İLMİ İNKİŞAFIN EMNİYETLİ ÇERÇEVESİ

İLMİ İNKİŞAFIN EMNİYETLİ ÇERÇEVESİ

(Terkip ve İnşa Dergisi 7. sayı)

İlmin, herhangi bir zaman dilimindeki mevcut hali, emniyetli halidir. Zira mevcut hal, kadimden beri murakabe ve muhasebe edilmiş, tenkit ve tazirlere karşı mukavemet kazanmış, tatbikat ve tecrübe ile harmanlanmıştır. İlmin mevcut haliyle iktifa etmek gerektiğinde mesele yoktur, mesele inkişaf ve terakkide ortaya çıkar.
İlmin emniyetli hali, zaman zaman keşif hamlelerinden uzak durma hissini uyandırır. Zira emniyet, hafife alınacak ihtiyaçlardan değildir. Ne var ki sübut, sükuttur (düşmedir). Sübut eden zamandan aşağı sükut eder, zamanın dışına savrulur. Emniyetli halde sübut, bir müddet sonra o hali emniyetsiz kılar. Çünkü sübut çürütür, çünkü sübut atalettir. Bu sebeple inkişaf ve terakki zarurettir.

Osmanlının son dönemlerinde, kadim müktesebatın zenginliği ve ikna edici izahlarla dolu olması, emniyet ihtiyacını atalete sevk etmiş, büyük idrak kahramanlarının azlığı da sübutu sükuta çevirmiş, inkişaf ve terakki yavaşlamış, çöküş mukadder hale gelmiştir.
*
İnkişaf ve terakki, mütemadi hareket demektir. Hareket ise tehlikelerle doludur ve sübut halinde emniyet hissi galiptir. Ataletin bir sebebi de, hareketteki tehlikelere karşı sübutun emniyet hissine iltica etme meylidir. Ne var ki hareket hayattır, sübut ise ölüm… Ölüm halinin en emniyetli hal olduğu doğrudur ama maksat diri kalmaktır. Bu sebeple emniyet hissinin tuzağına düşmek, emniyetli bir hayat talep ederken, intihar etmektir. İnkişaf ve terakki, yani hareket aynı zamanda ölüm ihtimalini de ihtiva eder. Bu tehlikeyi göze alamamak, aslında yaşamayı göze alamamaktır.
Sübut ve hareket arasındaki tercih, bedahet derecesinde ikincisi lehinedir. Ne var ki hareketi emniyetli hale getirmek, bunun için mümkün olan tüm tedbirleri almak şarttır. Hareketi tercih etmek, sübut halindeki ölüm yerine hareket halindeki ölümü tercih etmek değil, aksine hayatı tercih etmektir. Öyleyse mesele, emniyetli hareket, yani inkişaf ve terakkiyi emniyetli güzergahlarda sürdürmekten ibarettir.
Artık sorma zamanı gelmiş olmalıdır; ilmi inkişaf ve terakkiyi emniyetli hale getirmek için ihtiyacımız olan tedbirler nelerdir?
Muhakkak ki sayısız tedbir geliştirebilir ve yapılmalıdır da… Temelde ise dört tedbire dikkatle riayet edilmeli, bunları oluşturduğu çerçevenin dışına çıkılmamalıdır. Bunlar; kadim müktesebatın tedvini, ilimlerin tasnifi, mevzu haritasının çıkarılması ve kadimden beri hassasiyetle muhafaza edilen usul ilimleridir.
*
Kadim müktesebatın tedvin edilmesi gerekiyor. Müktesebat tedvin edilmediğinde, ümmetin on dört asırlık keşif, telif ve tetkik çalışmalarından habersiz kalırız. Dil devrimi ve onun neticesi olan yerli oryantalistlerin ağır taarruzları, kadim müktesebata ulaşmaya mani oldu. Bu durum, yirminci asır tuzağını hazırladı, yirminci asır külliyatlarına mahkum hale geldik.
Müktesebat tedvin edilip ulaşılabilir kılınmadığı takdirde; hangi mevzularımız olduğunu, hangi mevzuda nereye kadar ulaştığımızı, hakikat istikameti ile batıl istikametin alametleri anlaşılmayacak, ümmetin tarihi tecrübesinin intikali mümkün olmayacaktır. Bugün içine düştüğümüz çukur ise bu zafiyetimizin neticesidir, öyle ki kadimde münakaşa edilip karara bağlanmış, tarihi süreçlerde tatbik edilip neticeleri görülmüş olan birçok mesele, hiç yokmuş gibi sığ idrakliler tarafından baştan tartışmaya açılmış durumdadır. Her defasında başa döneceksek, inkişaf ve terakkiyi unutmamız gerekir. Oryantalizmin sinsi manevralarından birisi de zaten budur; kadim müktesebatı tenkit ile enerjimizi ve zamanımızı zayi ediyor, sürekli geriye doğru bakıyor ve geriye doğru gidiyor, inkişaf ve terakki imkanını imha ediyoruz. Kadim müktesebatı tedvin ettiğimizde, inkişaf ve terakkinin kaldığı yeri tespit eder ve oradan yolumuza devam ederiz.
*
İlimlerin tasnifi yeniden yapılmalı, hem kadim müktesebatımız hem de dünyanın bilgi müktesebatını kuşatacak bir çerçeve oluşturulmalıdır. İlimlerin tasnifi yapılmadığı, böyle bir temel ihtiyaç gözden kaçırıldığı için, bilgiler havalarda uçuşuyor, mesnetsiz ve temelsiz iddialar akılları kavuruyor.
İlimlerin tasnifi, aynı zamanda her ilmin bilgi sahasını da ihtiva edeceği, bu yolla ufkunu da göstereceği için, birbirlerine karışmasına mani olacak, inkişaf ve terakkinin istikamet ve güzergahlarını da tespit edecektir. Herhangi bir bilgiyi, kendi sahasından alıp başka bir sahada delil olarak ileri süren adam, küçük zeka manevralarıyla karşısındakini ilzam etmeye çalışıyor, bu arada ilim telakkisini imha ediyor, bilgiyi kıymetli olmaktan çıkarıp alete (araca) dönüştürüyor, böylece nefsinin tatmin malzemesi haline getiriyor.
Hangi bilginin nerede olduğunu, olması gerektiğini gösteren büyük harita manasına gelen ilimlerin tasnifi, ilim üzerindeki dezenformasyonu önleyecek, alim kisveli sahtekarları deşifre edecek, oryantalist taarruzu durduracaktır.
*
Mevzu haritası; hem umumi manada İslam’ın mevzu haritası hem de hususi manada her ilim dalının mevzu haritası olarak fevkalade mühimdir. Mevzu haritası; ilim, irfan ve tefekkür sahalarını nizami bir tertip içinde ortaya koyacak, bunlar arasında bir meratip silsilesi oluşturacak, böylece nispet ve mikyas ölçüleri sarahat kesbedecektir.
Mevzu haritası, meseleler arasındaki bilgi mimarisini kuracak, meselelerin birbirine nispetini tesis edecek, bilginin hangi meseleye ait olduğunu tespit edecektir. Böyle bir ana harita çıkarılmadığı için, herhangi bir mevzuu merkezi mesele haline getiren serkeş düşünce savrulmaları yaşanıyor. Adam, bir meseleyle ilgili biraz bilgi sahibi olunca, o meseleyi her şeyin merkezi zannediyor, İslam anlayışını da o mesele üzerine bina ediyor. Doğru meselelerle yapılmış olsa bile yanlış terkip, yanlış fikir ve anlayıştır.
*
Usul ilmi kadimden beri derinliğine bilindiği için izahtan varestedir. Usul yoksa asıl yoktur, usul yoksa asıl olana ulaşmak imkanı yoktur.
Usul ilmi, ilim ile insan arasındaki münasebeti kurar. Bu sebeple usul ilmi yoksa idrak yoktur. İdrak yoksa ilim kitap sayfalarına, kitaplar da raflara mahkumdur. Mesele, insan ile ilim arasında irtibat kurmaktan ibarettir, usul ilmi en özet haliyle budur.
Kadim müktesebatımızın muhteşem muhtevası ortadayken, bazı Müslümanların her konuda cahil ve her konuda batıya teslim olması, ilim ile insan arasındaki irtibatı kuramamalarındandır. Devasa müktesebatı, bazıları şaz görüşler üzerinden okumak gibi haince bir art niyete, bazıları da nasıl okuyacağını bilmez bir savruluşla tahkir ya da ihmal etmesi, usul ilmine itibar etmemeleriyle de ilgilidir.
*
Bu tedbirlerin ilk üçü tam tekmil gerçekleştirilir ve dördüncüsü olan usul ilimlerine riayet edilirse, ilimdeki inkişaf ve terakkinin emniyeti sağlanmış olur. Emniyetli bir inkişaf güzergahı oluşturulduğunda, nevzuhur sahtekarların ve yerli oryantalistlerin önü kesilir, böylece İslam’ın yeniçağının kapısını açacak olan ilim ve tefekkür hamlesi başlatılabilir.
Biliyoruz ki samimi fikir ve ilim adamları, keşif ve terakki bahsinde tutuk davranıyor. Bunun birinci sebebi “yanlışa” düşme endişesidir. Yerli oryantalistler ise hiçbir kural tanımadığı için “yeni” bir şey söyledikleri vehmini piyasaya pompalıyor. Mealci, Kur’an İslam’ı taraftarları gibi yerli oryantalistlerin hezeyanları, samimi Ehl-i Sünnet kadrolarının keşif ve terakki meselesinde tutuk davranmaları sebebiyle “yeni” gibi görünüyor. Buradan da anlaşılıyor ki, keşif ve terakki için emniyetli bir çerçeve ihtiyacı acil ve zaruri bir mesele olarak önümüze gelmiş durumdadır.
*
İnkişaf kadar inkişaf hızı da mühimdir; inkişaf hızı, asgari zamanın akış hızına eşit olmalıdır. Aslında ise zamandan bir adım önde olmalı, zamanın tecellisiyle kainata saçılan mana yekununu zapt edecek suret inşa edilmelidir. Zamanın kainata saçtığı yeni mana yekununu zapt edecek suret inşa edilmediğinde o mana ele geçmeyecektir. Zamanın her tecellisiyle kainata saçılan mana yekunu, önceki tecellideki mana yekununu eskitmeye, bazen imha etmeye matuftur. Mutlak İlme muhatap olan Müslümanlar, zamanın kainata saçacağı her mana demetini zapt ve teshir edecek kaynağa sahip olan tek insan topluluğudur. Zaman, yaratılmış varlık olarak, kainata saçtığı hiçbir mana yekunu, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyeden mürekkep olan Mutlak İlmin muhtevası dışında değildir. Bu sebeple Müslümanlar, zamanın akışındaki bir sonraki hamleyi bilebilecek, anlayabilecek kaynak ve idrak melekesine sahiptir. Yeryüzünde zamanın önünde gidebilecek, zamanın muhtevasındaki mana yekununu tecellisinden önce görebilecek, “an”ların birbirine eklenmesiyle oluşan zamanın girift denklemini çözebilecek teçhizata maliktir. Müslümanların zamanın gerisinde ve hele de dışında kalmaları asla anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir ihtimal değildir.
FARUK ADİL
farukomaradil@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir