İKİNCİ MATEMATİK VEYA BEŞİNCİ İŞLEM-2-

Beşinci işlem bir denklem olarak ele alındığında eşitliğin sağ tarafı her zaman birdir. Bu denklem, mevcut matematikteki denklemlerin aksine neticesi belli olan denklemdir. Bu sebeple gerçektir. Gerçektir zira sistem geriye doğru işler. Geriye doğru işlemek, varolanı tahlil etmektir. Varolmuş olanın varolabilme mekanizmasını teşhis etmektir.
Varolanı izah etmek doğrudan gerçekle ilgilenmektir. Gerçek olanı anlamanın metodu üretildiğinde gerçekleşebilir olanın tekniği keşfedilmiş olur. Beşinci işlem sıfır ile bir arasındaki alanı yeni bir matematik alan olarak tanzim etmekle, varoluş tekniğini üretmekte veya bu tekniği izah etmektedir.
Neticesi muayyen ve sabit olan denklemin zor olan tarafı çözümü değil, denklemin kurulabilmesidir. Kurulmuş olan her denklem aynı zamanda çözülmüş olan bir varoluş sürecidir. Bu denklemin kendisi zaten çözümdür.
Kurulan her denklem, kurulması düşünülen diğer denklemin parçasıdır aynı zamanda. Tüm denklemler kurulabildiğinde kâinat matematik olarak çözümlenmiş ve ifade edilmiş olur. Yeryüzünde ve insanlık tarihindeki tüm arayışların yekûn ifadesi budur. Tüm bilimler ayrı ayrı kendi alanlarında bu denklemi üretmeye çalışmaktadır. Fakat ne hazindir ki, “büyük denklem” hala tefekkür ve tahayyül edilememektedir.
*
Beşinci işlemin elma ile armudu toplayabileceği veya bunları birbirinden çıkarabileceği anlaşılmalıdır. Bu imkân matematiğin fizik dünyaya en çok yaklaştığı alanın sistematize edilebileceğini gösterir. Bu alan sistematize edilebildiğinde matematik işlemlerin sosyal ve siyasal alanlarda doğru netice vermemesinin önündeki engel büyük oranda kalkacak ve matematik alan genişleyecektir.
Sosyal ve siyasal alanlarda bir ile birin toplamının her zaman (hatta hiçbir zaman) iki etmediği ve hatta bazen yarım ettiği malumdur. Matematiğin sosyal ve siyasal alanlarda doğrulanamadığı anlamına gelen bu durum, ya matematiğin yanlışlığını ya da sınırlılığını göstermektedir.
Bir konunun matematik olarak ifade edilebilmesi o konudaki tartışmaları büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Matematiğin mümkün olduğunca alanının genişletilmesi ve tüm hayata yayılması lüzumunun en açık gerekçesi budur.
Dünyanın “sosyal bilimler matematiğine” olan ihtiyacı açıktır. Gerçekten en şiddetli tartışmaların sosyal ve siyasal alanlarda meydana geldiği ve doğrusu bu alanlardaki tartışmaların da neticelenmediği müşahede ediliyor. Sosyal bilimlerdeki en kısa süren tartışmaların dahi müspet bilimlerde en az süren tartışmadan mukayesesiz şekilde daha uzun sürdüğü vakadır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi sosyal bilimlerde matematiğin uygulanamamasındandır.
Sosyal bilimlerde matematik ilânihaye uygulanamayabilir. Ya da sosyal bilimlerde uygulanabilecek olan matematik sistem veya alan geliştirilemeyebilir. Fakat bu hedefe dönük yeterince çalışma yapıldığına kanaat getirmek gerekmez mi? Gerçekten bu hedefe dönük yeterince çalışma yapılmış mıdır?
*
Mevcut matematikteki sayı sistemi, pozitif ve negatif istikamette sonsuza kadar gider. Oysaki fizik biliminin ulaştığı nokta kâinatta düz bir hareketin olamayacağı, her hareketin çekim merkezlerinin etkisiyle dairevi hale geleceğidir. Bu anlamda mesela kâinatın dışına çıkmak imkânı yoktur çünkü her hareket dairevi nitelik taşıdığı için kâinatın içinde kalmaktadır.
Her hareketin bir daire çizerek başladığı noktaya geleceğinden bahsetmek yanlış olmayacaktır. Kâinatın bu niteliği ile kompoze bir matematik anlayışın geliştirilmesi gereklidir.
Hareket sonsuza gitmediğine göre sayıların da sonsuza gitmeyeceği/gitmediği açıktır. Matematiğin tecrit özelliği, onu varlıktan tamamen uzaklaştırarak anlamsız bir hale getirmemelidir. Matematiğin tecrit özelliğini mübalağalı bir şekilde kullanarak varlıktan tamamen uzaklaştırmak matematiğin iflasını tescil eder.
Nasıl ki fizikteki hareketin başı sonu bellidir ve kâinatın içindedir, buna uygun olarak bir sayı sisteminin matematikte de geliştirilmesi şarttır. Hareketin başının sonunun belli olmasındaki parantez, sayıların başını sonunu da bir parantez içine almak lüzumunu ortaya çıkarır. Sonlu olduğu anlaşılan kâinatta, sonsuz tasavvurlara yönelmek ancak “tanımsız” işlem ve ifadeleri ortaya çıkarır. Matematik kavrayış, varlığın olduğu gibi kavranamadığı noktada geliştirilen bir maniveladır ki, tanımsız ve sonsuz mefhumlarına tahammül edememelidir. Tanımsız ve sonsuzun olmaması aynı zamanda sıfırın da olmadığı bir matematik dünyayı ilzam eder.
Matematikte sayıların, sıfırın olmadığı bir sistemde sıfır ile bir arasında bulunmasının fizik açıklaması da bu günkü bilim dünyasında üretilmiştir. Sıfır ile bir parantezindeki sayılar sisteminde oluşturulacak matematik sistem, doğru bir sistemdir.
Sıfır ile bir parantezindeki matematiğin, günlük hayatta kullanılıp kullanılamaması ve hatta kullanılması lüzumu ayrı bir tartışma konusudur. Bu matematik sistem, günlük hayattaki ihtiyaçları karşılamaktan ziyade, kâinatı anlamakta kullanılacak olan teorik altyapıdır.
Her şeyin teorisini aramaya ve kurmaya dönük insan tecessüsünün, kurulacak olan matematik sistemin her şartta doğrulanması gerektiğine yönelik inancı, farklı bir matematik sistemin kurulmasına karşı çıkabilir. Fakat unutulmamalıdır ki, mevcut matematik fizik dünya ile çok zaman paralellik arz etmez ve fizik dünyada doğrulanmaz. Mesela üçgenlerin iç açıları toplamı matematikte (geometride) her zaman 180 derece olmasına rağmen fizik dünyada böyle değildir. Fizik dünyada iç açıları toplamı 270 derece olan üçgenlerin bulunduğu vakidir. Hatta iç açıları toplamı 360 dereceden fazla olabilen üçgenlerde bulunmaktadır. Geometrinin temel kurallarından olan, dörtgenlerin iç açıları toplamı üçgenlerin iç açıları toplamından fazladır kuralı fizik olarak doğrulanamamaktadır. İç açıları toplamı dörtgene eşit olabilen üçgenlerin varlığı karşısında geometriyi baştan sona (ya da ilgili konuyu) değiştirmemiz gerekmiyorsa eğer, (belki de değiştirmemiz gerek) kâinatı anlama imkânını oluşturacak yeni bir matematik sistemin kurulması da mümkün olmalıdır.
*
Sonsuz meselesini hayattan ve anlayıştan çıkarmak çabasında değiliz. Tabii ki sonsuz hayata doğru akıyoruz ama bu dünya sonsuz değil, bu kainat sonsuz değil. Sonlu olan kainatta, matematik ve fizik bilimlerinin sonsuzluk ihtiva etmesi büyük bir paradokstur. Sonsuzluk bahsi başka ilimlerin mevzuudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir