İlahî- Bahtî (Sultan 1. Ahmed)

İlâhî

Dil hânesi pür-nûr olur
Envâr-ı zikrullah ile
İklîm-i ten ma'mûr olur
Mi'mâr-ı zikrullah ile

Her müşkil iş âsân olur
Derd-i dile dermân olur
Cânun içinde cân olur
Esrâr-ı zikrullah ile

Gamgîn gönüller şâd olur
Dembesteler âzâd olur
Gümgeşteler irşâd olur
Âsâr-ı zikrullah ile

Zikreyle Hakk'ı her nefes
Allah bes bâkî heves
Bes gayrıdan ümmîdi kes
Tekrâr-ı zikrullah ile

Gör ehl-i hâlün fırkasın
Çâk etdi ceyb-i hırkasın
Devreyle zikrün halkasın
Pergâr-ı zikrullah ile

Terk et cihân ârâyişin
Nefsün gider âlâyişin
Bu cân ü dil âsâyişin
Efkâr-ı zikrullah ile

Bahtî sana ikrâr eder
Tevhîdini tekrâr eder
İhlâsını iş'âr eder
Eş'âr-ı zikrullah ile

Bahtî (Sultan 1. Ahmed)

Meraklısına Notlar:

III. Mehmed'in oğlu I. Ahmed, 28 Nisan 1590 tarihinde Manisa'da dünyaya gelmiştir. Sultan Ahmed, babasının vefâtı üzerine 22 Aralık 1603 tarihinde tahta çıkmıştır. Sultan Ahmed, tahta çok genç yaşta çıktığı için iyi bir eğitim görme fırsatı bulamamıştı. Ancak okumaya çok meraklı olduğu için Harem-i Hümâyun'da bir kütüphane yaptırdı.
I. Ahmed, âbid, zâhid ve sanatkâr bir şahsiyet idi. Devrin mânâ erenlerinden Aziz Mahmud Hüdâyî'nin feyizlerinden istifade eden I. Ahmed, 'Bahtî' mahlâsıyla şiirler de yazmıştır. I. Ahmed'in, Bahtî mahlâsını almasıyla ilgili olarak Hasodalı Yusuf Ağa tarafından şu hâtıra nakledilmiştir: "Sultan Ahmed abdest alırken suyunu ben dökerdim. Kışın en şiddetli günlerinde bile soğuk su isteyen padişah, bir gün: "Ayaklarım hamal ayağı gibi" dedi. Bunun üzerine: "Padişahım, meşhur meseldir, ayağı büyük olanın bahtı açık olurmuş…" diye karşılık verince, padişah: "Belî, bilürüm, Bahtî mahlâsını ol sebepten aldım, dedi." (Kayaalp 1999: 88)

Bahtî'nin şiirlerinde dinî konular ön plândadır. Özellikle onun "Kadem-i Şerîf" hakkında yazdığı şiirin hikâyesi dikkat çekicidir. Rivayete göre Sultan Ahmed, Hz. Peygamber'in mübarek ayak izi bulunan taşı Kayıtbay Türbesi'nden İstanbul'a getirtmiş ve önce Eyüp Camii'ne koydurtmuş, Sultan Ahmed Camii bitince de buraya naklettirmiştir. Bu sırada, rüyasında Peygamber Efendimiz'in divanında yargılandığını görür. Memlûk sultanlarından Kayıtbay, kendisini Peygamber Efendimiz'e şikâyet etmede ve "Kadem-i Şerif" resmini geri istemektedir. Peygamber Efendimiz de bunun alındığı yere verilmesi gerektiğine hüküm verirler.

Rüyasını Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin de bulunduğu bir ulemâ topluluğuna anlatan I. Ahmed, buradakilerin de tabiri neticesinde, "emanetin geri gönderilmesi"ne karar vermiştir. Ancak padişah, Peygamber Efendimiz'e olan saygısından dolayı, "Peygamberimiz'in mübarek kademi" şeklinde bir sorguç yaptırmış ve bunu cuma ve bayram günlerinde hilâfet sarığına takmıştır. Bahtî, bir tahta üzerinde nakşedilen Kadem-i Şerif'in kenarına şu meşhur kıt'ayı yazmıştır:

"N'ola tâcum gibi başumda götürsem dâim
Kadem-i nakşını ol hazret-i şâh-ı rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidür
Ahmedâ turma yüzün sür kademine o gülün"

Ava ve silâh kullanmaya meraklı olan I. Ahmed, okçuluk talimine ve cirite de ilgi göstermiştir. Şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyî'ye bağlılığı neticesinde özellikle Hüdâyî'nin şiirlerinin tesirinde, 'ilâhî' tarzında güzel örnekler vermiş olan Bahtî, şeyhinin bazı şiirlerine nazireler de yazmıştır. Rivayete göre, padişah Aziz Mahmud Hüdâyî'ye "pederim" şeklinde hitap edermiş. Kaynaklarda, I. Ahmed ile Hüdâyî arasındaki samimi ilişkiyi gösteren pek çok anekdot yer almaktadır. Bunlardan biri şöyledir: "Sultan Ahmed, henüz on beş yaşında iken, bir gün şeyh efendi sarayda abdest alıyormuş. Sultan Ahmed, bizzat gelip şeyhin eline su dökmüş ve annesine de havlu tutturmuştu. Bu sırada Sultan Ahmed, şeyhine: 'Efendim, bir keramet gösterir misiniz?' der. Hüdâyî de: 'Şevketlü, abdest alırken padişah suyu döker ve Vâlide Sultan da havlu tutarsa, size bundan büyük keramet gösterilebilir mi?' diye karşılık vermiş."

İstanbul'un önemli selâtin camilerinden biri olan Sultanahmet Camii'ni yaptıran I. Ahmed, 31 Aralık 1609 tarihindeki temel kazısında, eline kürek alarak bizzat çalışmıştır. Sultanahmet Camii, 1617 yılında tamamlanmıştır.

I. Ahmed, çok merhametli ve feraset sahibi bir padişah idi. Özellikle kardeş katli gibi halkta nefret uyandıran bir geleneği kaldırması ve "hanedanın en büyük mensubunun tahta geçmesi" kuralını getirmesi, önemli icraatlarındandır.

Hattatlıkla da iştigal eden Bahtî, bir Divânçe sahibidir. Bahtî, şiirlerinde sâde ve bir dil kullanmıştır. Divânçe'nin tek nüshası Millet Kütüphanesi'nde (Ali Emiri Efendi, manzum nr. 53) bulunmaktadır. Bu eser üzerinde bir inceleme yapan Dr. İsa Kayaalp; Divânçe'de, "beş münâcât, üç na't, ramazan hakkında dört manzume, Ebû Eyyûbe'l-Ensârî ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hakkında birer methiye, babası III. Mehmed hakkında bir mersiye, on bir tarihî gazel, bir terci-i bend, on yedi gazel, Şeyhü'l-İslâm Yahyâ Efendi'nin bir gazelini tahmis, dört tarih, otuz altı murabba, üç şarkı ve dört beyit" tespit etmiştir.

Bahtî'nin bazı şiirleri bestelenmiştir. Daha ziyade dinî ve tarihî muhtevalı şiirler yazmış olan Bahtî'nin; dil ve üslûp bakımından tekke şairlerinin tesirinde kaldığı söylenebilir. Onun şiirlerinde Allah'a iman, peygamber sevgisi, ramazan ve bayram övgüsü önemli bir yer tutmaktadır. Ebû Eyyübe'l-Ensârî ve Mevlânâ gibi din büyüklerini de metheden Bahtî; özellikle gazellerinde aşk, rintlik, bahar gibi türün genel özelliklerine uygun konulara yer vermiştir. Bahtî, otuz altı rubâî yazarak bu nazım şekline önem verdiğini de ortaya koymuştur. O, hacim olarak küçük sayılabilecek eserinde, kaside, gazel, ilâhî, terci-i bent, tahmîs, şarkı, müfred vb çeşitli nazım şekillerine yer vermiştir. Divânçe'de bulunan ilâhî ve şarkı türleri, Bahtî'nin Halk ve Tekke edebiyatına ilgisini de ortaya koymaktadır.

Ne gariptir ki Osmanlı Hânedanı'nın on dördüncü padişahı olan I. Ahmed, tahta on dört yaşında çıkmış ve tam on dört yıl saltanat sürmüştür.

I. Ahmed, 22 Kasım 1617 tarihinde, henüz yirmi sekiz yaşında iken vefât etmiştir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir