İLİMLERİN TASNİFİ-8-KUR’AN İLİMLERİ

KUR’AN İLİMLERİ
Kur’an-ı Kerim, Allah’ın beyanı olmak cihetiyle, O’nun sonsuz ilmindendir. Sonsuz ilmine açılan kapıdır. “Mahluk” olmadığı için, “mana haznesine” sınır tayin etmek kabil değildir. Kur’an-ı Kerim’in metnini, lügatteki manalardan ibaret kabul etmek, O’na (o kitaba) “mahluk” muamelesi yapmaktır. Lafzi manasının sınırlı gibi görünmesi, dil ve lisan vasıtalarının mahdut olmasındandır. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın yeryüzüne (insanlığa) gönderdiği, doğrudan kendine ait tek kıymettir. Onun dışındaki tüm varlıklar, yaratma iradesinin eseridir ve hakikatin derece derece yeryüzüne inmiş halidir.
Kur’an-ı Kerim’in bizzat O’na ait olması, kainattaki hiçbir varlık ile mukayese kabul etmez. Bizzat O’nun ilminden olması, hiçbir kitap ve bilgi ile mukayese edilmez. Bizzat O’na ait olması, kainattaki hiçbir kıymet ile mukayese kabul etmez.
Vahdetin nihai gerçekleşme mevkii Hz. Risaletpenah (SAV) efendimizdir. Hakikati ferdiyye hikmeti, vahdetin müntehasının Efendimizde gerçekleştiğini ifade eder. Vahdetin müntehasından sonra tevhidin bidayeti başlar. Tevhidin ilk gerçekleşme mevkii, Kur’an-ı Kerim’dir. Tüm kainat “hakikati ferdiyye” hikmetiyle Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizde gerçekleşir ve ondan sonra tevhid merhalesi başlar. Kur’an-ı Kerim, tevhidin yeryüzündeki tecellidir. Kainat, tevhidin tecellisine asla dayanamaz. Bu sebeple Allah, mahlukatın sonsuz kere sonsuz ötesindedir. Mahlukatın mevcudiyetini muhafaza ve temadi ettirmesinin ön şartı budur. Ve kainattaki varlık yekununun içinde, Allah’a ulaşma istidat ve imkanı verilen tek varlık, insandır. Bu cihetle insan, Allah ile kainat arasındaki “hilafet” bağıdır.
*
Kur’an ilimleri, Allah’ın sonsuz ilminin şifreleridir. Kainat, Allah’ın sonsuz ilminin muhtemelen bir damlasının tecellisinden meydana gelmiştir. Kur’an-ı Kerim, bizzat O’nun beyanı olmak cihetinden, kainattaki sınırsız sayıda ve çeşitteki varlığın muhtevasındaki mahfuz olan bilgi ve ilim yekunundan, misilsiz ve mukayesesiz şekilde daha hacimlidir. Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in ne yazdığı ile ilgileniyorlar. Bu alaka doğru ama öncelikle Kur’an-ı Kerim’in ne olduğunu bilmeliler. Ne olduğunu bilmediklerinde nasıl okuyacaklarını da bilmez, mana haznesine de ulaşamazlar. Kur’an-ı Kerim’in mana haznesi, yeni bir kainat inşa etmeye kafi ilim ihtiva eder. Yani mevcut kainatın malzemesini kullanarak bunu yeniden inşa edecek çapta bir mana haznesinden bahsediyoruz. Yoktan yaratmak gibi bir şey anlaşılmasın, o, Allah’a mahsus.
Müslümanlar ve insanlar, Kur’an-ı Kerim’in ihtiva ettiği mana yekununun ne kadarına nüfuz ederler, bilinmez. Kıyamete kadar kaçta kaçına nüfuz edilebilir o da meçhul. Malum olan, o kitabın mana haznesine kafi derecede (yani günümüzde ihtiyaç duyulacak kadar) nüfuz edildiğinde mevcut imkanların (mesela teknolojinin) milyonlarca katı imkana ulaşılacağıdır.
*
Lafız yani kelime, mananın suretlerinden biridir. Fakat lafız, mananın “beyan sureti”dir. Beyan sureti ile tatbik sureti farklıdır. Kainatta değiştirilmesi asla kabil olmayan tek suret, Kur’an-ı Kerim’in “beyan sureti”dir. Çünkü her harfine ve noktasına kadar bu suret, bizatihi beyanın sahibine aittir. Kur’an-ı Kerim, beyan sureti de “sabit” halde insanlığa gönderilmiştir. Fakat Kur’an-ı Kerim’deki manaların tatbik suretleri bahsi ayrıca tetkik edilmelidir.
Kur’an-ı Kerim, beyan buyurduğu manaların bir kısmının tatbik suretini de “sabit” olarak bizzat kendisi inşa etmiştir. Bakiye manaların tatbik suretini ise Vahyin ilk sahibi, Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimiz inşa etmiştir. Efendimizin (SAV) inşa ettiği suretlerin bir kısmı “sabit” bir kısmı ise “muhayyer”dir. Dinin özü ile ilgili hususlardaki Risalet inşası, sabittir. Mesela Kur’an-ı Kerim’in emrettiği (farz kıldığı) hususlar ile nehyettiği (haram kıldığı) konular, dinin özüdür. Emir ve nehiyle İslam’ın özüdür ve hem mana hem de suret olarak sabitlenmiştir. Dinin özünün özü ise ibadettir ki, şekli tespit edilen ibadetler sübut bulmuştur. İslam, tüm hayatı ibadet (kulluk) olarak tarif eder ve her fiilin ibadet olarak gerçekleştirilmesini teklif ve tavsiye eder. Bu manada ibadetlerin de suretlerinin sürekli yeniden inşası gerekir. Fakat İslam’ın mana ve şekil olarak tespit ettikleri üzerinde bir noktalık değişiklik yapılmaksızın…
Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizin inşa ettiği suretlerin bir hususiyeti var. O, Kur’an-ı Kerim’deki manaların suretini o kadar mütekamil şekilde inşa etmiştir ki, insanlar için o suretler, suret değil manadır. Yani Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye, Kur’an-ı Kerim’deki manaların suretidir ama insanlar için mana makamındadır.
Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizin inşa ettiği suretlerin bir kısmı, hem suret olarak hem de şekil olarak sabit, bir kısmı ise suret olarak sabit ama şekil olarak sabit değildir. O’nun inşa ettiği suret de “mana” makamında olduğu için, onun suretinin (yani şeklinin) inşa edilmesi gerekir. Bir misal üzerinde konuya bakalım. Kur’an-ı Kerim’de “mana” olarak canın muhafazası yani nefsi müdafaa yani meşru müdafaa gerekir. Meşru müdafaası için Hz. Resulü Ekrem (SAV) Efendimizin inşa ettiği “suret”, silah taşımaktır. Silah taşımak, sünnettir. Kur’an-ı Kerim’deki o mana ile Sünneti Seniyye’deki bu suret “sabit”tir fakat şekil sabit değildir. Çünkü o Sünnet (suret), o zaman, kılıç “şekliyle” tatbik edilmiştir. Bu gün, tabanca taşımak, sureti (sünneti) muhafaza ve tatbik etmektir. Bu gün, kılıçla meşru müdafaa yapma imkanı olmadığı kabul edilirse, kılıç taşımak sünneti tatbik etmek sayılır mı?
*
Kur’an-ı Kerim’de mahfuz olan ilimler ise ayrı bir bahistir. İlimlerin sureti değil, usulü tespit edilmiştir. Sonsuz ilim kaynağından istihsal edilecek sayısız ilim dalı ise İslami çerçevenin içinde kalmak kaydıyla kendi suretlerini oluşturacaktır.
Kur’an-ı Kerim’i sadece ibadet ve ahlak kitabı olarak görenler var, bunlar vahim bir anlayış içindedirler. Kur’an-ı Kerim, kainatta bulunan tüm varlıkların sahip olduğu ilim yekunundan daha hacimli bir ilim kaynağı olduğuna göre, Kur’an ilimleri, bu günkü ismiyle söylemek gerekirse pozitif ilimlere” kadar her türlü ilmi ihata eder. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim ve Kur’an ilimleri, ilimlerin tasnifinin merkezinde yer alır. Her şey onda toplanır, her şey ondan dağılır (tevzi edilir).
*
Kur’an ilimlerinin “terkip ilmi”, tefsirdir. Tefsir ilmi (kendi içinde çeşitleri olsa da) tüm Kur’an ilimlerinin üstünde bulunur, bulunmalıdır. Kur’an ilimleri, tefsir ilminde cem ve terkip edilmelidir.
Tüm terkip ilimler, tetkik ilimler ve tatbik ilimleri, Kur’an ilimlerinin “emir eridir”. İlimlerin tamamında elde edilen bilgiler, Kur’an ilimlerinin malzemeleridir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

“İLİMLERİN TASNİFİ-8-KUR’AN İLİMLERİ” için bir yanıt

  1. ”İslam, tüm hayatı ibadet (kulluk) olarak tarif eder ve her fiilin ibadet olarak gerçekleştirilmesini teklif ve tavsiye eder.” Bu da sırat-ı müstakim’de ancak mümkündür.Allah(c.c),kullarını buraya davet ile birlikte hidayet eder.Yani kullarının ahiretinde felaha ulaşması için dünyada onları Rızası istikametinde sırat-ı müstakimde yürüyebilecek hale getirir,kurar,hidayet eder.Bu bakımdan dünya müminlerin zindanı gibidir,zulum ve karanlık içinde Rahman’ın rahmetiyle yol alınır. Allahualem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir