İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-2-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-2-
Batı dünyası, Roma imparatorluğundan sonra şimdiki seküler medeniyetine kadar vahşi bir hayat yaşadı. Yani iki medeniyeti arasındaki zaman dilimi bin yıldan fazladır. Dolayısıyla mevcut batı medeniyeti Roma medeniyetinin (bazı kaynaklarını kullanmış olsa da) devamı değildir, hem kaynak bakımından hem de zaman bakımından… Vakıaya bu cihetten bakılınca, batıda, medeniyet geleneği olmadığı açıkça görülür. Bu günkü batı medeniyetinin teorik kaynağı olan felsefede de medeniyet geleneği yoktur. Medeniyet geleneği, inşa-muhafaza-tecdit sürecinin irfan anlayışıdır. Bu anlayış batının nazari kaynağında (felsefede) olmadığı gibi hayatının ameli cihetinde de yoktur. Bu sebeple batı medeniyeti ancak bir insan ömrü kadar yaşamıştır.
Medeniyetlerin ömrü, kuruluş ve yıkılış süreçlerinin dışında kalan “kemal” devri dikkate alınarak hesaplanır. Batı medeniyetinin “kemal devri” ikinci cihan harbinden sonra başlar. Çünkü ikinci cihan harbine kadar batı dünyası, birçok alanda gelişmiş olsa da, medeniyetin nihai mikyası olan, “idare ile halk arasındaki rızaya dayalı mutabakat” ancak ikinci cihan harbinden sonra kurulabilmiştir. Bu gün ise bu mutabakat hızla çözülmekte ve medeniyet birçok alanda yıkılış sürecine girmektedir. Buna mukabil İslam medeniyetlerinin “kemal devri” asırlar sürmüştür.
Medeniyetin “kemal” devri nasıl anlaşılır? “Kemal” devrinin temel mikyasları nedir? Medeniyet, ferd, cemiyet ve devlete nüfuz etmiş ve bu üç unsur arasında mutabakat zirveye çıkmışsa, “kemal” devri başlamıştır. Medeniyetin bu üç unsura nüfuz etmiş olması, bu üç unsur arasındaki münasebetin zecri tedbirlere ihtiyacı asgariye indirmesidir. En müşahhas göstergesi ise suçun azlığıdır. Adaletin, mahkemeler dışındaki tatbikatta tezahür etmesi ve mahkemeye ihtiyacın asgariye inmesidir.
*
Medeniyet bahsinin sırrı, inşa-muhafaza-tecdit süreçlerinde gizlidir. Bu silsileyi anlamak gerek. Silsilenin unsurları arasındaki girift münasebeti çözmek şart… Safhaların birbirinden müstakil olmadığı, birbirine nüfuz ettiği, biri bitmeden diğerinin başladığı bilinmeli. Hemzaman olarak üç safhanın da mümkün ve lüzumlu olduğu hadiseler ve meseleler yaşanabileceği unutulmamalı.
İnşa nedir, muhafaza nedir, tecdit nedir soruları gündemde bile değil. Neler inşa edilmeli, bilinmiyor. Şahsiyet (ferd) inşası, cemiyet inşası, müessese inşası, hayat inşası, sistem inşası, devlet inşası, medeniyet inşası bahislerinin başlıkları bile yok. İnşa edilen (veya edilecek olan) bir müessesenin “ömrü” ne olabilir, merak edilmiyor. Müessese inşa etmek için gereken “model” tasavvuru üzerinde çalışılmıyor. Bir müesseseyi inşa eden (böyle biri çıkarsa) ömrünün ne kadar olabileceğini, ne zaman yenilenmesi gerektiğini, ne zaman yıkılıp yerine yeni bir müessese inşa edilmesi lüzumunu öngörebilmelidir ama bir tane bile müessese veya sistem kurma teşebbüsünde bulunan olmadığı için bu konulara sıra gelmiyor. Müslümanlar İslam irfanı ile bağlarını ne kadar koparırsa o nispette inşa fikri ve faaliyetinden uzaklaşıyor.
Son İslam medeniyetinin yıkılması ve üzerimizden batı medeniyeti gibi bir silindirin geçmesi, İslam irfanı ile bağlarımızı kopardığı gibi, müthiş bir emniyetsizlik hissi üretti. İslam tarihinde çok sayıda medeniyet inşa eden İslam irfanı ile ilgili tereddütler meydana geldi. Çok sayıda medeniyet inşa etmiş olan İslam irfanının “yanlış” olduğu düşüncesi yaygınlık kazanmaya başladı. Oysa hayatın çok basit bir kaidesi unutulmasa çok sayıda medeniyet inşa eden İslam irfanından şüphe etmeyecektik, “her şeyin bir ömrü var”. İslam medeniyetlerinin yıkılmış olması, fani olan bu dünyada ebedi olan bir “bina”nın bulunmamasındandır. Ömrünü uzatmak mesuliyetimiz olduğu doğrudur ama her şeyin bir ömrü var işte. Çok sayıda medeniyet inşa eden İslam irfanından tereddüt eden “küçük akıllar”, her nedense onu, kendilerinin anlamadığını düşünmüyor, bu ihtimalin varlığından hiç tereddüt etmiyor. Oysa İslam irfanındaki “inşa fikri” müthiştir, fevkaladedir. Tarihteki İslam medeniyetlerinin inşasında apaçık göstermiştir. Ufukları, içinde yaşadıkları zaman dilimiyle mahdut olanlar, İslam irfanındaki inşa fikrini görmekten ve anlamaktan acizdir.
“İslam Medeniyet Tasavvuru”, inşa-muhafaza-tecdit anlayışı üzerine bina edilebilir. Bu anlayış, bazen hassas bir kıvam, bazen yüksek bir terkip, bazen keskin bir tecrit, bazen hacimli bir cem edişle gerçekleşir. İnşa-muhafaza-tecdit anlayışı örülemez, sistemleştirilemez ve kemale erdirilemezse, medeniyet kurulsa bile çok kısa ömürlü olacaktır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir