İHTİSASLAŞMA VE BİLGİDE KAOS

İHTİSASLAŞMA VE BİLGİDE KAOS

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Bilgi ile insan arasındaki münasebetin birkaç mühim hususiyeti var. Mesela üretilmiş bilgiyi öğrenmek ile bilgi üretmek birbirinden çok farklı hususiyetler taşır. İdrak, zaten üretilmiş bilgiyi yeniden üretmektir, üretilmiş bilgiyi yeniden üretecek zihni ve kalbi iklime sahip olacak derecede anlamamış olmak, sadece öğrenmektir. Ve tabii ki üretilmiş bilgiyi idrak ederek yeniden üretebilmekle, yeni bir bilgi üretmek de birbirinden çok farklıdır. Hal böyle olunca, bilgi ile insan arasındaki münasebetler; ezberleme, öğrenme, idrak etme, terkip etme, inşa etme süreç ve safhalarını takip eder. Öyleyse meseleye bu usulü takip ederek bakmak en sıhhatli olanıdır.
*

Ezberlemek, bilgiyi olduğu gibi zihni evrene taşımak ve kaydetmektir. Bilgi ile kurulan en zayıf münasebettir ki, bu durumda bilgiyi paketli (zarflı) olarak zihni evrene taşımaktan bahsedilir ve onun ne olduğu ve nasıl kullanılacağı ile ilgili bir maharet gelişmez. Bu sebeple ezberleme insan zihninde bir tesir icra etmez, insan da o bilgiye aslında muhatap olmaz. Ezberleme, özü itibariyle bilgiyle münasebet kurmak değil, münasebet kurma hazırlığı yapmaktır. Ezberleme insan zihninde bir değişiklik yapmayacağı için, mesela insan ezberlediği bilgilerden korkmaz.
*
Öğrenmek, en azından bilgiyi kullanılabilme mahareti kazanmayı mümkün kılar. Ne var ki idrak olmadığı için öğrenmede, kullanabilme mahareti de öğrenilmiş haldedir. Bu sebeple öğrenilen bilginin kullanılması, çerçevelenmiş haldedir ve nasıl kullanılacağı da öğrenildiği için başka şartlarda nasıl kullanılacağı bilinemez. Farklı şartlarda kullanma imkanı ve maharetinin olmaması, insan zihnini öğrenilmiş bilgilerle ilgili tedirgin eder, onları farklı şekilde kullanmaktan uzak tutar. Bu durum, insan zihnini muhafazakar hale getirir, şartlar değiştiğinde sahip olduğu (öğrendiği) bilgiler işe yaramayacağı için, değişime karşı direnmesine yol açar. Şartların değişmesi, zihni evreni panikletir, korkutur. Öğrenme, bilgiyle insanın eşitlerarası münasebet kurmasıdır, bu durumda insan öğrendiği bilgiye hakim değil, ancak onunla yaptığı anlaşma (öğrendiği) çerçevesinde yaşama imkanına sahiptir.
*
İdrak etmek, hazır (dış dünyadaki) bilgiyi zihni evrenine taşıyıp onu tekrar üretebilecek kadar nüfuz etmesi, üzerinde tasarruf edebilmesidir. Bilgi, başka bilgilerle birlikte anlaşılır, onlarla birlikte muhakeme ve muhasebesi yapılabilir, yeni şartlarda yeni kullanım şekilleri geliştirilebilir.
*
Terkip etmek, idrak edilen bilgiyi, başka bilgilerle birlikte “bütün” haline getirmek, idrak ettiği bilgiyi, idrak ettiği başka bilgilerle bir bilgi örgüsü halinde dokumaktır. Terkip etmek, idrak edilen her bilgiyi, müktesebatındaki bilgi yekununun “parçası” halinde bütünlük örgüsüne katmasıdır. Bu manada terkip etmek, bilgi üzerinde mülkiyet kurmaktır.
*
İnşa etmek, idrak ve terkip ettiği bilginin, varlık, insan ve hayattaki karşılığını üretmektir. Varlıktan bilgiye ulaşma istikameti (ilim maluma tabidir ölçüsü) yerini bilgiden varlığa ulaşmak istikametine (ilmin malumunu inşa etmek) çevrilmiş olur. Bilginin varlığını, insanını ve hayatını inşa etmek, varlığın bilgisine ulaşma istikametini tabii ki lüzumsuz hale getirmez.
*
Ezberlenen bilgiyle ilgili fazla bir problem yaşanmaz. Öğrenilen bilgi, şartları devam ettiği müddetçe işe yarama hususiyetini kaybetmez, şartlar değiştiğinde ise kaos sebebi haline gelir ve sahibini panikletir. İdrak edilen bilgi insana nefs emniyeti kazandırır, paniklemez ve korkmaz, şartlar değiştiğinde bilgiyi yeniden terkip ederek kullanmaya devam eder. Terkip edilen bilgi kendi kültür evrenine ait hale gelir veya kendi kültür iklimini kurar ve hayata vaziyet etmeye başlar. İnşa edilme safhasına ulaşıldığında hayatın altyapısı o kültür tarafından üretilir ve bilgiyi aşıp hayat üzerinde mülkiyet kurulmaya başlanır.
*
İhtisaslaşma, tabiatı gereği bilgiyle kurulan münasebetin idrak seviyesinde olmasını iktiza eder. Bilgide derinleşmek, bilgi üzerinde tasarruf kurmak ancak idrak ile kabildir. İhtisaslaşma ise ezber ve öğrenme yoluyla elde edilebilir bir mevkii değildir. Bugünün dünyasında biraz ezber, biraz öğrenmeyle mütehassıs olunduğuna dair misallerin bulunması, meselenin esasını değiştirmez.
İdrak seviyesinde ancak mümkün olan ihtisaslaşma, bir bilgi alanıyla sınırlandığı için, esasen idrak parçalanmasıdır. Bilgiyi tasnif edebilirsiniz, hatta bilgi tasnif edilmelidir ama idrak sınırlandırılır ve hapsedilirse, idrak parçalanması ortaya çıkar ki bu durum, dehayı bile cahil bırakan bir yaklaşımdır. Dehayı bir alana hapsetmek ve onun dışına körleştirmek, diğer alanların tamamında onu cahil bırakmaktır. İhtisaslaşmanın bugün geldiği nokta, insanları (dehalar da dahil olmak üzere) cahil bırakmanın metodudur.
Hiçbir ihtisas alanı, kendi alanındaki bir meseleyi bile yalnız başına izah edemez, halledemez, çözüme kavuşturamaz. Bugünün bilim dünyasındaki mikro ihtisaslaşma derekesine bakılınca bu hüküm mutlak olarak doğrulanır. Hal böyle olunca mütehassıs, kendi sahasındaki bir meseleyi bile izahtan aciz hale gelmiş bir cahildir.
*
İzahsızlık, idraksizliktir. Tercih edilmiş idraksizlik (ihtisaslaşma), bilgiyi kaosa teslim etmek, insanı da o kaosa mahkum etmektir. Batının ürettiği bilgi birikimi, kaosa teslim olmuş, batı insanı da o kaosa mahkum edilmiştir. Meselenin hüzün verici yanı, bu girdabın tüm dünyayı kuşatmış ve mesela Müslümanları da kuvvetli şekilde içine çekmiş olmasıdır.
Batının bilim telakkisi, ürettiği bilgiyi belli bir disiplin içinde tutma kudretinde ve hacminde değil. Bilgi batıda dağıldı, insicamı bozuldu, terkip zaten yoktu. Batı, bilgi birikimini asla toparlayamaz, terkip ilimlerini kurması bir tarafa, zihni ve akli ufku o meseleye ulaşamaz. Batı kendi ürettiği bilgide boğuluyor, boğulması da mukadderdir. Yüzme bilmeyen birinin, kendini kurtarmaya gelen yüzücüyü de dibe çekmesi gibi, dünyayı da boğuyor. Dünya, varlık-yokluk kavgasının eşiğine geldi, ne var ki dünyadaki hiçbir kültür iklimi bu meseleyi anlayacak ve yeni bir terkiple ortaya çıkacak altyapıya malik değil.
Bu vazife ve mesuliyet tabii ki Müslümanlara aittir. Müslümanlar, hem kendileri hem de insanlık için tek kurtuluş kadrosudur zira bu meseleyi halledecek tek kaynak (mutlak ilim) ve tek müktesebat (kadim müktesebat) Müslümanlarda mevcut. Dünyada terkip ilimlerini kuracak, bilgiyi derleyip toparlayacak, yeni bir tasavvur oluşturacak ve dünyaya sunacak kaynağımız var ve bu imkan bize tüm insanlığa karşı mesuliyet yüklüyor.
FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir