İLİMLERİN TASNİFİ-10-HAKİKAT İLMİ

İLİMLERİN TASNİFİ-10-HAKİKAT İLMİ
Hakikat ilmi, diğer terkip ilimlerinden farklı olarak, hem terkip, hem tetkik hem de tatbik ilmini ihtiva eden tek ilimdir. Mevzuu “tevhid” olduğu için, kendi içinde tasnifini yapmak kabil değil, çünkü taksimi imkansız. Taksim edilemeyen tasnif edilemez.
Hakikat ilmi, tek ilim olarak, kendi sahasında terkip, tetkik ve tatbik vazifesini cem eder. Taksimi yapılamadığı için tasnifi, tahlili yapılamadığı için de akılla idraki kabil olmayan bu ilim, en mühimi olmasına mukabil, aklın üstündedir. Aklı aşamayanlar bu ilmin bahçesine giremez, oradaki meyveden tadamazlar.
Taksimi yapılamadığı için tahlili, tasnifi yapılamadığı için terkibi yapılamayan fakat kendine ait “bütünlüğü” ve “usulü” olan bir ilimdir. Tam olarak hakikate uygun değil mi? Taksim ve tasnif, tahlil ve terkibi yapılamadığı için aklın üstünde ve ötesindedir.
Hakikat ilminin mevzuu tevhid olduğu için, taksim ve tasnif, tahlil ve terkip usulleri değil, tecrit ve tenzih usulleri kullanılır. Diğer tüm ilimlerle terkibin müntehasına ulaşılır, terkip faaliyeti bittiğinde, yani terkibin imkan alanı tükendiğinde, tevhid istikametinde hangi usulle devam edilir? Tecrit… Tecrit güzergahı bittiğinde, tenzih…
Akıl, terkip güzergahının müntehasında ya teslim olur veya çıldırır. Terkip güzergahının müntehasına ulaşabilen akıl da, “akl-ı selimdir”. Vasıfsız akıl, asla terkip güzergahının müntehasına ulaşamaz. Aklın alanının üst sınırı, terkip ufkudur, alt sınırı ise tahlil ufku… Bu cihetle, terkibin müntehası, aklın alanının bittiği huduttur.
Akıl, terkip güzergahının müntehasından sonra da bir müddet tecrit güzergahında yol almak ister. Bunun sebebi, terkip faaliyetinin zirvesine doğru yol alındıkça, tecrit usulünün kullanılması lüzumudur ve akıl bu tecrübe ile tecrit güzergahında mesafe katedebileceği vehmine kapılabilir. Bu noktaya dikkat etmek gerekir zira çok tehlikeli bir geçittir.
*
Ruhiyat ilminde ihtisas yapmış olan akl-ı selim, tecrit ve tenzih temrinlerini sıkça yapar. Ruhiyat ilmi, hakikat ilminin tetkik ve tatbik ilmi gibidir. Ruhiyat ilmi, “insan ilminin” ferdi şubesidir ve hakikat ilminin olmayan taksim ve tasnifi içinde yer almaz fakat hakikatin kapısı insandaki kalp ve ruhtur. Bu sebeple ruhiyat ilmi, insanı, hakikat ilminin eşiğine getirir ve orada bırakır. Kainatın hiçbir koordinatında hakikate açılan bir koridor bulunmaz. Kainat, hakikati taşımaz. Maddi varlık, hakikatin gölgesini taşıyacak kuvvete bile sahip değildir. Bu sebeple hakikate açılan koridorun dar geçidi insanda, kalptedir.
Akla mevzuu olan tevhid değil vahdettir. Çünkü vahdet, terkip ve tahlil edilebilir. Aklın anlaması, temel iki usul olan terkip ve tahlil yoluyladır. Parçalayamadığını ihata edemez, terkip edemediğine nüfuz edemez. Bu sebepledir ki tevhid, aklın konusu değildir. Akıl, tevhidin lüzumunu bilmek ve anlamak mesuliyetindedir. Bu da küçük bir mesuliyet değil zira akıl tevhide ihtiyaç hissetmezse, sahibini tevhide sevketmediği gibi bir ömür boyu kesrette meşgul eder. Tevhid, vahdet gibi tahlil ve terkip edilemez. Tahlil ve terkip edilemeyen, aklın mevzuu olamaz.
Tevhid, “bir” değil “tek”tir. Bir olan vahdettir. Tek olan, tahlil ve terkip edilemez. Terkibin zirvesine (yani vahdete) ulaşıldıktan sonra ancak o yola girilebilir ki, o yol, tecrit ve tenzih yoludur. Bu güzergahtaki tecrit ve tenzihte idrak yok, müşahede vardır. İdrak olmadığı için de akla ihtiyaç yoktur.
*
Tevhid, ruhun meşgul olacağı bir bahistir. Çünkü ruh, “alem-i ervah”ta, Allah ile mükalemede bulunmuş, yani hakikati “has mülkünde” tutan Allah ile muhatap olmuştur. Akıl kesret alemi içindir, yani dünyaya aittir. Akıl, Allah’ın beyanına, Resullerinin ve Nebilerinin vasıtasıyla, onların getirdiği kitaplarla muhatap olmuştur. Bu sebeple akıl, Risalete kadar ulaşabilir, Allah’a ulaşamaz. Tevhid güzergahı, ancak ve ancak ruhun mesafe alacağı bir istikamettir çünkü ruh, Allah’a vasıtasız muhatap olmuştur.
Ruhiyat ilmi, ruhla ilgili aklın anlayabileceği tüm bilgi ve manaları tanzim eder fakat hakikat ilminin eşiğinde bırakır. Ondan sonrası ruha aittir.
Akıl, hakikat ilminin eşiğine geldiğinde kendini ruha teslim eder. Ruh, insanın iç alemindeki her şeyin kaynağı olduğu için akıl kendini, kaynağına teslim eder. Hakikat (tevhid, tasavvuf) ilminde aklın teslim olması, kendini askıya alması, “akla olmaz” hikmetine riayet etmesi, aklın iptali, imhası değil, aklın kaynağına teslim olmasıdır.
Ruh idrakin kaynağıdır ama idrak etmez. Ruh, idrak merkezlerini inşa eder ve onlar vasıtasıyla idrak eder. Ruh, idrakten daha yüksekte ve daha kıymetli bir iş yapar, müşahede eder. Bu sebeple idrak, diğer ilimlere aittir ve dünya ile mahduttur. İnsan hakikat ilmine ulaştığında ve inisiyatif ruha geçtiğinde, idrak biter ve müşahede başlar. Bu sebeple “hakikat ilmi”, idrak ilmi (yani akıl ilmi) değil, müşahede ilmidir. Müşahede ilmi yani bir çeşit tecrübî ilim… Tecrübî ilim ama aklın tecrübelerinden değil, ruhun tecrübelerinden ibaret bir ilim…
*
Tüm ilimlerin müntehası hakikat ilmidir. Tüm ilimler hakikat ilminin stajıdır. Çünkü insanın nihai maksadı tevhiddir, tevhidi mevzuu edinen ise hakikat ilmidir.
Hakikat ilmi, tüm ilimleri kendi şemsiyesi altında toplar ve cem eder. Hakikat ilmi, terkip ilimlerini terkip eden ilimdir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir