İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-1-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-1-
Batının felsefe tarihi ile İslam’ın irfan tarihi arasındaki temel farklardan birisi, her filozofun kendinden öncekiler ve dışındakileri reddetmesine mukabil, İslam irfanındaki her veli, hakim ve alimin kendi dışındakileri ve öncekileri reddetmemesidir. Müslüman fikir ve ilim adamları, kendilerinden öncekilerin eserlerini reddetmediği gibi, kendi üretimlerini onların eserleri üzerine bina etmişlerdir. Felsefedeki ana kaynak insanın aklı olduğu için, her filozof kendi aklını esas almış, kendi derinliğine muvafık bir felsefi sistem kurmuştur. Yeni bir sistem kurmanın ön şartı da öncekileri ve diğerlerini reddetmek ve dışlamaktır. Felsefi gelenek böyle oluşmuştur. İrfan geleneği ise, büyük bir havzanın muhtelif mecraları halinde aynı bahçeyi sulamış, farklı mecralar ve fikirler zenginlik olmuş, hikmet binasının inşası her yeni nesil tarafından devam ettirilmiştir.
Her filozofun öncekileri ve diğerlerini reddetme tavrı, bir insan ömrü ile sınırlandırılan bir tefekkür faaliyeti manasına gelir. Bir insan ömründe yapılabilecek olan nedir ki? Kendinden başka tüm filozofları reddetmek, “büyük inşa faaliyeti” için gereken hamle gücü, istikrar ve sürekliliği yok etmektir. Yeryüzünün en büyük dehası bile hayatı kuşatma iktidarından ve istidadından mahrum olduğuna göre, filozofların bir “kıymet” inşa etmesi mümkün değildi. Fakat filozofların içinde yaşadığı kültür ve medeniyet havzası, filozofların birbirini reddetmesini umursamadı. Yani filozofların bu tavrını umursamadı. Filozoflar tefekkürde ulaştıkları noktaya iktidarda da ulaşsalardı, her filozof döneminde her şey yıkılır ve yeniden başlardı. Böylece batı medeniyeti hiçbir zaman kurulamaz, batı, sürekli bir inşaat alanına dönerdi. Filozof olmayanların “sığ idrakleri”, süreklilik konusunu, filozofların derin idraklerinden daha iyi anladı ve hepsini muhafaza etti. Bu günkü batı medeniyeti, her ne kadar filozoflar tarafından inşa edilmiş gibi görünse de, inşa faaliyetinde en az filozoflar kadar da basit aklın muhafaza kaygısı müessirdir. Evet bu bir tezattır. Fakat aklın ve hayatın tabiatı muhafazakardır ve filozoflara rağmen üretilen değerleri muhafaza etmiştir. Filozoflar derin kavrayışlarıyla gerçekleştirdikleri müdahalelerle tezat üretmişler fakat hayat o tezadı terkip etmiş ve sürekliliği sağlamıştır. Bu, dahiyane bir terkip değil, hayata müdahale çabalarının inkıtaa uğramasıdır. Zira hayata müdahale edenler filozoflardır ve müdahale çabaları asla istedikleri çap ve derinlikte gerçekleşmemiştir. Batı medeniyeti, filozofların arzu ettikleri medeniyet değil, onların eserleriyle fakat onlara rağmen meydana gelen bir medeniyettir. Öyleyse batı medeniyeti, felsefenin eseri değil, hayatın felsefeye mukavemetinden doğmuş bir medeniyettir.
İslam medeniyeti başından itibaren, şuur ve irade tarafından tayin edilen bir “inşa, muhafaza, tecdit” sürecine tabidir. Birbirini reddetmeksizin, birbirinin üzerine bina ederek, sürekli gelişmenin, genişlemenin, derinleşmenin on iki asırlık tarihidir. Farklı düşünceler ret meselesi değil, zenginlik, çeşitlilik ve imkan olarak görülmüştür. İslam medeniyet tarihi bu manada, hayata karşı iradi müdahalenin harikulade misalini vermiştir. On dört asırlık İslam tarihinin son birkaç asrı dışındaki tümü medeniyet tarihidir. İslam coğrafyasının bir bölgesinde kurulan medeniyet zaman içinde donmuş ve yıkılmaya yüz tutmuş fakat coğrafyanın başka bir bölgesinde yeniden inşa edilmiş, önceki ve diğer medeniyetlerden de daha ileri, daha derin bir seviyeye ulaşmıştır. Çünkü inşa-muhafaza-tecdit süreci tarih boyunca devam etmiştir. Bir medeniyette bu süreç, inşa ve muhafaza safhalarında kaldığında o medeniyet çökmeye başlamış fakat irfan geleneğindeki inşa-muhafaza-tecdit anlayışı devam ettiği için başka coğrafyadaki medeniyet, diğer medeniyetlerin tüm verimlerini ve tecrübelerini nakletmiş ve medeniyet kavrayışını ilerletmiştir.
İnşa-muhafaza-tecdit sürecinin son halkası kesintiye uğradığında medeniyetlerin yıkılması mukadderdir. İslam tarihinde de böyle olmuştur. İslam irfanının inşa-muhafaza-tecdit geleneği bir medeniyetin yıkılmasına mani olamamışsa da, yeni birini derhal inşa faaliyetine başlamıştır. Bir medeniyeti sürekli kılmak fevkalade bir hadisedir ve neredeyse imkansız gibidir. Fakat aynı kaynağın (İslam’ın) yeni medeniyetini kuracak maharet ve istidadın mevcut olması harikuladedir.
İslam medeniyet tarihinin son halkası olan Osmanlıda bu süreç inkıtaa uğradı. Gerçekten Osmanlı “tecdit” halkasını kopardığı andan itibaren gerilemeye ve bir müddet sonra da yıkılmaya başladı. Ne var ki İslam irfanı, Osmanlı yıkılırken başka bir coğrafyada yeni bir İslam medeniyetini inşa edemedi. Şimdi yeni bir durum ile karşı karşıyayız.

“İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-1-” için bir yanıt

  1. Dünya ya vaziyet edecek bir medeniyet hiçbir ulus devletten doğamazdı ki Osmanlı dan sonra yeni bir irfan medeniyeti kurulabilsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir