İMPARATOR’UN GÖZYAŞLARI VE SEMAZEN

İMPARATOR’UN GÖZYAŞLARI VE SEMAZEN

Sevgili arkadaşım Prof. Marc Gold Japon İmparatoru’nun ABD’’yi ziyareti esnasında İmparator ve Kraliçe ile tanışma şerefine nail olmuştur.
Marc’ın(yeni ismi Metin) hikâyesini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağım…

Hikâyemiz 1960’lı yıllarda ABD’de geçiyor. Kahramanımız Metin Marc Gold ABD’de uzun yıllar Psikoloji alanında çalışmış emekli bir Profesör. Metin, kendi organize ettiği yardım projeleri ile dünyayı 6 defa dolaşmış bir yardımsever. Metin’in ismi birkaç yıl önce Hindistan’da ciğer yetmezliğinden ölümlerin yoğun olduğu bir bölgede kendi çabasıyla dünyanın dört bir yanından topladığı yardımlarla açmış olduğu bir kliniğe verildi. Metin 3 defa İstanbul’a gelerek misafirim olmuştur. Bu parlak zekâlı ve iyi kalpli adam ile herhangi bir ideolojiye ya da görüşe bağlı olmaksızın İstanbul’da birçok yardım projesi gerçekleştirdik. Metin kendini arama kurtarmacılıkta ustalaşmış bir örnek… Japon İmparatoru ve Kraliçesi ile baş başa geçirdiği zaman ise onun için hayatın ona çok özel bir armağanı olmuş adeta… Marlin Monroe’nın fotoğrafçısı olan babası da Kendini Arama Kurtarma Yaklaşımı ile yaşamış usta bir sanatçı. Bob Dylan ile olan dostlukları ise gerçekten harika deneyimler taşıyor…

“Yaşama ve Yaradılmışlara Yaradanı görerek saygı duyan insanlara ve Prof.Metin Marc Gold’a…”

“Alınteri karşısında eğilen İmparator”

“Bir zamanlar dünyaya sığmazdı.Şimdi şu küçücük mezarda yatıyor.”

-Büyük İskender’in Mezar yazıtı-

Metin Marc Gold o yıllarda blues hayranı, her şeyi başarabileceğini düşünen oldukça aktif bir gençtir.

Kendisine o denli güvenir ki sanki başaramayacağı bir iş yok gibidir. Ayrıca genç bir insanın bildiğinden çok daha fazlasını bildiğini sanır…

Derken bir gün çoğu üniversiteli gibi o da yazın bir eğitim programına katılmaya karar verir. Böylelikle yaz tatilinde para kazanmak, eğlenmek ve yeni şeyler öğrenmek mümkün olabilecektir.

Okul yönetiminin ona önerdiği iş bir radyo istasyonunda asistanlık yapmaktır. Metin işi seve seve kabul eder. Bu işin ona yepyeni kapılar açabileceğini hissetmiştir. Öyle olmuştur da…

Metin’in yapacağı iş aslında çok basittir. Yapması gereken şey, istasyondaki plakları tasnif edip temiz tutmak ve program yapımcısının istediği sıralama ile plakları makineye koyup düğmelere basmaktır. Bu şekilde birkaç hafta çalışır… Metin işi kavramıştır ve program yapımcısı artık ona güvenmektedir… Gece programlarında onu stüdyoda yalnız başına bırakıp radyo müdürüne belli etmeden evine gitmektedir…

Bir gün yapımcı hastalanır ve radyo müdürü 1 geceliğine bu görevi Metin’e verir. Metin ulusal yayın yapan bir kanalın program yapımcısı olarak masaya oturur. Amerika’da milyonlarca insan onun anonsları ile Metin’i dinleyecektir. Bu gerçek Metin’in mutluluk katsayısını tavana vurdurmuştur! 10 yılda yapılacak kariyeri 3 haftada tatmanın sarhoşluğu içinde Metin arkadaşlarına ve hocalarına durumu haber verir.

Metin o gece programa başlar, iyi de başlar… Ancak birkaç dakika sonra durum tersine döner.

Metin arkadaşlarıyla doldurduğu kendi özel ses kayıtlarının bulunduğu plaklardan birini yayınlanacak materyaller arasına karıştırmıştır. Nedeni ise yanlış etiketleme gibi basit ancak can alıcı bir durumdan ibarettir. Buraya kadar sorun önemsiz görünebilir ancak ses kayıtlarının Metin’in kendi arkadaşlarıyla yaptığı özel espirilerden oluşan geyik muhabbetlerinden oluştuğu anlaşıldığında ortada büyük bir sorun olduğu anlaşılır. Metin bu tuhaf espirileri ve sohbetleri milyonlarca Amerikalıya dinletirken farkında da değildir çünkü yayın düğmelerini karıştırmıştır. Kulaklığındaki parçalar blues çalarken yayına giden sesler farklıdır! Aradan 5 dakika geçer Radyo müdürü ve zavallı program yapımcısı radyoya telefon açar. Metin kulaklıktaki parçanın etkisiyle kendinden geçmiş, milyonların kendisini zevkle dinlediğini düşünerek koltukta yığılmıştır.10 dakika sonra Radyo müdürü ve perişan haldeki yapımcı radyoya gelir. Güvenlik görevlileri Metin’i bir daha Radyo istasyonuna alınmamak üzere sokağa fırlatıverirler…

“Kendine Aşırı Güvenin ve disiplinsizliğin” ne kadar hatalı bir yaklaşım olduğunu idrak eder… Öbür gün Radyo’ya dayak yeme riskini göz önüne alıp Müdüründen ve Program yapımcısından özür diler… Metin’in haline acırlar ve onu affederler ancak Radyo’da bir daha çalışmasının mümkün olmadığını da ona söylerler… Metin çok üzülmüş ve kendinden utanmıştır… Metini tanıyanlar onunla dalga geçiyor, herkes ona bakıp gülüyordur…

Ardından okul ona bir şans daha verir ve Metini çalıştırmak üzere dünyanın en büyük sanat müzelerinden birine gönderir. Radyodaki dikkatsizliğinden dolayı “Porselen eserler bakım bölümü”’nde görev alacaktır.

Burası çok ilginç bir bölümdür. Dünyanın dört bir yanından gelen eşsiz koleksiyonlar burada tamir edilmektedir.15.000 parçaya bölünmüş bir Çin vazosu burada büyük bir özenle tekrar bir araya getirilmektedir.15.000 parçalık bir pazılın tamamlanmaya çalışıldığını da düşünebiliriz… Metin bu bölümün en ünlü ustasının yanında çalışmaya başlar. Tamamıyla sesten arındırılmış bir oda, ortasında bir masa ve tepesinde kocaman bir lamba… Tam 1 ay çalışır Metin… Çok zor bir iştir bu… Ufacık parçaları cımbızlarla incitmeden tutup saatlerce çalışmak gerekir. İş derin bir sessizlik ve dikkat ile yapılmadığında başarılı olmak zordur… Sabırlı olmak ve iyi bir konsantrasyonla eserleri yeniden bir araya getirmek gerekmektedir…

Metin gün ışığı görmeksizin, bazı geceler masanın başında uyuyakalarak yüzlerce saat çalışır. Radyoda yaptığı hatadan sonra daha dikkatli ve disiplinli bir insan olmaya kararlıdır. İş ne kadar onu bazen sıksa da mükemmelleşene kadar devam eder…2000 yıllık bir vazo Metin’in ellerinde yeniden can bulur… Porselen ustası onun bu çalışmasından oldukça memnundur ancak Metin’in oldukça zayıflamış, sakalları uzamış, saçları dağılmış, gözlerinin etrafındaki halkalar kocaman olmuştur. Bu durumu fark eden usta okul yönetimine Metinin üstün gayretini ve başarısını över ve onun Botanik Müzesine gönderilmesi için ricada bulunur…

2 gün sonra Metin Ulusal Botanik Bahçesinde bulur kendini. Yeni hocası keskin bakışlı ihtiyar bir Japon Bahçıvandır artık.

Metin önce temel işlerle başlar, su ve gübre taşır… Metin artık çok yorulmuştur ve renkli yaşamını özlemiştir. Programı yarıda bırakıp dışarı çıkmak, arkadaşları ile doyasıya blues dinlemek ister. Botanik bahçesinde bitkiler için zaman zaman klasik müzik çalmaktadır… Depresyonun eşiğindedir Metin… Bitkiler Bethoven’la coşarken Metin sıkıntıdan patlamaktadır. İzole bir yaşam onu yormaya başlamıştır… Üstelik bu Japon Usta gün doğmadan Müzeye gelinmesi gerektiğini tembihlemiştir…

Derken bir aksam Japon Usta Metin’i odasına çağırır… Metin merak içinde verilen saatte odaya gelir.

Usta sorar:

—Bebekleri severmisin?

Metin şaşkındır, acaba beni buradan da atacaklarmı diye düşünür ancak buradan kurtulmak için her teklife hazırdır.

—Evet!

—Peki, hiç bebek bakıcılığı yaptın mı?

—Eee… Hayır, ama bebeklere bayılırım! Memlekette komşumuzun bebekleri vardı ve ben…

—Tamam! Öyleyse gel bakalım delikanlı.

Usta onu uzun bir koridordan yürüterek daha önce hiç görmediği gizli bir bahçeye götürür.

Kapıdan içeri girerler. Bahçenin ortasında kıvır kıvır saçlarıyla ufacık bir bebek bulunmaktadır…200-250 yaşında bir bebek! Gerçek bir bonzai ağacı!

Metin ufak bir şok yaşar…Ama bir şey söylemesine fırsat vermez Japon Usta..Ona Bonzai Bakımını öğretir…Bu arada Metin Japon Ustasını sevmeye başlamıştır.Bilge bir adamdır ustası.80 yıllık ömrünü bu minik ağaçlara adamıştır.

Doğru zamanda, doğru şekilde, doğru miktarda su ve gübre verilmezse ve doğru bir şekilde budanmazsa 200-250 yıllık Bonzai’nin birkaç gün içerisinde öleceğini söyler… Bu ağaç ona ustalarından kalmıştır ve tıpkı bir bebek gibi bakım yapılmazsa yaşaması mümkün değildir…

Derken Japon Usta bir sabah ortalıktan kaybolur… Ağacın bahçenin haftalık bakımının artık Metin’e ait olduğu notunu bıraktığını ve acilen Japonya’ya girmesi gerektiğini belirten bir not. Metin telaşlanmıştır… Radyodaki acı deneyimi ardından bu sorumluluğu yerine getiremeyeceğinden korkar… Üstelik “kıvırcık” adını verdiği bonzai ile baş başa kalmıştır… Sorar kendi kendine

—Ben ne yapacağım şimdi?

Aradan 1 hafta geçer… Metin var gücüyle çalışmış ve bahçede tek bir çiçek bile solmamıştır. Üstelik Bonzai’de dimdik ve yemyeşil ayaktadır. Metin sınavını başarıyla vermiştir. Ancak Japon Usta memnuniyetini belli etmez ve yaklaşarak keskin bakışları ile Metinin gözlerine bakar. Japonca bir şeyler söyler ve ardından tercüme eder:

“Yarın şeref verecekler, gün doğmadan gel, dinlen ve güzel giyin”

Metin bir şey anlamamıştır. Kim? demeden Japon Usta hızlı adımlarla uzaklaşıverir.

Sabah olur… Sokaklar daha yeni aydınlanmakta ancak güneş görünmemektedir. Müzenin önündeki polis araçları dikkatini çeker… Müzeye girer. Ustası bir gülfidanını budamaktadır ancak bugün farklıdır. Üzerinde Japonların geleneksek elbisesi vardır.1.60 boylarındaki Usta bugün pek heybetlidir. Metin’e şöyle seslenir:

“Soru Sorma delikanlı. Bebeğinin yanına git. Ona birazdan Japon İmparatoru’nun bahçemizi şereflendireceğini fısılda. Elini çabuk tut.”

Metin bu usta bahçıvanın Japon İmparatoru’nun eski bir dostu olduğunu sonradan öğrenecektir. Minik Bonzai’nin yanına gider ve beklemeye başlar. Yarım saat sonra odadan içeri İmparator ve yanında Kraliçe ile kalabalık bir heyet girer. Usta, Metin’e hafifçe eğilerek selam vermesini işaret eder… Metin eğilerek İmparatoru ve Kraliçeyi selamlar. Metinin bacakları heyecandan titremektedir. İmparator birkaç adım öne çıkar ve minik bonzai’ye yakından bakar… O kadar derinden ve sevecen bir şekilde bakar ki hayranlığını Metin’in gözlerinin içine bakarak belirtir. İmparator’un gözlerinden yaşlar akmaktadır.

İmparator ardından geri geri yürür, Kraliçe ile beraber Bonzai’nin karşısında eğilir.Heyet de İmparatorla beraber eğilir.Tabii Metin’de.. Herkes sessizce dışarı çıktığında Metin hala eğilmiş, selam vermektedir… Metin’in gözlerinden de yerlere yaşlar damlamaktadır.

Usta, Metin’in yanına yaklaşır onu doğrultur ve omuzlarından sıkıca tutarak önce Japonca, ardından da İngilizce olarak şöyle der;

“İnsan yüz yılda bir İmparatorun huzuruna çıkabilir…

Ama İmparator bin yılda bir insanın ayağına gelir!”

Aradan yıllar geçer… Metin Psikoloji Profesörü olarak Ustasının izini sürer… Ancak sonun da bu bilge insanın Japonya’da vefat ettiğini ve görkemli bir törenle köyüne defnedildiğini öğrenir… Ancak Metin, Japon Ustasından öğrendiği bilgeliği unutmaz ve bunu yaşamına geçirmek için var gücüyle çalışır… İstanbul’dan Tibet’e, Almanya’dan Tayvan’a, Afganistan’dan Kamboçya’ya kadar tüm gerçekleştirdiği tüm insani yardım çalışmalarında ustasından aldığı bilgiyi insanlara aktarır…

*Not: Prof.Marc Gold, İslam’ı daha yakından öğrenmek ve Türk Kültürünü tanımak için 2001 yılında İstanbul’da gelmiş, ardından Semazen olmuş, Galata Mevlevihanesi’nde Sema Törenlerine katılmış ve “Metin” ismini almıştır.

Emrah Altuntecim

Akademi Md., Eğitimci ve Yazar

GSM: 0532 7305259

www.emrahaltuntecim.net

www.askyolundaadimadim.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir