İKİNCİ MATEMATİK İHTİYACI

İKİNCİ MATEMATİK İHTİYACI
Mevcut matematiğin temel özelliklerinden birisi tecrit olduğu için varlığın oluş mekanizmasına dönük bir faaliyet içine girmemiştir. Tecrit bir anlamda, aradaki süreçlerin tamamını atlayarak neticeye ulaşmaktır. Mevcut matematik bunu yapmış ve aradaki süreçleri fizik bilimlere bırakmıştır. Neticede tecrit imkânı, matematik tarafından doğru kullanılamamıştır.
Mevcut matematiğin diğer önemli bir özelliği, sabit olmasıdır. Kendini sabitlemekle varlığı kendi sınırlarına hapsetmektedir.
Mevcut matematik deterministtir ve varlığın determinist olduğuna dair yanlış anlayışın doğmasına matematiğin bu özelliğinin de katkısı olduğu unutulmamalıdır. Varlığın determinist kurallara tabii olmadığı anlaşılmasına rağmen matematiğin bu özelliği hala devam etmektedir.
Mevcut matematiğin başlangıcı sıfırdır. Oysaki varlığı sıfırdan başlatmak kabil değildir. Sıfır ile bir arasındaki mesafe varlığın oluş mekanizmasıdır ve mevcut matematik varlığın oluş mekanizmasını kendine konu edinmemiştir. Varlığı konu edindiğine göre sıfırdan başlaması yanlıştır ve bunun açıklaması yoktur. “Bir”den başlamalıdır. Çünkü varlık “bir”den başlar. Birin altı varoluşun malzemelerini ve süreçlerini gösterir ki, varoluş malzemeleri arasında sıfır yoktur. Bu anlamda birden geriye doğru gidildiğinde sıfıra kadar devam etmemelidir.
Bir disiplini sıfırdan başlatmak, varoluş sürecini konu edinmektir. Böyle bir başlangıç doğrudur fakat varoluş sürecini konu edinmek şartıyla doğrudur. Hem sıfırdan başlamak hem de varoluş sürecini konu edinmemek yanlıştır. Matematik, hem sıfırdan başlamış hem de varoluş sürecini konuları arasına almamıştır.
Mevcut matematiğin sonsuza uzanan bir boyutu bulunmaktadır. Bu özellik varlığın sonsuz olduğuna yönelik inancın ürettiği (tabi ki) muhayyel bir kavrayıştan kaynaklanmaktadır. Ne ilginçtir ki, kâinatın sonsuz olmadığına dair fizik biliminin verilere ulaşmış ve bu verilerin kesinliğine neredeyse inanılmış olmasına rağmen matematik, sonsuza uzanan çizgisinin varlığını hala korumaya devam etmiştir. Matematik neticede varlığın matematiği olarak varlığın sınırları ile kendini tahdit etmeli ve fakat kendi sınırlarını varlığa yükleyip onu sınırlandırmamalıdır. Bu sebeple alanını sonsuz olarak tespit etmemeli ve işlemlerinin nihayetini görmelidir.
Matematiğin alanının netice olarak bir ile en büyük sayı arasında bulunması gerekiyor. Sıfırı başlangıç ve sonsuzu bitiş olarak kabul eden matematik bu iki uç arasında yaptığı her işlemin tanımsız olduğunu anlamalıdır. Zira sıfır da tanımsızdır, sonsuz da tanımsızdır. İki tanımsız arasındaki işlemin tanımlanabilir olduğunu kabul etmek, her ne kadar mecburiyetten kaynaklansa dahi anlamsızdır. Mevcut matematik sistemin “uygulanabilir” olduğu kanaati, hala çözülemeyen problemlerin matematik sistemin özelliğinden kaynaklandığının anlaşılamamasından veya bunu kabul etmenin zorluğundandır. Problemleri çözecek dehaların dünyaya hala gelmediği zannı bir aldatmacadır. Problemlerin çözümü için yeni formül arayışı da doğru adım değildir. Çözülemeyen problemlerin bir kısmı için yeni formül arayışının doğru yöneliş olması ayrı konudur. Fakat mevcut matematik sistemin çözemeyeceği problemlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.
Mevcut matematikte her şeyin muhayyel (sanal) olduğu bilinmesine rağmen, matematiğin değiştirilmesi veya yeni (ikinci) matematiğin kurulması istikametinde çalışma yapılmaması anlaşılır gibi değil. Temelinde muhayyel olan matematik biliminin (bilim olup olmadığı ayrı bir konu) inanç haline geldiğini söylemek mübalağa olmamalıdır. Gerçekten matematikteki gelişmelerin asırlar öncesinde durduğu vakadır. İnsanlık tüm eserlerini (en azından pozitif alandaki eserlerini) matematik temelinde verdiğine göre, bilimdeki gelişmelerin zannedildiği kadar önemli olmadığı anlaşılabilir. Matematiğin özündeki “kabul” yaklaşımı, önce alışkanlık haline gelmiş daha sonra ise inanç haline gelmiş ve doğrusu bilimdeki gelişmeler matematikteki tıkanıklık ile kesintiye uğramıştır.
Tüm bilim adamlarının matematik ile düşündüğü ve fakat matematik hakkında düşünmediği bir zamanda yaşıyoruz. Matematikle düşünmek ve fakat matematik hakkında düşünmemek, bilimdeki tıkanıklığın kaynağını teşhise engel olmaktadır.
*
Fizik biliminin mevcut matematiğin verilerini veya alanını tamamen kullanabildiğini söylemek kabil değildir mutlaka fakat bazı istikametlerde matematiği aştığı doğrudur. Ne var ki, fizik bilimi matematiğin tesviye ettiği zeminde ilerlemek imkânına sahiptir. Matematiğin tesviye etmediği bir alanda fiziğin ilerlemesi kabil olmadığı için fizik biliminin matematiği aştığı alanlarda ilerlemesi durmuş ve patinaj yapmaya başlamıştır. İlginç bir paradoks ile karşı karşıya kaldı bilim dünyası. Fizik biliminin ilerlemesi için matematiğin önden gitmesi gerekmekte ve fakat fizik bilimi matematiği aşmaktadır. Düne kadar fiziğin ilerlemesini mümkün kılan matematiktir bu gün ise matematik fiziğin ilerlemesini durdurmuş ve ona engel olmaya başlamıştır.
Matematik negatif sayıları bulmuş veya kabul etmiş olmasına rağmen yerli yerine oturtamamış, bu sebeple pozitif ve negatif sayılar sistemi varlığın ve hayatın tamamında test edilebilir veya uygulanabilir bir özellik kazanamamıştır.
Pozitif ve negatif sayılar, hayattaki zıtlıklardan kaynaklanan bir anlayışın ürettiği sistem olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar negatif sayılar hayatın içindeki zıtlıkları ifade etmekten çok pozitif hayatın zıttı olarak anlaşılmakta ve tüm varlığın negatifini göstermekte ise de kullanımının (uygulamasının) böyle olmadığı malumdur. Mesela pozitif ve negatif sayılar hayatın içindeki zıtlıklardan, alacak-borç konusunu ifade etmekte ve bu çerçevede negatif sayılara ihtiyaç duyulmaktadır. Fakat hayatın başka bir zıtlığında aynı ifade gücüne ve işlem sıhhatine sahip değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir