza” tecrübesine de uygun. Dünyadaki yatırımlarını muhafaza etmek için Türkiye’yi ve hareketinin Türkiye’deki kısmını gözden çıkarmış olmalı.

İsrail, ABD ve İngiltere’nin güçlü olduğu kanaati ile onların taleplerini karşılamayı tercih etmesi, dünyadaki yatırımlarını muhafaza etme çabasını açıklıyor. Bu tavrın Müslümanların lügatinde “ihanet” olması Fethullah Gülen için bir anlam ifade etmiyor tabii ki.

Fethullah Gülen’in milletlerarası ağababaları, koca bir hareketi bu kadar kolay ateşe atar mı? İki ihtimal var, birincisi Fethullah Gülen’in kendilerine de takiyye yaptığına inanmaya başladılar ve kendilerine sadakatini test etmek için sahaya sürdüler. Öyle ya, her zaman takiyye yapamazsın. İkinci ihtimal, Türkiye’de artık tetikçiliğini yapacak gurup bulamadıkları için Fethullah Gülen’i sahaya sürdüler, bu ihtimal de birinci ihtimali ortadan kaldırmaz. İsrail hem son kozunu oynuyor hem de son kozu olan uyuyan hücreyi sadakat testine sokuyor.

İhanet örgütü bu defa birikimini muhafaza edemedi, artık çatır çatır çökmeye başladı.

2-Tüm Müslümanların husumetini kazandılar.

Fethullah Gülen kırk yıllık macerasında Müslümanlarla ünsiyet kurmadı, onlara yakın davranmadı. Fakat Müslümanlar (diğer cemaat ve hareketler) hüsn-ü zan beslediler ve bir fitneye sebep olmamak için sustular. Sustular ama hiçbir zaman Fethullah Gülen ile gönül bağı kurmadılar, ona sempati beslemediler.

Artık sükut ile yönetilen dönem bitti. Fethullah Gülen örgütünün kendilerine savaş açtığını gören Müslüman kesim, çığlık çığlığa sahaya indi. Müslümanlar ihanet örgütüne savaş açmamışlardı hiçbir zaman ama kendilerine savaş açan ihanet örgütünün karşısında çelik duvarlar ördü. Zaten Müslümanlarda hiçbir kalbi altyapısı olmayan ihanet örgütü, Müslümanların tavrı karşısında dehşete düştü, panikledi. Böyle hesaplamamışlardı, onlar Fethullah Gülen’in “alim” olarak bilindiğini ve saygı duyulduğunu düşünüyorlardı. İhanetinin anlaşılmayacağını zannettiler, İHH’ya bile savaş açtıklarında saygı görmeye devam edeceklerini vehmetmeye devam ettiler.

Nasıl bir ahmaklık… İçtimai altyapılarını tamamen kaybettiler, sudan çıkmış balığa döndüler. Dershanelerin kapatılmaması için başlattıkları canhıraş kavga ne kadar anlamsız kaldı. Müslümanların husumetini kazanmak ve içtimai altyapıyı kaybettikleri için dershanelerin zaten fiilen kapandığını bile anlamadılar. Müslüman cemaatlerin zayıf olduğuna inanıyorlardı ve bu kadar ağır bir tepkiyi beklemiyorlardı. Müslüman cemaatlerin her biri tek tek ele alındığında kendilerinden zayıftı ama toplamın ne manaya geldiğini anlamaktan aciz bir ahmaklık sergilediler. Belki de Müslümanların birlik içinde hareket edemeyeceğini hesaplamışlardı, yanıldılar.

İçtimai altyapı, meşruiyet ve insan kaynağı demektir. Bu altyapıyı kaybedince, her mahallede bir dershaneniz olsa neye yarar? Siz artık içtimai kuşatmaya düştünüz…

3-Birçok personeli deşifre oldu.

Üyelerini gizlemek ve muhafaza etmek için namaz bile kıldırmayan (gözleriyle kılıyorlarmış, ucube adamlar) ihanet örgütü, açtığı savaşta birçok personelini cepheye sürdü ve deşifre oldu. Deşifre olanlar sadece kendilerinin cepheye sürdükleri değil tabii ki, hükümet sayısız kaynaktan gelen bilgilerle ihanet örgütünün personel listesini çıkardı. Şimdi sıra onların tasfiyesinde, zaten tasfiye bir taraftan başladı.

Başında net olmada da en azından şimdi anlaşıldı ki bu savaşı ihanet örgütü kazanamayacak. Savaşı kazanamayınca, deşifre olan örgüt üyeleri tasfiye edileceği gibi, halk tarafından da içtimai tasfiyeye tabi tutulacak. Bu durum, sadece bir savaşı kaybetmek şeklinde neticelenmeyecek, tüm kaynaklarını kaybedecekler.

Artık ihanet örgütü, hem siyasi sahada hem de içtimai sahada, kendisinden görüldüğü yerde kaçılacak olan cüzzamlı haline geldi. Bir kişinin ihanet örgütünden olduğuna dair şüphe bile o kişinin hayatını karartacak. Bu kadar rezil bir duruma düşen bir örgüt varlığını devam ettirebilir mi?

4-Yeraltına inmek zorunda kaldılar.

Hukuku ve hukukçuları kullanarak hukuku ihlal ettiler. Hukukçu zırhına bürünerek her istediklerini yapabileceklerine kanaat getirmiş bir kıta ahmak var karşımızda. Mevkilerini ve mevzilerini ne kadar muhkem zannediyorlardı.

Hukuk, suç işlemek için kendinin kullanılmasına müsaade etmez. Lafzı ve ruhuyla mer’i olan hukuk, lafzının sağa sola çekiştirilerek ruhunun katledilmesini seyretmez. İhanet örgütü, hukukun lafzına sığınarak her şeyi yapabileceğini zannediyordu ama karşısındaki hükümetin, hukukun ruhunu anlamış bir siyasi kadro olduğunu farketmemişti.

İlginç bir durum zuhur etti. Hukuku ve hukukçuları sahaya süren ihanet örgütü, yapılan operasyonları resmi olarak üstlenmediği için, operasyon birimini yeraltına itti. Hukukçular ve emniyet mensupları bir anda illegal örgüt haline geldi. Oysa başlangıçta tam aksini hedeflemişlerdi, hükümet yeraltına inecek, yani gömülecekti. Ortaya çıkan neticeye bakınca, operasyon birimlerini canlı canlı yeraltına gömdüler.

Yerin üstü meşruiyet, yerin altı ise illegalitedir. Yeraltında meşru şekilde bulunmanın tek yolu, ölmüş olmak ve defnedilmektir. Canlı canlı yeraltına inenler, canlı canlı gömülürler. Başlarını yeryüzüne uzattıkları her defasında kafaları koparılacak bir pozisyona düştüler.

Meşruiyetin gücü milyonluk orduların gücünden daha büyüktür. Yeraltına indiler, meşruiyetlerini ve meşruiyetin gücünü kaybettiler. Artık bittiler.

5-Kesintisiz bir mücadele dönemine girdiler.

Türkiye’de ve dünyada tüm Müslümanlara savaş ilan ettiler, böylece artık kesintisiz mücadele dönemine girdiler. Kırk yıllık maceralarında hiç mücadele etmemişlerdi, sürekli takiyye yapmışlar ve açtıkları kanallardan her yere sızmışlardı. Hiçbir tehdit karşısında direnmemişler, mücadele etmemişler, şahsiyetlerini sıfırlayacak kadar takiyye yapmışlar, herkesin yanında yer almışlar, sadece Müslümanların yanında yer almamışlardı.

Şimdi kesintisiz bir mücadele sürecine girdiler. Mücadelenin ruhi, zihni, akli hiçbir altyapısına sahip değiller. Örgüt başı böyle bir iş için kurgulamadı üyelerini… Rüyalarla ancak takiyyeyi beslemeleri mümkün, şimdi sert bir mücadele dönemi başladı, hangi beceriyle bu işi yapacaksınız?

Birkaç aydır direniyormuş gibi yaptıklarına bakmayın, hala deşifre olmayan üyelerini, takiyye yoluyla kanalizasyonlara indirmeye çalışıyorlar. En iyi bildikleri işi yapmaya devam ediyor, deşifre olmadığını düşündükleri üyelerini köpekler gibi yalvartıyorlar. Bunların bir şey yapabileceğini zannedenler yanılıyor, hele de mücadele edebileceğini zannedenler fena halde yanılıyor. Hükümet, mücadeleyi daha sahaya taşımadı, seçimden dolayı biraz meşgul. Seçimden sonra başlayacak esas mücadelede ne olacaklarını görecek bu halk…

6-Tüm anlaşma yollarını kapattı, tüm köprüleri attılar.

O kadar ahlaksızca ve haince saldırdılar ki, tüm köprüleri attılar, hayat-memat meselesi halinde getirdiler. Bir Müslümanın bir Müslümana asla reva görmeyeceği bir ihaneti, hayasızca sergilediler. Başlattıkları ihanet ve saldırı, bundan sonra köpekler gibi yalvarsalar bile husumeti bitirmeyecek derecede ağırdır. Kendilerini bu savaşa mahkum ettiler.

Hükümet nezdinde affedilmeleri imkansız olduğu gibi, içtimai altyapıda da durum aynı. Bundan sonra hiçbir Müslüman gurupla selamlaşmaları bile mümkün değil. Başlattıkları savaş, kendileri yok oluncaya kadar devam edecek mahiyettedir.

Hiçbir devlet, ordu, hareket, akım kendini savaşa mahkum etmez. En güçlü yapılar bile kendini savaşa mahkum ettiğinde mutlaka yok olur. Savaş, arızi bir durumdur ve bazı hedefleri elde edince barışa döner. İhanet örgütü, başbakanı ve Akparti’yi yok etse bile, tüm Müslümanlar ile köprüleri attığı için, kendini savaşa mahkum etti. Savaştan kurtulmasının tek ihtimali, tüm Müslümanları yok etmesidir, bu ise muhal…

Derin bir ahmaklıkla kendini, Müslümanlara karşı açtığı savaşa mahkum eden ihanet örgütünün yok olması sadece zaman meselesidir. Başka bir akıbet imkansızdır.

7-Milli bir kuruluş olmaktan çıktılar.

İsrail ve ABD merkezli operasyonların Türkiye’deki tetikçiliğini yaptıkları için “milli kuruluş” olmaktan çıktılar ve “yabancı kuruluş” haline geldiler. Ülkesine ve milletine yabancılaşan hareketler, er ya da geç ama mutlaka mağlup olurlar. Türkiye’de Kemalist kafanın seksen yıldır devleti işgal edip tüm imkanlarıyla halka karşı yürüttüğü savaş bile mağlubiyetleriyle sona erdi. Böyle bir tecrübeye rağmen, ülkesi ve milletine yabancılaşan, ülke ve milletine ihanet eden Fethullah Gülen ve örgütü, varolabileceklerini, varlıklarını devam ettirebileceklerini vehmediyorlar.

İhanet örgütü artık bir İsrail ve ABD ortak yapımıdır. İngilizlerin de küçük ortak olduğu bu prodüksiyon, ancak yabancı filmler kuşağında oynayabilir. Artık yapacakları tek şey, siyasi ve içtimai anlamda mezarlarını kazmaktan ibarettir.

Türkiye bu “yabancı unsuru”, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bitirmek zorundadır. Çünkü dünya (ve özellikle Müslüman coğrafya) bu ihanet örgütünü Türkiyeli, yani Osmanlı torunu oldukları için bağırlarına bastı. Türkiye’de hesabı görülerek peşleri bırakılamaz, zira bu ülkeye ve millete güvenerek kapılarını bu örgüte açan Müslüman coğrafya, aynı ihanete uğrayacaktır. Türkiye kendini kurtarmakla iktifa edemez, bu kadar hasis olamaz.

Başbakanın ve dışişleri bakanının tavır ve açıklamalarına bakıldığında, milletlerarası ihanet örgütü ile milletlerarası bir mücadele yürütülmektedir. İsrail ve ABD’ye güvenip Türkiye ve Müslümanlara savaş açan ihanet örgütü, en azından İslam ülkelerinde İsrail’in mi Türkiye’nin mi (başbakanın mı) sözü geçiyormuş görecek. İtibar ve meşruiyetin gücünü yeni yeni keşfedecek ve İsrail’in kanalizasyon şebekelerindeki gücünün, Erdoğan’ın itibarı karşısında ne kadar işe yarayacağını test edecek.

Hangisinin daha etkili olduğunu anlayacak ama her şeyini kaybedecek…

8-Tüm iyi niyet iddialarını kaybettiler.

Halkın nazarında iyi niyet iddialarını kaybettiler. Müslüman cemaat ve gurupların husumetini kazandılar zaten ama bir de halk nezdinde “iyi niyet” sahibi oldukları iddiasını kaybettiler. Müslüman guruplar tarafından kuşatmaya düşmüşlerdi, bir de halkın kuşatmasına düştüler. Müslüman gurupların insan kaynaklarından üye devşirme imkanını kaybetmişlerdi, halktan da üye devşirme imkanını kaybettiler. Artık tamamen sudan çıkmış balığa döndüler.

9-Yakında resmi belgelere “terör örgütü” olarak kaydolacaklar.

Son safhaya geldik. Seçimden sonra başlatılacak soruşturmalarla “terör örgütü” tarifi içine alınacaklar. Ondan sonra sudan çıkmış balığın son çırpınışlarına şahit olacağız. Ebediyen yok olacaklar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir