İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

İLMİN ZİRVESİ “İNSAN İLMİ”

(Terkip ve İnşa Dergisi 6. sayı)

Kainattaki en muhteşem varlık insandır. Eşref-i mahlukat olan insan aynı zamanda “ahsen-i takvim” üzere yaratılmıştır. En güzel kıvam, yani en güzel terkip üzere yaratılmış ve en şerefli, en kıymetli varlık olarak tavsif edilmiştir. Bu hususiyetinden dolayıdır ki, kendisine Mutlak İlim gönderilmiştir. Mutlak İlim, yani Allah Azze ve Celle’nin ilminden ilim verilmiştir, yani Kur’an-ı Kerim insana gönderilmiş, insan için yeryüzüne nüzul lütfunda bulunmuştur.
Kainatta insan denen varlık kadar girift bir terkip yoktur. Maddedeki özellikleri keşfeden insan hayretten dilini yutacak hale gelmiş, ne hazindir ki kendini keşfetmeyi unuttuğu birkaç asırdan beri kendine hayret etmeyi bırakmıştır. Madde dahi insan nam varlıkta bir boyut olarak mevcuttur ve maddenin de şeref kazandığı terkip kıvamı insandır. Maddenin ufku insan terkibinde ulaştığı giriftliktir ve madde hiçbir varlıkta, insanda olduğu kadar kıymetli bir terkip unsuru olmamıştır.

İnsan, hem bedenen hem de ruhen tüm varlık çeşitlerini kendinde cem eden bir ufuktur. Varlık mertebeleri; cemadat, nebatat, hayvanat ve insandır. İnsan varlık mertebelerinin tamamını bünyesinde cem eden, onlardan fazla olarak “insan” olan varlık ufkudur. Bu kadar hacimli ve girift bir terkip numunesidir.
*
İnsan tabiat haritası, “esfel-i safiliyn” ile “eşref-i mahlukat” arasındaki tüm hususiyetleri muhtevidir. Kainattaki her varlık kendi tabiatına mahkumdur, tabiatını aşağı ve yukarı doğru aşamaz, taşamaz. Mesela hayvan “esfel-i safiliyn”e kadar inemez, inme iktidarı yoktur, kendi tabiatına mahkumdur. İnsan, kainattaki tüm varlık çeşitlerinin hususiyetlerini cem eden bir terkibe sahip olduğu için, tamamının tabiat ufkuna, aşağıya ve yukarıya doğru maliktir. Bu engin tabiat haritasında bir de “insani bölge” mevcuttur. Kendini diğer varlıklardan ayıran, “insan” yapan coğrafya orasıdır. İnsan dediğimizde kastettiğimiz o bölgedir.
İnsana, “alem-i sağir” denmekle tabiat haritasındaki engin ufku işaretlenmiş, “zübde-i alem” denmekle de, tabiat haritasındaki “insani bölge” tavsif ve tarif edilmiştir. Mesele, kainat çapındaki tabiat haritasında zübde-i alem olarak işaretlenen “insani bölge”nin keşfedilmesi, o bölgede bir şahsiyet inşa edilmesi, o şahsiyet ile hayatı yaşamasıdır.
Böyle bir varlıktan bahsediyoruz ama bu varlık için müstakil bir ilim dalından bahsetmiyoruz. Bu durum, batı bilim telakkisine mahkumiyetin ne dereceye ulaştığını göstermesi bakımından ibretlik bir hadisedir. Batının insan telakkisi, materyalisttir, evrimcidir ve bunların zaruri neticesi olarak “gelişmiş hayvan” anlayışında sübut bulmuştur. Gelişmiş hayvan olarak gördükleri insanı, canlı bilimi dedikleri ve tüm canlı varlıkları tetkik eden biyolojinin ufku içinde tetkik ederler. Bu yaklaşımla bazı doğruları tespit etmeleri, insan tabiat haritasında hayvani hususiyetlerin de bulunmasıdır ama bu durum, insan terkibinin evrimine değil, insanın alem-i sagir olmasından dolayı tüm varlığı muhtevi olmasındandır. İnsanı, gelişmiş hayvan olarak gören telakki, insan tabiat haritasındaki “insani bölge”yi asla keşfedemez, insanı o bölgede asla inşa edemez, insana o bölgede bir hayat teklif edemez.
Müslümanların, kendilerine hayvan diyen batı bilim telakkisine mahkum olması, cennetten cehenneme düşmek kadar büyük bir gerileyiştir. Bu misal gelişigüzel olarak verilmiş değildir, cennete gidecek varlık insandır, insan olabilmek (yani İslam’ın tarif ettiği varlık seviyesine ulaşmak) şartına sahiptir, zira hayvanlar cennete gitmezler.
*
Mutlak İlim insana hitap eder. Öyleyse tüm mesele şu tertipten ibarettir; Allah Azze ve Celle ve O’nun yarattığı en muhteşem varlık olan insan… Allah Azze ve Celle, yarattığı insanın kıymetiyle mütenasip olarak ona “Mutlak İlim” göndermiş, Allah ile insan arasındaki irtibat ve güzergahı tayin etmiştir. Demek ki mesele; Allah, Mutlak İlim ve İnsandan ibaret bir tertibe dayanır.
En muhteşem varlık cinsi olan insanın en muhteşemi ise Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir. Bu sebeple Allah Azze ve Celle ile insan arasındaki münasebet haritası olan Mutlak İlim, muhteşem varlık cinsinin en muhteşemi olan Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam Efendimize gönderilmiştir. Vahyi, yani Mutlak İlmi taşıyacak kudret, ancak ve sadece Efendimiz Aleyhiselatü Vesselamda mevcuttur. Bizim muhatap olmamız, ondan bize intikal etmiş haliyledir.
Mutlak İlim, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ile “mutlak misale” kavuşmuş, böylece nazari çerçevedeki Mutlak İlim, muhatabı olan insan cinsinin ufkunu inşa etmiştir. Böylece “muhteva”, şeklini bulmuş, insan, şahsiyet terkibine kavuşmuştur. Öyleyse din, sadece nazari çerçevede ikmal edilmemiş, aynı zamanda tatbiki çerçevede de ikmal edilmiştir.
*
Risalet tabii ki kesbi mesleklerden değildir. Zaten Mutlak İlmin zirve şaheseri olmak cihetiyle Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, ilk ve son misalidir. O misal, çalışarak elde edilebilecek bir şahsiyet terkibi değildir, bu mesele şuradan bellidir ki, vahiy O’nun kalbine inmiş, kimse de vahye şahit olmamış, olamamıştır.
Bütün bunlardan anlaşılan şu ki; tüm ilim aslında “insan ilmi” ile ilgilidir. Varlık, insan ve hayat temel bahislerinin merkezi mevzuu “insan” meselesidir, geri kalanı bu meseleyi izah etmekten ibaret çeşitlilik ihtiyacını karşılar. Bu sebepledir ki nispi ilimlerin zirvesi olan tefsirden en büyük payı alan “insan ilmi”dir, böyle olmalıdır.
*
Tefsir ilmi, başlı başına bir insan izahı, insan telakkisidir. Tefsir ilmi tabii ki her şeydir, her mevzuu muhtevidir. Ne var ki meselelerin meselesi insandır, hal böyleyse tefsir ilmi önce bir insan telakkisidir. Varlık telakkisine dair kainat izahı da, insan ilminin mütemmimidir ve zaten kainat insan içindir.
Terkip ilimlerinin şahı olan tefsir ilminin inşa edeceği ilk “terkip ilmi”, “insan ilmi” olmalıdır. Beşeri ilimler mecrasının terkip ilmi olan “insan ilmi”, Kur’an ilimleri mecrasının terkip ilmi olan tefsirden ilk istihraç edilecek olan ilimdir.
*
“İnsan ilmi”, aynı zamanda tefsir ilminin doğru istikamette inkişaf edip etmediğini anlayacağımız ilk bilgi alanıdır. “İnsan ilmi”ni kuramazsak, kuramıyorsak, beşeri ilimler mecrasının zirvesini inşa edemiyorsak, Mutlak İlmi anlamamış, tefsir ilmini yerli yerine oturtamamış demektir.
İnsan ilmini inşa etmeliyiz. Mutlak İlmi merkeze alarak insan ilmini inşa ile işe başlamalıyız. İnsanı parça parça tetkik eden ilimleri terkip etmek, onlardan bir insan ilmi çıkarmak zorundayız. Beşeri ilimler mecrasını açacak, beşeri tüm varoluş güzergahlarını işaretleyecek, hayatı bu mecrada yaşamayı mümkün kılacak bir insan ilmi inşası, İslam medeniyet hamlesinin gerçekleştirmesi gereken işlerdendir.
*
Batı dünyası, insanı, “gelişmiş hayvan” olarak kabul etmekle, beşeri ilimler sahasında insana dair tek cümle kurmuş değildir. Aksine, insanı hayvan derekesine indirmiş ve bir cinsine ihanet etmiştir. Batıdan “beşeri ilimler” çerçevesinde alacağımız bir cümlelik bilgi ve fikir yoktur, asla olmamalıdır.
SELAHATTİN ADANALI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir