İLİMLERİN TASNİFİ

İLİMLERİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Son birkaç asırdır bilgi üzerindeki hakimiyetimizi yitirdik, batının hakimiyetine giren bilgi başka bir tasnif ve başka bir telakki ile üretilmeye, istimal ve suiistimal edilmeye başlandı. Bizim (Müslümanların) bilgi alanından geri çekilmesi, batının da çok yoğun bir bilgi üretim sürecine girmesi, bilgi ile irtibatımızı sığlaştırdı. Bilgiyi üretecek müessesemiz (medresemiz) yoğuracak bir teknemiz (temel anlayışımız) kalmayınca, bilgi üzerinde hakimiyet kurmak bir tarafa batının ürettiği bilginin oyuncağı olduk. Batının bilgi ve ilim telakkisini sarih veya zımni şekilde kabul etmekten doğan zafiyet, bilginin kaynaklarına yönelmemizi, üretim süreçleriyle ilgilenmemizi engellediği için, ilimlerin tasnifi ve bilginin terkibi gibi temel meseleler “mevzu haritamızdan” çıktı.

Kendimize dönmek, kendimiz olmak ve kendi dünyamızı inşa etmek için bilgi üzerinde tasarrufta bulunabilmemiz, bilgi kaynaklarına ulaşabilmek, bilgi telakkisini oluşturmak için idrak merkezlerini yeniden keşfetmek zorundayız. Batının pozitif bilim mecrasına uygun olarak inşa ettiği “pozitif akıl” ile alabileceğimiz bir arpa boyu yol bile yoktur.
Batı kaynaklı bilgi, serseri mayın gibi dolaşıyor. Herhangi bir konuda bilgi ihtiyacı olan piyasaya bakıyor, bir şekilde batıda üretilen ve oradan gelen bilgilerle o mevzuu anlamaya çalışıyor. Bu işi de İslami anlayış olarak ortaya koyuyor. Bazıları da bu bilgilerle kadim müktesebatı tenkit ve ret ediyor ki, onlar iflah olmaz nasipsizlerdir.
*
Bilginin (ilimlerin) tasnifi muhakkak ki bir çok zaviyeden yapılabilir. “Mutlak ilim-nispi ilim”, “iman mevzu-itimat mevzu” gibi temel tasnifler yapılabileceği gibi, maksatlarına göre, kıymetlerine göre (Farz, mubah, haram), idrak seviyelerine (akıl, akl-ı selim, kalb-i selim, ruh) göre, varlık (tecelli) mertebelerine göre ila ahir… Birçok zaviyeden yapılabilecek tasniflerin tamamı da kıymetlidir muhakkak ama meselenin özü, tüm bilgi vahitlerini tek tasnif içinde cem etmek, sonra terkip etmek, sonra hayatı inşa için kullanılabilir kılmaktır. Dünyadaki tüm bilgi müktesebatını tek tasnif içinde tasarruf altına almak, bir taraftan bilgi telakkisini kuşatıcı manada yapabilmek için lazım diğer taraftan İslam’ın tavsif ve tarif etmediği bir bilgi ve bilgi alanı bırakmamak için şarttır. Bırakılacak en küçük boşluk, en azından Müslüman zihinlerde şeytanın vesvesesine, nefsin arzu ve tazyiklerine manevra alanı açmakta, orada yuvalanan ve nüvelenen merkezkaç düşünceler müminleri ifsat etmektedir.
Bir bilgi alanının (ilmin) İslam tarafından “haram” olarak tavsif ve tarif edilmesi, o bilgi demetinin tasnif dışı tutulmasını gerektirmez, bilakis tasnif içine alınmalı, “haram” olduğu tespit edilmeli, o bilgi alanının kaynağı kurutulmalı, maksadının tezahürü önlenmelidir. Ümmetin iman, idrak ve tatbik cihetlerindeki tüm hayat alanları sıhhatli bir altyapıya kavuşturulmalı, bunun için ihtiyaç hasıl olmuşsa “haram ilimler” ile ilgili olarak ümmetin az sayıdaki fikir ve ilim adamı istihdam edilerek ümmet için tehlikeleri izale edilmelidir.
*
İlimlerin tasnifi bahsinde, tasnif üstü tasnif olarak “Mutlak İlim”, “Nispi İlimler” meselesi dikkatli şekilde ortaya konulmalı, Mutlak İlim olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye, Nispi İlimlerden hassasiyet ve dikkatle tefrik edilmelidir. Mutlak İlmi Nispi İlimler derekesine düşürmemek, Nispi İlimleri ise Mutlak İlim seviyesine çıkarmamak şarttır. Son birkaç asırdır Nispi İlimlerin (mesela Fıkıh ilminin) mutlaklaştırılması ve Mutlak İlim seviyesine çıkarılması gibi bir yanlış temayül müşahede edilmiştir ama bu yanlışa tepki göstermek için yola çıkan birtakım idraksizler tam aksi kutba savrulmuş ve Mutlak İlmi Nispi İlimler derekesine indirmiştir. Mutlak İlmin Nispi İlimler derekesine düşürülmesi, Nispi İlimlerin Mutlak İlim seviyesine çıkarılmasından milyonlarca kat daha fazla yanlış ve tehlikelidir.
*
Bilgi ve ilimlerin tasnifi meselesindeki mühim tasniften birisi, “iman mevzu” ile “itimat mevzu-kaynağı” bahsini birbirinden dikkatle tefrik etmektir. Mutlak İlim, aynı zamanda “iman mevzuu”dur, Nispi İlimler ise “itimat mevzu-mercii”dir. Mutlak İlmin uçsuz bucaksız muhtevasındaki mana ve hikmetin keşfi ile inşa edilen Nispi İlimler, ümmetin alimleri, arifleri, mütefekkirleri tarafından temsil edilir ki, bunlar “itimat merkezleri”mizdir. Ümmet, Nispi İlimlerin idraki, inşası, tatbiki gibi meselelerde kendi alim, arif ve mütefekkirlerine itimat eder.
İman ile itimat mevzuunu bile birbirinden tefrik edemeyen, alimlerine, ariflerine, mütefekkirlerine itimat edenleri, onları “rab” edinmekle itham eden bazı idraksiz ve nasipsizlerin çıkması, kadim müktesebata içeriden yapılan en ağır taarruzdur. Oryantalist taarruzun gönüllü ajanları, itimat bahsini sığ manevralarla “iman” olarak tavsif ve tarif ederek kadim müktesebatı imha etmek çabasındadır. Bu türden suç faillerini dinleyenler ise, “İmam-ı Azam Hazretlerine itimat etmeyelim tamam ama sana neden itimat edelim?” diye soramayacak orta zeka ve sığ idrak sahipleridir. İman ile itimat mevzuu birbirine karıştırıldığında İslam’ın bilgi ve ilim telakkisi idrak ve inşa edilemez.
*
Bilgi, onu anlayacak olan idrak merkezlerini arar. Pozitif akıl ile akl-ı selimin idrak seviyesi farklıdır, orta zeka ile dehanın idrak seviyesi farklıdır, kalb-i selim sahibi ile kalb-i masiva sahibinin idrak seviyesi farklıdır, müspet ilimlere ayarlı akıl sahipleri ile ruhi ilimleri tahsil edenlerin idrak seviyeleri farklıdır. Hal böyle olunca, ilimlerin tasnifinin sadece “yatay alanda” yapılması ve her zeka seviyesi ve akıl hacminin hepsini aynı derecede anlayacağı kanaati bilgi telakkisi oluşturmanın altyapısını yok eder. İlimlerin tasnifi, hem muhtelif ilim dallarının mahiyet ve derinlik farkından dolayı hem de insanların idrak seviyelerinin farkından dolayı “dikey boyutta” da yapılmalıdır. Herkesin her şeyi anlayacağına dair kanaat, insan telakkisinde iflas etmiş kavrayışlardır ki bunların ilimlerin tasnifini yapması, işçinin mimari plan hazırlaması gibidir.
Varlık telakkimiz, materyalistler gibi yatay şema ile açıklanamaz. İslam’ın varlık telakkisi, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin yaratma iradesinin tecellisi olarak, iç içe alemler, iç içe dereceler, iç içe derinlikler ihtiva eder. Varlık telakkisini sadece madde üzerine kuran batı bilgi telakkisi, yatay varlık şemasına mahkumdur, İslam ise sadece insanda bile “ruh”, “nefs” gibi deruni-mücerred boyutlardaki anasırın mevcudiyetini beyan etmekle, varlık mertebeleri olduğunu göstermiştir. Varlık mertebeleri (mesela aşağıdan yukarıya doğru “alem-i nasut, alem-i melekut, alem-i ceberut, alem-i lahut gibi) “müspet ilimler mecrası” tarafından tetkik edilebilir mi? Bunlar için hem farklı idrak merkezleri ve usulleri hem de farklı ilim dalları gerekmez mi?
*
İlimlerin tasnifinde, tasnif üstü tasnif bahsi olan “Mutlak İlim-Nispi İlimler” mevzuunu tespit ettikten sonra, tasnifin ana haritası kıymetinde olmak üzere “ilim mecraları”nı görmek istedik. Bu cümleden olarak; “Kur’an İlimleri Mecrası”, “Tevhid İlimleri Mecrası”, “Beşeri İlimler Mecrası”, “Müspet İlimler Mecrası” gibi dörtlü bir tasnifin maksadı ifade ettiği zannına sahibiz.
“Kur’an İlimleri Mecrası”, yeryüzüne tenezzülen ve teberruken indirilmiş olan “Mutlak İlmi” ana kaynak kabul eden, ilmin de zaten ondan ibaret olduğuna inanan bir bilgi telakkisinin ana pınarıdır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den ibaret olan Mutlak İlim, hiçbir eklektik yaklaşıma müsaade etmeyen, hiçbir “kaynak şirki” kabul etmeyen ana mecranın pınarıdır. “Tevhid İlimleri Mecrası”, ana mecranın deruni cihetini temsil eder ve insanı Allah’a ulaştıracak güzergahı tespit, tayin ve talim etmek için Sünnet-i Seniyye’de (yani takvada) yoğunlaşan tasavvufun tasarrufundadır. “Beşeri İlimler Mecrası”, ana mecradan hareketle insan inşası, hayat inşası, medeniyet inşası gibi doğrudan insanı mevzu edinen, insanla ilgili tüm ilimleri ihata eden sahadır. “Müspet İlimler Mecrası”, ana mecraya nispetle varlığı tetkik ve idrak ettikten sonra, insan ve hayatın inşası için ihtiyaç duyulan “malzeme” ihtiyacını karşılayacak bilgi alanıdır.
“Kur’an İlimleri Mecrası”, Mutlak İlimdeki mana ve hikmetin keşif kolu olduğu için, diğer tüm mecralar aslında ana mecranın “tatbikatını” tahakkuk ettirecek kıymet ve mahiyetten ibarettir.
“Kur’an İlimleri Mecrası”ndaki ilim dalları da (mesela tefsir) “Nispi İlimler” çerçevesindedir. “Mutlak İlim” sadece Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. İnsan Mutlak İlimle temas kurduğu andan itibaren Nispi İlimler ortaya çıkar, Mutlak İlme bakan gözün gördüğü her kıymet, hikmet ve mana Nispi İlimlere dahildir. Bununla beraber, tasnif üstü tasnif kıymetinde olan “Mutlak İlim-Nispi İlimler” meselesi, Nispi İlimler arasında da bir derecelendirmeyi gerektirir. Mutlak İlmi tetkik ve ondaki hikmeti keşif ile ilgilenen “Kur’an İlimleri Mecrası” ve bu mecradaki tüm Nispi İlimler, diğer ilim mecralarından ve onlardaki Nispi İlimlerden muhakkak ki yüksektedir ve daha kıymetlidir.
Ümmetin dehaları, titizlikle aranmalı, bulunmalı ve hususi bir talim ve terbiyeden geçirilerek, “Kur’an İlimleri Mecrası”nda istihdam edilmelidir. “Kur’an İlimleri Mecrası” Nispi ilimlerin ufkudur, deha ise insan ve insan idrakinin ufkudur. “Kur’an İlimleri Mecrasını” orta zekaların ve tedrisattan geçmemiş cahillerin tasarrufuna vermek veya bu tür teşebbüslere sessiz kalmak, sonsuz ilim kaynağı olan Mutlak İlmi, en munis ifadeyle (Allah muhafaza) tahfif ve tahkir etmektir.
*
Yeryüzünde üretilmiş ve üretilecek tüm bilgi vahidlerinin tasnif ve tertip çerçevesine alınabileceği bir ana harita oluşturma cehdi, Müslümanlarla birlikte tüm insanlığa teklifte bulunabilme imkanı oluşturacaktır. Müslümanların mesuliyeti, “dünyadaki halife” olmak cihetiyle tüm dünya ve tüm insanlıktır. İslami ilimler başlığı altında meşhur olmuş bilgi alanlarını tasnif etmekten ibaret gayret ve maksat, diğer insanları kendi hallerine bırakmak gibi bir mesuliyetsizliği gösterir. İslam kendini zorla kabul ettirmediğine ve bu yolu menettiğine göre, Müslüman olmayanlar için teklifimiz olmalıdır. İslam, insanlığa sunulan ilk tekliftir, bu teklifi geri çevirenler için İslam’ın ikinci teklifi var, insani idrak ve hayat… Bu hususta çalışmamak, İslam’ın yolunu kapatmaktır. İnsani bir hayat altyapısı kurmak, gayrimüslimler için İslam’a giden yolu açmaktır.
HAKİ DEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir