İNŞA-MUHAFAZA-TECDİT-3-

İNŞA MUHAFAZA TECDİT-3-
Yaşadığımız çağda İslam medeniyetini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Son İslam medeniyeti olan Osmanlı medeniyetinin bakiye eserlerine “tarihi eser” muamelesi yapılan bu gün, medeniyet inşasına baştan başlamamız mecburiyet.
Baştan başlamak… İşte bu çok zor… Müslümanların idrak ufkunda hala medeniyet inşası bir tarafa herhangi bir İslami müessese inşası bile yok. İslam’ı anlamaya çalıştıklarını söyleyenler bilmiyorlar ki, inşa fikrini ihtiva etmeyen her idrak çabası, gevezeliktir. Zaten bu sebeple (ve tabii ki başka sebeplerle) İslam irfanında felsefe yoktur. “Düşünce için düşünce”, İslam irfanının saçmalık tarifinde yer bulabilir. İdrak ve tefekkür faaliyetinin maksadı inşadır. Neticesinde inşa olmayan, inşa hedefine kilitlenmeyen her türlü tefekkür faaliyeti, entelektüel gevezeliktir.
Baştan başlamak… Gerçekten çok zor… Bazıları baştan başlamayı, İslam tarihini hesaba çekmek şeklinde anlıyor. İnsanlık tarihinin medeniyet şahikaları İslam irfanı tarafından inşa edilmişken, dehşetengiz bir bedevilik ve cahillikle, hiçbir medeniyet inşa etmemiş gibi İslam tarihi sorgulanıyor. “On dört asırdır İslam yanlış anlaşılmıştır” türünden derin akılsızlık misalleri sergileniyor. Bu tür itirazların sahiplerinin, İslam’ın merkezkaç kuvvetleri olan Şia ve Vehhabi kökenli düşünce müsveddeleri olması dikkat çekicidir. Şia, tarihi boyunca bir medeniyet inşa edememiş olmanın ezikliği içinde tarihteki tüm İslam medeniyetlerine düşmanlık konusunda “şarkiyatçılar” ile yarışıyor. On üç asırlık Şia tarihi, asla “inşa fikri” üretmemiş, hiçbir şey inşa etmemiş, İslam medeniyeti fikrine dahi sahip olmamıştır. Bu kadar uzun tarihinde bir tane medeniyet inşa etmemiş olan “bedevi” topluluk, İslam medeniyet bahsi içinde yer alamaz. Müslümanlar, Şia’nın “yıkıcı” tesirlerine aldanıp, medeniyet tecrübelerini imha etmemelidir.
Baştan başlamak zor iştir. Tabiatı itibariyle zor olanı, zorlaştırmamak gerek. Akıl kolaylaştırmak için yoksa toptan yok olsun daha iyi. On dört asırlık İslam tarihi ve müktesebatı, Kemalist devrimlerin yapmak istediğine uygun şekilde, Müslümanlar tarafından imha edilemez. İslam tarihindeki “doğrular” doğru haliyle tecrübe müktesebatında yerini almalı, “yanlışlar” da yanlış olarak… Yanlışlardan elde edilecek tecrübe, bazen doğrulardan elde edilen tecrübelerden daha fazla ve faydalı olabiliyor. En kötüsü yok saymak, yok etmek…
Baştan başlamak… Medeniyet inşasına baştan başlamak… Çok sayıda medeniyet inşa etmiş olan İslam irfan müktesebatından, yeni bir medeniyet tasavvuru süzmek. Yirmi birinci asrın ihtiyaçlarını da gözden kaçırmadan, yeniden medeniyet tasavvuru örmek… İslam irfanında bu derinlik, bu zenginlik, bu istidat var, kifayetsiz olan günümüz Müslümanları. Kendi zafiyetimizi ve kifayetsizliğimizi İslam irfanına atfetmek tarihi bir hata olur.
*
İnşa etmek, inşa edileni muhafaza etmek, muhafaza edileni tecdit etmek gerekiyor. Bir işin bidayeti iptidai olur. Muhafaza, inşa faaliyetinin bidayetine şamil değildir. İnşa süreci uzun bir döneme tekabül eder. Uzun süre inşa etmek gerekir, sürekli ve kesintisiz inşa… Bidayetinde ortaya çıkan iptidailik kaybolana kadar istikrarlı şekilde inşa faaliyeti devam etmelidir. İptidai olan muhafaza edilmez, edilmemelidir. Muhafazanın ne zaman başlayacağı hususu çok mühimdir.
On dokuzuncu asır İslam medeniyetinin yıkılış asrı oldu. Yirminci asırda yeniden hareketlenmeler başladı fakat “cemaat” çapını aşamadı. İslami hareketler yirminci asır boyunca “varlıklarını” yani imanlarını muhafaza etme çabasına girdiği için, hareketlenmeler, inşa faaliyetini başlatamadı. İmanı muhafaza etme çabası, kapalı cemaat yapılarını oluşturdu. Yirmi birinci asırda inşa faaliyeti başlamalıdır. Fakat inşa fikrinin üretilememiş olmasından dolayı inşa faaliyetine başlanamadan, cemaat çapında inşa edilmiş birkaç gecekondunun muhafazasına geçildi. Bu çok vahim… İnşa edilmeden muhafaza edilmez, süreç ortadan başlamış gibi görünüyor ve ufkun sürekli dar kalmasına sebep oluyor.
Medeniyet inşası, birkaç asır sürer. İslam medeniyetleri için de böyle olmuştur diğer medeniyetler için de… İçinde yaşadığımız çağ, zamanın akış hızının arttığı bir çağdır. Bu sebeple yeni bir medeniyet inşası, tarihteki misallerinden daha hızlı olabilir belki. Fakat medeniyet inşası ne kadar hızlı olursa olsun tabii sınırları vardır ve ilk sınırı ise insanın değişme hızıdır. Bir medeniyet kendi çocuklarını yetiştirebilmek için en az üç nesle ihtiyaç duyar. Medeniyet inşasını başlatan nesil birinci nesil kabul edilirse, medeniyetin saf çocuklarını yetiştirmesi için iki nesil daha gerekir. Asgarisinden bir asır…
Hayatın ve aklın tabiatı, muhafazakardır. Medeniyet inşasındaki en büyük tuzak budur. Küçük yapılar kuranlar (mesela cemaat) derhal muhafaza derdine düşüyor. Kesintisiz inşa, kesintisiz yıkım değil tabii ki. Bu sebeple küçük bünyelerin muhafaza edilmesi gerekmiyor ama onların yıkılması da gerekmiyor. Zaten inşa ile muhafaza arasındaki denklemin sırrı çözülemediği için büyük inşa hamlesi başlatılamıyor. İnşa faaliyeti üç-beş kişiyle de başlatılabilir. Olması gereken, ilk inşa edilen bünyenin, ne kadar küçük olursa olsun, “büyüme istidadına” sahip olmasıdır. Büyüme istidadına sahip bünye inşa edildiğinde, kesintisiz inşa faaliyeti, sürekli yıkım faaliyeti haline gelmeyecektir.
Cemaatlerin temel problemleri, “büyüme istidadı” olmayan küçük bünyeler inşa etmeleri ve bu bünyeleri de muhafaza endişesine kapılmalarıdır. Her inşa faaliyeti, bir tuğla (bir insan) ile başlar. Fakat bir odalık temel atanlar, saray inşa edemezler. Bir odalık temel atanlar, halkın teveccühünden dolayı büyümeye başladıklarında, bir odanın üzerine saray inşa etmeye çalışıyorlar ve bir müddet sonra da ya çöküyor veya bölünüyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir