İNŞA VE MUHAFAZA-4-

İNŞA VE MUHAFAZA-4-
Din ile inşa, “din inşası” sınırını ihlal etmeden, ferdi (şahsiyeti), cemiyeti, (cemiyet nizamını), hayatı, devleti, medeniyeti inşa etmek gerekir. Ana mecralar bakımından, ilim, tefekkür (hikmet), sanat inşa edilmelidir. Bu temel (üst) başlıklar altında, sayısız alt başlık, mesela iktisat sistemi, tedrisat sistemi, sağlık sistemi vesaire inşa edilir.
İnşa faaliyetinin neticeleri, irfan havzasında muhafaza edilir. İrfan havzasının muhafazası, “din muhafazası” değildir. Büyük yanlışlardan biride bu noktada yapılıyor. İrfanın muhafazası ile dinin muhafazası birbirine karıştırılıyor. Bu iki husus birbirine karıştırıldığında, irfan, dinin muhafazası zannediliyor. İrfanı, din gibi muhafaza etmek, dinin muhafazasını akamete uğratır. En hafif ifadesiyle irfan, din yerine ikame edilmiş olur. İrfana din muamelesi yapmak, en azından cahil insanlar nezdinde “yeni din inşası” haline geliyor.
Din ile inşa edilen irfanın (irfan havzasındaki eserlerin) dinin muhafazasındaki hassasiyet ve keskinlikle muhafaza edilmesi, ikisi arasındaki farkı, sığ akıllarda ortadan kaldırıyor. Bu husus, son birkaç asrın temel problemlerinden biridir. Kaynağı Şia olan tüm esintilerin, tarih boyunca birikmiş irfan müktesebatına karşı isyanlarının “meşru” mazereti haline geliyor.
Dinin muhafazası ile din ile inşa edilmiş eserlerin muhafazası arasında bulunması gereken temel farklar zaman içinde ortadan kalkmış. İslam medeniyetinin gerilediği ve yıkıldığı son birkaç asırlık nazari üretim zafiyeti ile birlikte bu gün, irfanın muhafazası, halktaki cahil anlayışların tortulaşmış halini muhafaza haline getirmiştir. Cahillerin mensubiyeti, muhafazası, müdafaası çok yobazca ve keskindir. Bu yobazlık ve keskinlik, İslam irfan müktesebatının muhafazasında riayet edilecek esaslar bir tarafa, kendi cahil anlayışlarından neşet eden “tortuların” muhafazasında yoğunlaşmıştır.
Halk üzerinden İslam irfan müktesebatını tenkit edenlerin seviyesi de halk ayarındadır. Bir dini, dünya görüşünü, fikri onlara mensup en seviyesiz misalleri üzerinden tenkit etmek, fikir ve ilim adamlarının yapacağı iş değil, cahil halkın kör düğüşüdür. Şia esintilerinin bu seviyeden yukarı çıkamaması ise onların “anlayış ayarını” tespit için harikulade bir mizandır.
Her şeye rağmen bu günün İslam coğrafyası ve Müslüman halkları, bahsi edilen problemi yoğun şekilde yaşıyor. Öyleyse günümüz problemlerinden olan, dinin inşası ile din ile inşa bahsini birbirinden tefrik etme mesuliyeti yanında, İslam’ı muhafaza etmek ile İslam irfan müktesebatını muhafaza etmek arasındaki farkı da anlamalıyız.
*
İslam’ın muhafazası ile İslam irfanının muhafazası meselesi, kadimden beri mühimdir ama bugün çok daha mühimdir. Zira on dört asırlık İslam tarihindeki irfan müktesebatı o kadar hacimlidir ki, bunun muhafazası ciddi bir bahis haline gelmiştir. Milyonlarca ciltlik irfan hazinesi, İslam’ı çepeçevre kuşattığı için, bazen İslam o zenginliğin içinde saf haliyle görünmeyebiliyor. Bu sebeple İslam irfanı, İslam’ı, merkezinde en güçlü nur (ışık) saçan misilsiz bir kaynak (yıldız) olarak muhafaza etmelidir. Merkezindeki kaynağın (güneşin) nurunu kapatan, perdeleyen, engelleyen hiçbir kıymet, İslam irfanına ait değildir.
İslam irfanına ait her şeyi İslam’a mani gibi gösteren idraksizler var ve bunlar ayrı bir bahis oluşturuyor. Bunların içinde Şia esintileri kasıtlı bir operasyondur, Şia esintisi dışında kalan samimi Müslümanlar ise idrak zafiyetine tutulmuş halde. İslam irfanını anlamamaktan kaynaklanan problemler başka, İslam irfanı zannedilen bazı bahislerin İslam’a engel oluşturması başka bir konudur. Bu noktada birçok konu birbirine karıştığı için, meselenin vuzuha kavuşturulması gerekir.
İslam tarihinin yeterince uzun olması, bu tarih sürecinde İslam irfanının fevkalade zenginleşmesi muhafazasını ciddi bir mesele haline getirdi. Şahsiyet terkibi ve cemiyet nizamının her seviyesine dair sayısız eser mevcut. İçinde yaşadığımız zaman ve şartlar, hayatın en alt basamaklarıdır. İnsanlık, tarihte, bu kadar aşağılara fazla düşmemiştir. Ümmet ise bu seviyeye hiç düşmemiştir. Bu seviyesizlikten bakınca İslam irfanının çok yukarılarda olan eserlerinin anlaşılması fevkalade zorlaştı. İrfan müktesebatı ile halimiz ve seviyemiz arasındaki uçurumun derinleşmesi, idrak etmenin şartlarını imha etti. Anlamamak, reddetmek için kafi sebep haline geldi. İdrak sığlığı, hassasiyet zafiyeti, itimat kaybı ve irfan cahilliği birleşince, irfan düşmanı yeni tipler türedi.
Bir misal… İlm-i Sima… İnsan bedenindeki uzuvların şekillerinden ruhi hususiyetleri (mizaç hususiyetlerini) tespit etmeye saçmalık muamelesi yapılmaya başlandı. “Bir insanın burnunu bir şekilde olmasından mizaç hususiyetleri nasıl tespit edilebilir, burnunun veya kulağının veya ağzının şekli ruhi hususiyetleri nasıl etkiler?”. Meseleye bu şekilde gerçekten saçmalık gibi geliyor. Oysa “ruhi ilimler” tahsil edildiğinde bilinir ki, ruh bedene girdikten sonra bedeni kendi hususiyetlerine göre şekillendirir. Her insanın bedeni eşkali bir yaşına kadar devam eder. O yaşa kadar beden gelişmeye devam ettiği için, ruhun şekillendirmesi de devam etmektedir. O yaş, her insanda farklıdır, sabit bir yaş değildir. Çünkü her insanın ruhu ve ruhi hususiyetleri farklıdır. Mesela güçlü ruhlar beden üzerinde daha derin ve kuvvetli etkilere sahip olduğu için şekillendirmeyi daha hızlı ve kısa zamanda yapar. Özellikle simanın şekillenmesi ne kadar erken yaşta gerçekleşmiş ve bitmişse, o insan “güçlü ruha” yani güçlü mizaç hususiyetlerine sahiptir. İslam’ın insan telakkisi ruhu esas almasına rağmen, İslam irfanından ve o irfanın inşa ettiği ilimlerden cahil hale gelenler, insan anlayışını “materyalist” bakış açısıyla (tabii ki batının tesiriyle) oluşturmaya başladı. Ruhun beden üzerinde hiçbir tesirinin olmadığını düşünen bir insan, İslam’ın insan telakkisini anlamış olabilir mi? İslam irfanının anlamayanlar, on dört asır süren gelişmeleri bir kalemde imha etmeye çalışıyor. Dehşetengiz bir facia…
İrfan bahçesinde yeşeren ayrık otların olması kabil… Bunlar (varsa) mutlaka ayıklanmalı. Fakat bu işi yapacak olanlar, irfanı ve irfanın inşa ettiği ilim, fikir ve sanatı anlamış olmalı değil mi? Ameliyatı kasaba yaptırır mısınız? Anlaşılmayan her şey İslam’a aykırı görünür. Bir kıymetin İslam’a muhalif mi yoksa muvafık mı olduğunu ancak o kıymeti anlayanlar farkedebilir. Bu salahiyet tabii ki “bilen” ve “anlayan” insanlara verilmelidir. Bilen ile bilmeyen, anlayan ile anlamayan bir olur mu? Hangi ahmak ameliyatı kasaba yaptırır?
Tabii ki zor bir bahis… Özellikle de halkta tortulaşmış bir takım hurafeleri de dikkate aldığımızda fevkalade zor. Burada mühim olan husus, öncelikle irfanı, halktaki tortulaşmalardan tefrik etmektir. Halktaki tortulaşmalardan hareketle yürütülecek irfan düşmanlığı, eğer kasıtlı değilse çok seviyesiz ve cahilce bir yaklaşım olur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir