İLİM TELAKKİMİZ VE TETKİK İLİMLERİ

İLİM TELAKKİMİZ VE TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Tetkik ilimleri ilim telakkimizin omurgasını oluşturur. Tetkik ilimleri İlim mecralarının dikey tasnifinde ortada yerini alır. Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinin altyapısı görevini görür. Tetkik ilimleri tarafından elde edilen bilgiye, İslam’ın mührünü terkip ilimleri vurur. Tetkik ilimlerinin hem terkip ilimleri ile hem de tatbik ilimleri ile irtibatı vardır. Aynı zamanda tatbik ilimlerinde uygulamaya yönelik bilgi üreten keşif ve bilgi üretim merkezidir.
Tetkik ilimleri konusunu bir misal üzerinden anlatacak olursak, tespih tanelerini tetkik ilimleri sahası olarak düşünebiliriz. Tespih tanelerini üretilen bilgi olarak tasavvur ettiğimizde, bu dağınık haldeki bilginin bir mihraka yani imameye bağlayarak dağılmasını engellemeyi de, terkip ilimleri olarak düşünebiliriz. Terkip olmuş, kullanılır hale gelmiş bilgi(tespih) tatbik ilimler sahasında hayata geçirilecek duruma getirilir.

Tetkik ilimleri, dikey tasnifteki tüm bilgi mimarisini, bilgiyi yatay alanda dağıtmadan tespih misalinde anlatıldığı üzere imameye, yani önce terkip ilimlerine oradan da Mutlak ilme nispet ederek, müteal olana yani tevhide bağlar.
Tetkik ilimleri bir merkeze bağlanmadığı zaman, bilginin yatay alanda sürekli genişlemesi kaçınılmaz olacak, dikey tasnif ile terkip edilemediği için hakim olamayacağımız bir yöne doğru insanı sürükleyip götürecektir. Terkip istikameti, tek olan hakikate yönelir, bilginin terkibinden bahsetmediğimiz her ihtimalde, tek olan hakikatin karşısındaki batılın kesretinde yolu kaybetmek mukadder hale gelir. Bu durumda, insanı ve hayatı, batılın sayısız sahillerinden birine çıkarır ki, orası kurtuluşun coğrafyası değil, bataklıktır. Bilginin nihayetini bulmak zordur, bu sebeple insan ve hayatın dağılmaması, savrulmaması için terkip ilimlerinin zaruri olduğu açıktır. İlim telakkimizin terkip ilimleri sahası, ilim mecralarının daha kapsayıcı bir şekilde öğrenime sunulması açısından da önem arz eder. Günümüzde bir konu üzerine araştırma veya okuma faaliyeti gerçekleştirmek istediğimizde, o konu ile ilgili çok fazla miktarda bilgi üretimi olmasına rağmen ,tetkik ilimleri alanında gerçekleşen bilgi, terkip edilmediği için insan ve hayat dağılıyor çünkü; bilginin vahdet mimarisi yok.
Dört ilim mecrasının terkip ilimlerini kendinde cem eden tefsir ilmidir. Tefsir ilmi ise Kur’an ilimleri mecrasının terkip ilmidir. Diğer üç mecrada tefsir ilimlerinin, beşeri ilimler, müspet ilimler ve tevhid ilimleri mecralarının kendi sahasındaki açılımı olarak değerlendirilir, fikir teknesi külliyatında. Buradan yola çıkarak ilim mecralarındaki tetkik ilimlerini, “Oku, seni yaratan rabbinin ismiyle oku” ayet-i kerimesi doğrultusunda anlamaya gayret ediyoruz. Ayet-i kerime, ehlince şöyle tefsir edilir; “Oku! Her şeyi oku. Allah’ın kitabını oku! Kainat kitabını oku!”… Evet, okunacak şeyler sadece kitap olarak anlaşılmamıştır veya kitap, okunması yani anlaşılması mümkün olan her şey demektir. Bu manada, okumak, öncelikle Kur’an-ı Kerim okumaktır, zira o, kerim olan kitaptır ve okunmaya en layık olandır. Zaten o okunmadan hiçbir şey okunamaz, o okunmadan başka bir şey okumak, muhakkak ki yanlış okumaktır, yanlış anlamaktır. Bu sebeple “ilim”, öncelikle ve münhasıran “Mutlak İlim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir, sonra ondan süzülen, onda keşfedilen mana ve hikmet yekunudur.
İmam-ı Gazali Hz.leri sadece salt akılla yapılan okuma (tetkik ve tahkik) için şu hikmetli teşhisi yapmıştır; “Akıl, karanlık bir odada iğne aramaya benzer, vahiy ise karanlık odadaki iğnenin yerini gösterir.” İmam Gazali Hazretlerinin sözlerinden de anlaşılacağı gibi, müspet ilimler mecrasında varlığı tetkik etmek, hikmeti aramak (okumak), beşeri ilimler mecrasında beşeriyeti tetkik etmek, okumak, tevhid ilimleri sahasında hakikati ve onun insandaki tecellisini tetkik etmek (okumak) ancak vahyin rehberliğinde yapılabilir, yani sıhhatli tefekkür faaliyeti ve doğru istikamet budur.
Varlığın müşahede edildiği iki pencere vardır; enfüs ve afak… Kalb ve ruh dünyamıza dönük deruni müşahede ve mücahede ile afaka dönük akıl ve tefekkür cehdi… Deruni cihetimizdeki mücahede ve müşahede yoksa, kainatı tahkik ve idrak edecek akl-ı selim inşa edilemeyeceği için, kuru akla, bugünün dünyasında batının pozitif aklına mahkum olmak kaçınılmazdır. Batı aklıyla okunan her varlık ve vakıa, batının bilim telakkisine mahkumdur. Kendi aklımızı, yani akl-ı selimimizi inşa etmeden; bilgi, varlık, insan temel bahislerini tetkik etmek, muhakkak ki İslam’ın temel telakkilerinden uzaklaşmakla neticelenir. “Ne” okuduğumuz kadar “ne ile” okuduğumuz da mühimdir, Kur’an-ı Kerimi pozitif akılla (batı aklıyla) okumak, tabii ki oryantalist bir okumadır ve oradan elde edilecek neticeler, mecburen İslam’ın bilgi telakkisine muhalif olur. İlim ve fikir adamlarımızın ilk yapması gereken, İslam’ın talep ve teklif ettiği akl-ı selimi inşa etmektir, onu kuşanmadan yapılacak tüm nazari faaliyet teşebbüsleri, bizi İslam’a yaklaştırmak yerine uzaklaştırmaktadır.
İslam’ın bilgi ve ilim telakkisi, insan telakkisinin mütemmimidir. İnsan telakkimizin ilim telakkimiz ile ilgili ciheti, idrak merkezlerimizdir. Kendi aklımız ve kendi tefekkür tarzımız yoksa, ne insan telakkimiz ne de bilgi telakkimiz vardır. Aklımız akl-ı selim haline getirip İslam’ı idrak istidadına kavuşturmak, nefsimizi terbiye ederek ruhumuzun yolunu açmak, böylece rahmani tecellilere açık ve şeytani vesveselere kapalı bir kalp ve zihin evreni inşa etmek ihtiyacı içindeyiz. Bunu yaptığımızda ruhumuzun ve kalbimizin mükaşefe ve müşahedelerini, akl-ı selimimizin tasarrufu altındaki zeka ve tefekkür ile idrak etmeyi mümkün hale getirmiş oluruz.
Salt akıl ile oluşan tetkik ilimlerinde, varlığın, beşeriyetin ve hadiselerin okunuşu (tetkik ilimleri) determinizme düşmekten kurtulamaz. Katı bir sebep-sonuç mekaniğine savrulmak kaçınılmaz hale gelir. Halbuki akl-ı selim ,varlığın tetkikinde, eşya üzerinde “yaratıcı mülkiyeti” esas alır ve nihayetinde her şeyi Allah Azze ve Celle ile izah eder. Batı, kendi havzasında Rönesans sonrası 17.yy.da; “Newton’la başlayan bilimsel devrimin, Tanrı merkezli doğa anlayışından, kendini düzenleyen bir doğa anlayışına geçmiş, fiziksel evren determine edilmiş, insanın yasalarını keşfetmek zorunda olduğu bir varlık toplamı şeklinde görmüş,böylece pozitivist anlayışın temel paradigması olan, sadece olgusal alanda bilim yapılabileceği anlayışını geliştirmiştir”. Batı’nın düşmüş olduğu en büyük hatalardan biri de insan ve toplum bilimini de olgusal alan verileri ile sınırlı tutmasıdır.
Allah Azze ve Celle, kulunu eşya ve hadiseleri teshir etmesi için yaratmıştır. Bu teshir varlıkta eşyanın mizanını bozmadan tetkik ve tatbik edilir. Terkip ilimleri, teshir ve imar mesuliyetini yerine getirmek için, tetkik ilimlerini cem ve tertip eder, böylece merkezi manayı tetkik ilimlerinin muhtevasına zerk eder. Tatbik, tetkik ve terkip ilimleri, Tevhidin nizami tecellisinde müşahede ettiği mana mimarisini; keşif, tertip ve tatbik etmekle mükelleftir.
İslam varlık telakkimizde insan, Mutlak Varlık olan Allah Azze ve Celle ile tevhid istikametin kurabildiği münasebet derecesinde merkeze yerleşir. O merkez; tevhid yoluyla Allah Azze ve Celle’ye ulaşması nispetinde yeryüzündeki hilafet vazife ve mesuliyetidir. Merkez haline gelebildiği nispette varlıktan mesuldür, eşya ve hadiseler emrine verilmiştir, onlar üzerinde tasarrufta bulunabilir.
Neticede tetkik ilimlerini, dört ilim mecrasındaki mevzuları keşif, tetkik ve idrak ederek; tatbik ilimleriyle hayata tasarruf etmenin imkanlarını oluşturmak, terkip ilimlerinin malzemesini oluşturarak bilgiyi asli mihrakına bağlamak şeklinde tarif edebiliriz.
A.BÜLENT CİVAN
bcivan61@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir