İLİMLERİN TASNİFİ VE TERKİP İLİMLERİ

İLİMLERİN TASNİFİ VE TERKİP İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Önceki (5.) sayıda üzerinde durduğumuz “ilimlerin tasnifi” bahsini Fikirteknesi külliyatındaki tasnif üzerinden tetkik ettik. Yeni yapılmış başka bir tasnif olmadığı, en azından bizim bilgimiz dahilinde bulunmadığı için, hem teklifimizi sunmak hem de bir mecra açmak için Fikirteknesi külliyatının izinden gitmeye devam ediyoruz.

Derginin bu sayısının ana mevzuu olan “terkip ilimleri” bahsi, tasnif mecraları olarak tespit edilen “Kur’an ilimleri mecrası”, “Hakikat ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimleri mecrası” ve “Müspet ilimler mecrası”nın dikey tasnifinin zirvesini esas almaktadır. Her ilim mecrasının içinde tasnifler bulunmakta, bu tasnifler bir taraftan dikey bir taraftan yatay olarak yapılmaktadır. Mesela “Kur’an ilimleri mecrası”, yukarıdan aşağıya doğru terkip ilimleri, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri şeklinde tasnif edilmektedir. Tasnifin şematik ifadesi şöyledir;
Kur’an ilimleri mecrası
A-Terkip ilmi
(Tefsir ilmi)
B-Tetkik ilimleri
(Fıkıh, hadis gibi)
C-Tatbik ilimleri

Hakikat ilimleri mec.
A-Terkip ilmi
(Tevhid ilmi)
B-Tetkik ilimleri
(Ruhi ilimler gibi)
C-Tatbik ilimleri

Beşeri ilimler mec.
A-Terkip ilmi
(İnsan ilmi)
B-Tetkik ilimleri
(Lisan gibi)
C-Tatbik ilimleri

Müspet ilimler mec.
A-Terkip ilmi
(Tekevvün ilmi)
B-Tetkik ilimleri
(Fizik ilmi gibi)
C-Tatbik ilimleri

*
Terkip ilimleri, her ilim mecrasının zirvesinde bulunan tek ilimdir, bu çerçevede terkip ilmi sayısı toplamı, ilim mecrası sayısına denk olmak üzere dört adettir. Bunlar; Tefsir ilmi, Tevhid ilmi, İnsan ilmi, Tekevvün ilmidir.
Kur’an ilimleri merkez ve kaynak olmak üzere, diğer ilim mecraları onun tefsir, teşrih, telif, tetkik ve tatbik ilimleridir. Böylece, “Mutlak İlim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye, tasnif üstü bir mevkiini muhafaza ederek nispi ilimlerin kaynağıdır. Nispi ilimlerin en kıymetlisi ise Kur’an ilimleri mecrasındakilerdir ki mevzusu doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyedir.
Kur’an ilimleri mecrası merkez olmak üzere diğer üç mecra, İslam’ın üç temel meselesine; tevhid, varlık, insan bahislerine dair beyanlarını izah ve tatbik etmekle mükelleftir. Hayat bahsi ise bu üçgenin oluşturduğu sahadaki her şeydir.
*
Her terkip ilmi, kendi mecrasındaki tüm bilgiyi tertip ve terkip edecek idrak karargahıdır. Tatbik ilimleri, tabiatı gereği bilgi üretmez en fazla tecrübe üretir ve onu bilgiye çevirir. Tetkik ilimleri ise bilgi üreten ilim dallarının bulunduğu seviyedir. Tetkik ve tatbik ilimlerinin zirvesinde terkip ilimleri olmazsa, bilginin aşırı çoğaldığı günümüz dünyasında ilim, çözülür, dağılır, maksadını kaybeder. Her ilim mecrası için bir terkip ilmi inşa etmek, bir tercih değil, bir mecburiyettir.
Terkip ilimleri, bilgiye vurulacak mührün üretim merkezidir. Zaten terkip, bilginin mührüdür. Terkip mimarisi olmayan ilim anlayışı, bilgi üretemez, bir şekilde ürettiği bilgi ise kendi mülkiyetinde kalmaz. Terkip mimarisine sahip ilim anlayışının ürettiği bilginin üzerindeki mühür asla silinmez.
İnsanlık tarihi terkip ilimlerini inşa etmedi. Hiçbir kültür ve uygarlık tecrübesi, terkip ilimlerinin inşa edildiğine dair arkasında bir kayıt bırakmamıştır. Bunun tek istisnası İslam medeniyet müktesebatıdır. Kadim müktesebatımız, “terkip ilimleri” başlığı altında ilim dalı inşa etmemiştir ama İslam’ın merkezi mevzuu olan tevhid ve vahdet bahislerinden dolayı, terkip ilmi mahiyetinde ilimler inşa etmiştir. Nihai kaynağın Mutlak İlim (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye) olmasından dolayı, tabii ve zaruri olarak terkip ilimleri vardır ve birisi Tefsir ilmi, diğeri ise Hakikat ilmidir. Tefsir Şer’i ilimlerin anasıdır ve tüm İslami ilimler oradan doğmuştur. Hakikat ilmi ise tevhid mütehassısı olan tasavvuf erbabınca imal ve inşa edilmiştir ve münhasıran onların muhafazası altındadır.
Batı, kadim müktesebatımızı tercüme ve intihal yoluyla kendine nakletmiş, kendine maletmiş, kendi tasarrufuna almış, ancak ondan sonra yeni bir hamle sahibi olmuştur. Ne var ki batı aklı, ancak müspet ilimler sahasındaki bilgi ve ilim müktesebatımızı nispeten anlama iktidarında olduğu için, mesele tefsir ve hakikat ilmini tercüme etmesine rağmen hiçbir şey anlamamış, kendi tasarrufuna alamamıştır. Tefsir ve Hakikat ilmi, münhasıran İslam’a ait olduğu ve terkip ilmi mahiyeti taşıdığı için, başka bir kültür coğrafyasına nakledilmesi, başka bir kültür ikliminin ürettiği akıl ile anlaşılması mümkün değildir. Batı asırlarca bu ilimler üzerinde çalışmasına rağmen hiçbir şey anlamamış, en küçük bir fayda devşirememiş, hatta bu sahada çalışan ilim ve fikir adamlarının bir kısmını da kaybetmiştir. Zira bu ilim dallarındaki hikmeti birazcık sezenler (anlamaları zaten beklenmez) Müslüman olmuştur.
Batı, ilim telakkisini “pozitif bilim mecrasına” hapsetmiş, onun dışındaki müktesebatımıza nüfuz edememiş, nüfuz edemediklerini ise imha etmek, imha edemediğinde tahkir ve tahfif etmek gibi bir yola girmiştir. Mealci türünden anlayış sapmaları, özü itibariyle batının nüfuz edemediği ilim müktesebatımızı kendi bünyemizde, kendimizden insanlar eliyle imha etmek için başlattığı oryantalist taarruzun uzantılarıdır. Batı, müktesebatımızın anladığı kısmını kendi tasarrufu altına alarak, onların bizde meydana getireceği hamle imkanını yok etmiş ve kendisi faydalanmış, anlamadığı derinlikteki kısmını ise bizde de yok etmek ve anlamayacağı bir kaynaktan huruç edecek bir hamleyi tarihe gömmek için oryantalist operasyonlar yapmıştır. Bu operasyonların İslam coğrafyasında bir miktar da olsa karşılık bulması çok hazindir.
*
Batının anlamadığı ve asla anlayamayacağı tefsir ve hakikat ilmi, aynı zamanda bizim varoluş havzamızdır. Bugün, batıyla pozitif bilimler mecrasında yarışmaya çalışmak, onun izinden gitmeyi baştan kabul etmek olur. Bu ihtimal, ümmetin yeniden varoluş hamlesini asla başlatamayacağı manasına gelir.
İBRAHİM SANCAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir